• BIST 107.112
  • Altın 145,460
  • Dolar 3,5237
  • Euro 4,1103
  • İstanbul : 28 °C
  • Ankara : 28 °C
  • İzmir : 33 °C

2014 Yılına Girerken Türkiye Sağlık Ortamı

Özdemir Aktan

 

2013 yılına damgasını vuran olay bir aydan daha uzun süren Gezi Parkı süreci (direnişi) oldu şüphesiz. Çevre duyarlılığı ile başlayan eylem daha sonra bir özgürlük ve demokrasi mücadelesine dönüştü. Bu sürece damga vuran olayların başında da emniyet güçlerinin kullandığı kontrolsuz biber gazı ve aşırı güç oldu. TOMA ların sıktığı tazyikli suya bile sıvı biber gazı eklenerek daha yakıcı ve can acıtıcı olması sağlandı. Eylemler sırasında biri polis olmak üzere 6 kişi hayatını kaybetti.  İnsanların üzerine ateşlenen biber gazı kapsülleri 11 kişinin gözlerini kaybetmesine, onlarca kişinin de beyin hasarı ile yoğun bakım ünitelerinde aylarca tedavi edilmelerine yol açtı. Türkiye’nin birçok ilinde yer alan protestolarda binlerce yaralı meydanlarda gönüllü hizmet veren hekim ve sağlık çalışanları tarafından ilk yardımları yapılarak tedavi edildi.

Sağlık açısından bakıldığında birçok önemli problemin arasından aşırı biber gazı kullanımı ve sağlık çalışanlarına yapılan saldırılar ön plana çıktı. Biber gazı bir kimyasal silahtır ve öldürücü olduğu bilinmektedir. Hopa’da Metin Lokumcu’da ve diğer birçok örnekte olduğu gibi kalp, akciğer ve alerjik hastalıkların eşlik ettiği durumlarda biber gazı öldürmektedir. 1969 Cenevre Kongresinde göz yaşartıcı gazların da kimyasal silah olarak kabul edilmesi önerilse de tüm ülkeler tarafından kabul görmemiştir. Buna karşılık Avrupa konseyi İşkenceyi Önleme komitesi göz yaşartıcı gazları tehlikeli olarak tanımlamakta ve aşırı kullanımını ve kapalı yerlerde kullanımının yasaklanmasını önermektedir. Gezi Parkı direnişi sırasında ise bu uyarıların hiç birine uyulmamış ve kapalı yerlerde, hatta yaşlı, hasta ve çocukların bulunduğu ortamlara ve evlere biber gazı kullanılmasından kaçınılmamıştır.

 Meydanlardaki kalabalıklara hiç uyarı yapılmadan gaz kullanımı ise bir şans eseri olarak panik nedeni ile kaçan insanlarda ezilmeler ve ölümlere neden olmamıştır. Biber gazı ve tüm göz yaşartıcı gazların kimyasal silah olarak kabul edilmesi ve yasaklanması için TTB çalışmalarını sürdürmektedir. Dünya Tabipler Birliği de bu çağrıya bir destek vermekte ve bu amaçla bir çalışma grubu kurulması aşamasına gelinmiş bulunmaktadır.

Olayların oluştuğu alanlarda hekimler ve sağlık çalışanları yardıma ihtiyacı olanlara sağlık hizmeti vermekte hiç tereddüt etmemiş ve ettikleri yemini yerine getirmek üzere gönüllü olmuşlardır. Binlerce gazdan etkilenmiş, ateşlenen gaz kapsülleri ile yaralanmış, nefes alamayan insan meydanlardaki sağlık çalışanları tarafından ilk yardımları yapılarak hayata döndürüldü. Bu hizmet Sağlık Bakanlığının asli görevi olmasına rağmen, sağlık müdürlükleri alanlara gönderdiği birkaç ambulans ile göstermelik bir hizmet verdi. Sağlık Bakanlığının bu açığını yüzlerce sağlık çalışanı biber gazı bulutları arasında ve polis şiddeti gölgesinde başarılı bir şekilde kapattı. Bu hizmet verilirken tıp öğrencilerine ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Tıp öğrencileri de verdikleri özverili hizmet ile hekimliğin geleceğinin de emin ellerde olduğunu gösterdi. Olaylar sırasında hekimlerin yöneticilerin sıklıkla ve çekinmeden söyledikleri gibi sadece kendi çıkarları peşinde olmadıkları ve hastalarına her koşulda karşılık beklemeden yardım etmeye hazır olduğu gerçeği de ortaya çıkmış oldu.

Ancak verilen bu hizmet AKP hükümetinin hoşuna gitmemiş olmalı ki hekimlere ve tabip odalarına hukuki saldırı hemen başlatıldı. Ankara Emniyet Müdürlüğü Gezi Olayları nedeniyle Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Ankara Tabip Odası’nın (ATO) da içinde bulunduğu emek ve meslek örgütlerini suçlayan bir fezlekeye imza attı. Hazırlanan Emniyet Fezleke’sinde TTB ve ATO “hükümet muhalifi sivil toplum örgütleri” olarak ilan ediliyor ve “eylemci gruplara kamuoyu desteği sağlamakla, Yargı ve Ankara Emniyet Teşkilatı üzerinde psikolojik baskı oluşturmakla” suçlanıyorlar. Daha da ilginci eylemcileri “Polis tarafından yapıldığı iddia edilen orantısız güç kullanımı ile ilgili, savcılığa bireysel olarak suç duyurusu yapılması yönünde teşvik etmişlerdir” deniyor. Bu konularda incelemeler devam etmektedir. Olaylar sırasında yaralananların fişlenme korkusu ile hastanelere gitmek istememesi ve meydanlardaki gönüllü doktorlar tarafından çadırlarda tedavi edilmek istemesi de ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Böyle bir sağlık hizmetinin tekrar verilmesini önlemek amacı ile hükümet bir yasa maddesini de hemen hazırlamış ve torba yasaya koymuş bulunmaktadır. Eklenen madde ile “Olağanüstü durumlarda mesleğini icraya yetkili kişilerce acil sağlık hizmeti ulaşana kadar verilecek olan sağlık hizmeti hariç, ruhsatsız olarak sağlık hizmeti sunan veya yetkisiz kişilerce sağlık hizmeti verdirenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Özel izne tâbi hizmet birimlerini Sağlık Bakanlığından izin almaksızın açan veya buralarda verilecek hizmetleri sunan sağlık kurum ve kuruluşları, bir önceki aya ait brüt hizmet gelirinin yarısına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır “ denmektedir. Baş tarafa eklenen “Olağanüstü durumlarda mesleğini icraya yetkili kişilerce acil sağlık hizmeti ulaşana kadar verilecek olan sağlık hizmeti hariç” cümlesi de tepkiler üzerine komisyonda eklenmiş bulunmaktadır. Bu yasanın evrensel tıp kurallarına ters düştüğü aralarında Dünya Tabipler Birliği, Avrupa Parlamentosu Hekimler Birliği (CPME), İnsan Hakları için Hekimler Birliği (PHR), Birleşmiş Milletler Sağlık Komisyonu, Alman Tabipler Birliği ve İngiliz Tabipler Birliği de olan birçok uluslar arası Tıp Kuruluşu tarafından bildirildi ve Başbakan, Sağlık Bakanı ve Meclis Başkanına yazılan yazılar ile yasanın durdurulması istendi. Yasanın bu şekilde çıkması hekimlerin hastalarına yardım etmesini elbette engellemeyecektir. Evrensel tıp kuralları ve etik değerler her türlü yasanın üzerindedir.

Sağlıkta özelleştirmenin hız kazandığı ortamda hastaların sağlığa harcadığı para arttı, aldıkları hizmetin kalitesi ise tartışılır hale geldi. Artan tıp fakültesi sayısı ve öğrenci kontenjanları hekimliğin geleceğini tehdit eder hale geldi.

2013 yılında daha önceki yıllarda olduğu gibi insanlar öldü, suçlular bulunmadı. Ülkede ve Orta Doğu’da barış daha özlenir bir durum aldı.

Her yıl yeni bir umuttur. 2014 yılında daha iyi, şiddetten arınmış bir sağlık ortamı hepimizin arzusudur. Herkesin ulaşılabilir ve nitelikli bir sağlık hizmetine kavuşmasını bir insan hakkı olarak görüyoruz. TTB daha özgür, demokratik ve sürdürülebilir barış ortamı için çabalarını da sürdürmeye devam edecektir.

Yeni yılın herkese sağlık ve mutluluk getirmesini diliyorum.

BU YAZI SAĞLIĞINSESİ GAZETESİ OCAK 2014 SAYISINDA YER ALACAKTIR

Bu yazı toplam 5273 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim