• BIST 107.478
  • Altın 151,228
  • Dolar 3,6615
  • Euro 4,3022
  • İstanbul : 21 °C
  • Ankara : 19 °C
  • İzmir : 26 °C

33. Uluslararası Katılımlı Türk Kardiyoloji Kongresi'nin Ardından...

33. Uluslararası Katılımlı Türk Kardiyoloji Kongresi'nin Ardından...
Türk Kardiyoloji Derneğinin (TKD) düzenlediği 33. Uluslararası Katılımlı Türk Kardiyoloji Kongresi, 5-8 Ekim 2017 tarihleri arasında 2300'ün üzerinde katılımla Antalya'da yapıldı.

Kongre kapsamındaki basın toplantısına Türk Kardiyoloji Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Mahmut Şahin, Türk Kardiyoloji Derneği Gelecek Başkanı ve Kongre Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Erol, Türk Kardiyoloji Derneği Önceki Başkanı Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Adnan Abacı, Genel Sekreter Prof. Dr. Engin Bozkurt, Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Sinan Aydoğdu, Dernek Saymanı Prof. Dr. Necla Özer ile Dernek Yönetim Kurulu üyeleri Prof. Dr. Meral Kayıkçıoğlu, Prof. Dr. Ömer Göktekin ile Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz  katıldı.

Toplantıda kalp-damar sağlığı ile ilgili güncel gelişmeler, ülkemizdeki mevcut durum ve yeni tedavi yöntemleri paylaşıldı.
 
Prof. Dr. Mahmut Şahin kalp damar hastalıklarının dünya ve Türkiye'deki son durumuyla ilgili şunları söyledi:

“Kalp damar hastalıklarının da içinde olduğu kronik hastalıklar özellikle orta yaş nüfusu tehdit etmekte ve sağlık harcamalarında önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemizde ölüme yol açan en yaygın durum ise kalp ve damar hastalıklarıdır. Bu tanımlamaya kalp, beyin ve periferik damar hastalıkları dahildir. Toplam ölümler içinde bu hastalıklara bağlı ölüm oranı %47'dir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2013 yılı verilerine göre kaydedilen (bebek ölümleri hariç) 358.000 ölümün 140 bini koroner kalp hastalığına, bağlıdır. Avrupa'da koroner kalp hastalığından ölüm oranları orta yaş popülasyonu diyebileceğimiz 45-74 yaş grubunda erkeklerde binde 2-8, kadınlarda binde 0,6 – 3 arasında değişirken, ülkemizde erkeklerde binde 7,6 kadınlarda 3,8 olması düşündürücüdür.”
 
3,5 Milyon Koroner Kalp Hastası Var

Türkiye'de yaklaşık 3,5 milyon koroner kalp hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mahmut Şahin şu bilgileri verdi:

“Yılda %4 artışla bu sayıya her yıl 210 bin yeni vaka eklenmektedir. 2012 yılı verilerine göre yılda 420.000 koroner olay ortaya çıkmakta olup bunların 180.000'i kalp krizi olarak bilinen akut koroner sendromdur. Bu hastalığa bağlı yıllık 100 bin ölüm olgusu ile karşı karşıyayız. Görüldüğü gibi Türk Halkının sağlığını tehdit eden en yaygın hastalıkların başında kalp ve damar hastalıkları gelmektedir. Kalp hastalığı ve inmenin yaşlıları, erkekleri ve zengin toplumları daha fazla etkilediği inancı yanlıştır. Aslında bu hastalık kadınlar arasında da bir numaralı ölüm sebebidir. Türk kadınlarında koroner kalp hastalığının beklenenden fazla olmasının nedenleri ise fiziksel aktivite eksikliği, obezite, kan yağlarının yüksekliği ve hipertansiyonun kadınlarımızda daha çok görülmesidir. Erkeklerde ise sigara en başta gelen hastalık sebebidir. Başta sigara, diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği olmak üzere karın tipi şişmanlık ve psiko-sosyal stres kalbimizin düşmanlarıdır. Bunların içinde özellikle genç kalp krizleri ile yakın ilişkisi nedeniyle sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı özel dikkat gerekir.”
 
Bitkisel Tedavideki Tehlike!
 Prof. Dr. Mustafa Kemal Erol da bitkisel tedavilerin taşıdığı risklere dikkat çekti. Prof. Dr. Erol;şöyle dedi.
“Son yıllarda bazı bitkisel ürünler basınımız veya doktor olan kişilerce mucize ilaçlarmış gibi halkımıza sunulmakta, bu da halkımızın gerçek etkinliği gösterilmiş ilaçları terk ederek bunlara yönelmesine neden olmaktadır. Bu da hastalıkların ilerlemesi, daha zor bir duruma girilmesi ile sonuçlanabilmektedir. Bazen de hastanın kullandığı ilaçla kontrolsüz etkileşim zehirlenmelere ve yan etkilere yol açabilmektedir. Bu da halkımızın hem parasından hem de sağlığından olmasına yol açmakta, birilerini zengin etmekten başka bir işe yaramamaktadır. Tarihte modern tıp ve eczacılık gelişmeden önce bitkisel ürünler tedavide kullanılmıştır. Modern eczacılık ve tıbbın gelişmesiyle bunların yerini ilaçlar almıştır.  Bitkilerin bazı hastalıklara iyi gelmesi meselesi maalesef son yıllarda iyice abartılmış, bazılarınca gelir kaynağı haline getirilmiştir. Bilimsel araştırmalar sonucu etkinliği kanıtlanan ilaçlar dururken etkinliği, dozu, yan etkileri bilinmeyen bu tedavi alternatiflerine halkımız rağbet etmemelidir”
 
Obezite Kalp Ritim Bozukluğuna Neden Oluyor
Prof. Dr. Adnan Abacı konuşmasında obezitenin sağlık üzerindeki etkisi konusunda  bilgiler verdi. Prof. Dr. Abacı; özetle şunları söyledi:

"Obezite artmaya devam ediyor. Çağımızın en önemli sorunlarından biri haline geldi. Gelişmiş ülkelerde ve ülkemizde erişkinlerin yaklaşık üçte biri fazla kilolu, diğer üçte biri obezdir. Normal kilolular azınlık haline geldi. Obezlerde şeker hastalığı, tansiyon, kolesterol yüksekliği ve bunların sonucu olarak koroner kalp hastalığı ve kalp yetmezliği sık görülmektedir. Son yıllarda obezitenin bu zararlarına ilave olarak atriyal fibrilasyon adını verdiğimizi kalp ritmi bozukluğuna yol açtığı ortaya çıktı. Atriyal fibrilasyon esas itibariyle yaşlı hastalığıdır. Yetmiş ve özellikle 80 yaş üzerinde sık görülür. Atriyal fibrilasyon, kalbi bozuk olan kişilerde daha sıktır ve bunlar da daha genç yaşlarda görülebilir. Atriyal fibrilasyon obezlerde, kalp hastalığı olmasa bile, artık orta yaş grubunda, hatta daha gençlerde de görülmeye başlandı. Obezlerde, vücudun diğer bölgeleri gibi kalp de yağlanıyor. Kalp çevresinde biriken yağ, kalp ritminin bozulmasına neden oluyor. Atriyal fibrilasyon çarpıntı, efor kapasitesinde azalma ve bazı hastalarda kalp yetmezliğine neden olur. Bunların yanında, çok ciddi ve çok korkulan bir komplikasyonu da inmeye neden olmasıdır. Dolayısıyla inmeden korunmak için de obeziteden kaçınmak gerekmektedir”

 Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, da konuşmasında teknolojideki gelişmelerin kalp hastalıklarının tedavisinde yarattığı değişimleri  anlattı:

“İnsan genetik haritasının çıkarılmasından sonra, mutasyon kaynaklı hastalıkların, bozuk genin düzeltilmesiyle tedavi edilebileceğine dair bir hayal oluşmuştu. İlk kez bu yıl bir kalp kası hastalığı olan hipertrofik kardiyomiyopatide gen düzeltmesi yapılarak sağlıklı kalp sağlamanın mümkün olduğu gösterilmiştir. Kişinin genetik yapısına göre bazı ilaçlara direnç veya yan etki geliştireceğinin bilinmesi, bizi bireyselleştirilmiş tedavilere bir adım daha yaklaştırmıştır. Bireyselleşmiş tedaviler yaygınlaştıkça, tedavilerin etkinliği artacak yan etkisi ise azalacaktır. Yine bu yıl monoklonal antikorların ilk defa kalp hastalıklarının tedavisinde kullanılmasına şahit olduk. Nanoteknolojinin gelişmesiyle hedeflenmiş tedavilerin kullanımı daha da artacaktır. Güncel bir gelişme olarak, bu ay piyasaya sürülecek olan kalp ritmi ölçebilen saatler kişinin ritim bozukluğunu kaydedip kendisine bilgi verecektir.”
 
Kök Hücre Tedavisi
Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz kök hücre teknolojisi konusunda önemli bilgiler verdi:

 “Kök hücreler, vücudumuzda her çeşit hücrenin atası olan hücrelerdir. Bölünmeye başladıktan sonra kimi hücreler beyin hücrelerimizi, cildimizi, kanımızı oluştururken, kimi hücreler de anne karnındaki yaşantımızın erken safhasında gidip kalp hücrelerimizi oluşturuyor. Bu sebepten dolayı, kalp hücreleri, tıpkı beyin hücreleri gibi oldukça ileri düzeyde farklılaşmış ve özelleşmiş hücre gruplarıdır. Geleneksel bakış açısına göre, bu hücrelerimizin ölmesi durumunda yerine yenisi konulamayacağı düşünülürdü. Ancak bu bakış, erişkin insan vücudunda bulunan ve yaşlandıkça sayıları azalan kök hücrelerin fark edilmesi ve bunların farklı alanlarda kullanılmasıyla değişmeye başladı. Ardından kök hücrelerin kalp gibi yüksek derecede özelleşmiş hücreler için de kullanımı devreye girdi. 2012'de Dr. Shinya Yamanaka'nın Nobel Ödüllü çalışması, 2016'da Dr. Patel arkadaşları tarafından gerçekleştirilen çalışma ve son dönemde Dr. Masaki İeda tarafından yapılan araştırmaların da işaret ettiği gibi yakın gelecekte, kalp krizi geçiren hastalarda ölen kalp hücrelerinin yerini dolduran bağ dokusunu tekrar kalp hücrelerine dönüştürmek hayal değil.”
 
Gebeliğe Bağlı Kalp Yetersizliği Sık Görülüyor
Ülkemizde anne-çocuk sağlığını etkileyen önemli sorunlardan birinin, gebelikte görülen kalp hastalıkları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Meral Kayıkçıoğlu, şöyle devam etti:

“Gebelik, fizyolojik bir olay olmasına rağmen anneden salgılanan bazı hormonlar ve bebeğin anneye getirdiği yükle kalp hastalıkları ortaya çıkabilmekte veya mevcut kalp sorunları ağırlaşabilmektedir. Bulgular yavaş yavaş başlayıp gebeliğin ilerlemesiyle giderek şiddetlenmektedir. Nefes darlığı, çarpıntı gibi bulgular, genellikle gebeliğin normal seyri olarak kabul edilmekte ve hekime başvuruda geç kalınmaktadır. Bazı durumlarda da gebeler, bebeğini kaybetme korkusuyla şikayetlerini doktorlardan saklamakta ve tablo çok ilerlediğinde karşımıza çıkmaktadırlar. Bu nedenle gebeler kalp hastalıkları konusunda bilinçlendirilmeli ve her gebe kalp-damar hastalığı açısından iyi takip edilmelidir. Türk Kardiyoloji Derneği, Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin çağrısı ile gebeliğe bağlı kalp yetersizliği (peripartum kardiyomiyopati) üzerine bir kayıt çalışması gerçekleştirilmiştir. ARTEMIS isimli bu çalışmanın ilk bulguları dünyada çok nadir bildirilen gebelikle ilişkili kalp yetersizliğinin ülkemizde çok daha sık olduğunu işaret etmektedir. Tedavi ile tamamen kalp yetersizliğinin iyileşmesi mümkündür. Ama sonraki gebeliklerde hastalığın tekrarlama riski yüksek olduğundan tekrar gebe kalınmaması gerekmektedir.”
 
Bağırsak Sağlığı Kalbi de Etkiliyor
Prof. Dr. Necla Özer bağırsak florasının önemine değindi:

“Sağlığımız sadece ne yediğimize içtiğimize, ne yaptığımıza bağlı değil aynı zamanda kimi misafir ettiğimize de bağlıdır. Bağırsak florasının önemi aslında ‘bütün hastalıklar bağırsaktan başlar' diyen Hipokrat'ın döneminden beri bilinse de son yıllarda yapılan pek çok çalışma sonucunda obezite, metabolik sendrom, ateroskleroz, hipertansiyon, diyabet, kalp yetersizliği, kronik böbrek hastalığı gibi kardiyovasküler sistemi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen pek çok hastalık ile bağırsak floramızın ilişkili olduğu anlaşılmıştır. Koroner arter hastalığı olanlarda yapılan bir çalışmada, kalp krizine neden olma potansiyeline sahip plağı olanların bağırsak florasının, kalp krizine neden olmayacak kararlı plağı olanlardan farklı olduğu gösterilmiştir. Ayrıca kalp yetersizliği olan hastalarda da bağırsakta gelişen ödem ve iskemiye bağlı olarak vücutta dolaşan endotoksinler artarak kalp yetersizliğinin kötüleşmesine katkıda bulunabilmektedir. Özellikle prebiyotik etkisi olan lifli yiyecek, sebze, meyvenin; probiyotik özelliği olan yoğurt, kefir, lahana turşusu gibi yiyeceklerin tüketilmesiyle bağırsak floramızı doğal yollardan düzeltmemiz ve düzenlememiz mümkündür.”
  
Girişimsel Kardiyoloji Uygulamaları Hızla Gelişiyor
Türk Kardiyoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Engin Bozkurt girişimsel kardiyoloji alanındaki son gelişmeleri aktardı:

“Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de girişimsel işlemlerin sayısında ve kalitesinde sürekli artış olmaktadır. En yaygın girişimsel kardiyoloji uygulamalarından biri, kalp krizi geçiren bir hastada tıkalı damarın stent ile açılmasıdır. Bu tedavi dünyada kalp krizinin en iyi tedavisidir. Ülkemizin bu anlamda çok iyi konumda olduğunu söyleyebiliriz. Girişimsel işlemlerde kullanılan stent teknolojisi de gelişmektedir. İlk çıkan stentler paslanmaz çelikten elde edilmekteydi. Bu stentlerin kullanıldığı hastaların yaklaşık %20-25'inde aynı bölgede tekrar daralma olmaktaydı. Bunu azaltmak için metal stentlerin üzerine çeşitli ilaçlar yüklendi. Bu ilaçlı stentlerle yeniden daralma oranı %5-8 seviyelerine indi. Dünya literatüründe bu sonuçlar son derece iyi olarak kabul edildi. Dünyada kullanılan stentlerin yaklaşık %85-90'ı ilaçlı metal stentlerden oluşmaya başladı. Metal stentlerde damara yerleştirilen stent orada sürekli kalmaktaydı. Ardından, damara yerleştirildikten bir süre sonra eriyip kaybolan stentler üretilmeye başlandı. Bu stentler henüz ilaçlı stentlerin tamamen yerini almış değil, fakat ileriki yıllarda bu alandaki yeni gelişmelerle birlikte ilaçlı metal stentlerin yerini alması beklenmektedir. Kalp kapaklarının ameliyatsız yöntemlerle tedavisi de, son zamanlarda girişimsel kardiyoloji alanındaki önemli gelişmelerden birisidir. Özellikle yaşlılarda gördüğümüz aort kapak darlığının tedavisinde etkinliği tüm dünyada kabul edildi. Bir diğer gelişme ise inmenin kateter bazlı yöntemlerle tedavisidir. Ülkemizdeki bazı kalp merkezlerinde nöroloji ve radyoloji hekimleri ile birlikte bu alanda oldukça başarılı tedaviler yapılmaktadır.”
 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim