• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul : 17 °C
  • Ankara : 16 °C
  • İzmir : 21 °C

Akademisyenin İtibarını Arttırmak Mümkün Mü?

Süleyman Büyükberber

 

 

Akademisyenin İtibarını Arttırmak Mümkün Mü?

İtibar kelimesi, saygı görme, değerli, güvenilir olma durumu, saygınlık, prestij anlamlarına geliyor. Hakikaten öğretim üyesi bugün saygı görüyor mu? Kamuoyunda güvenilir gözüküyor mu? Saygınlığı var mı? 

Globalleşirken hızla yozlaşan ve değerlerin tepetaklak olduğu dünyada gerçek değerlerin ve emeğin yerini günübirlik değerler ve şöhret alıyor. İnsanlık onurunu da hızla kaybediyor. Artık sanat denilince şarkıcı ve aktrist, bilim denilince gazetede sansasyonel köşe yazarları akla geliyor. Tıklanma rekoru kıracağım derken sanki her bir tık insanlığın onurunu tırtıklıyor. 

Yıllarını eğitime vermiş, bilime vermiş insanlara alaycı bir tavır ve acıyan gözlerle bakan parası çok ama eğitimsiz bir züppe kesime zaten alışmıştık. Ancak son yıllarda artan bir ivmeyle ilme ve ilim insanına saygısızlık tabana kadar yayıldı. Bir hekim olarak bu değişimi öyle hızlı yaşadık ki. Sanki bir yerlerden bir düğmeye basıldı da o naif, kadir kıymet bilen, necip Anadolu insanı birden başka bir kimliğe büründü. 

 İletişimin getirdiği gözü açılmışlık mı? Kapitalistleşen, materyalistleşen dünyanın getirdiği bencillik mi? Milli, manevi duygulardan hızlı kopuş mu? Yoksa medyanın sürekli verdiği gaz mı? Bu algı değişikliğinin altında yatan faktörler nelerdir? Suçlu biz miyiz? Ya da suçun ne kadarı bizde? Önünüzdeki gerçekler neler? Kalitesiz ama daha çok sayıda öğretim üyesi, Daha çok sayıda ama daha az kazanan öğretim üyesi,Geçim derdine düşmüş, ikinci öğretimle anlatacağı dersle geçinmeye çalışan öğretim üyesi,Sosyal bir hayatı olamayan öğretim üyesi,Dersten ve rutinden başını kaldırıp dünya ölçeğinde bir varlık gösteremeyen öğretim üyesi,Eski, kirli, ve gelen geçenin elini, kolunu sallayarak girdiği, kalabalık odalarda sekretersiz öğretim üyesi,Kadrosu, ekmeği, bir tane imparator rektörün iki dudağı arasına sıkıştırılmış öğretim üyesi,Aslında mezun ettiğinde kendi işini yapamayacak ve ülkenin hiç ihtiyacı olmadığı kadar öğrenciye  ders vermek zorunda kalan öğretim üyesi.

Kendi branşında bile dünyada ne olup bittiğinden haberi olamayan öğretim üyesi,Devlet hastanesindeki uzmandan hiçbir farkı olmadığı deklare edilmiş öğretim üyesi,Yaptığı işin kurallarını kendi meslektaşlarının belirleyemediği öğretim üyesi,Devlet memuru öğretim üyesi,Kısır kavgalara, siyasete alet edilmiş, yollarda yürütülmüş slogan attırılmış, birbirine kırdırılmış öğretim üyesi,Gerçek bilime yaklaşmasın diye önüne engeller konulmuş, yol ve işaret levhaları değiştirilmiş, yanlış turnikelere sokulmuş öğretim üyesi, Para itibarı artırır mı? Mutlaka artırır. Yaşadığın semt, giyim kuşamın, otomobilin, yaptığın işin onuruyla korele olmak zorunda. Ne kadar para itibarı artırır?

Aslında bilim insanının doymak bilmez bir para isteği hiç olmadı. Bilim insanı geçim kaygısı yaşamak istemiyor. 30 yıl okuyup, okuttuktan sonra bir küçük esnaf kadar birikime sahip olamıyor. Her şeyimizde örnek aldığımız ve bu yollardan daha önce geçmiş batılı ülkelerdeki kadar bir geçim standardı bekliyor. Maaşı yetmediği için ek derslerle geçinmeye çalışan öğretim üyesinden hangi bilimsel ürünü, hangi orijinal keşfi, hangi sanayiye dönük projeyi bekleyeceksiniz. Mekan önemli mi? Çok önemli. Mekan ruhlara siner. İnsanı depresyona da sokar. Şevke de getirir. İnsan giren çıkanın belli olmadığı, düzensiz, devlet ihale kanununun gerektirdiği, sanki tüm ülkede aynı müteahhidin yaptığı imajını veren birbirine benzer, doğu bloğu ülkelerindeki sosyal konutları andıran binalarda 10 metrekarelik odalarda 3 öğretim üyesi otururken, nasıl bir makale okuyacak, neyi düşünecek, nasıl ufuk turu, beyin fırtınası yapacak ta orijinal bir makale, bir fikir, bir eser ortaya koyacak.Artan sayı kaliteyi düşürür mü? Mutlaka düşürür. Seçilirken hep en iyiler önce seçilir. İleri ülkelerdeki öğrenci sayısını ve öğrenciye düşen öğretim üyesi sayısını, üniversite sayısını yakalamak için gayret göstermemiz çok güzel. Ancak onların 150 yılda geldikleri sayıyı 10 yılda yakalarsak kaliteden mutlaka 15 kat taviz vermemiz gerekir.

 Büyüklük sayı ile mi ölçülmeli? Hayır. Büyüklüğün ölçüsü sayı olamaz. Dünyanın en iyi 100 üniversitesi içinde öğrenci sayısı 15 bini geçen 1-2 tane. Bir hekim olarak söylüyorum İri olmak iyi değil, diri olmak daha iyi. Hem iri olalım, hem diri olalım. Bu da tıbben mümkün değil. Hocalardan aldığım bilgiye göre Gazi üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde 950 öğrenci varmış. ODTÜ’de 160 sayısını aşmaması için direnmişler. Tüm Türkiye’de ise yaklaşık 25000 öğrenci şu anda tarih okuyormuş. Her 4-6 yılda bir devri daim edecek olursa bu on binlerce tarihçi ne iş yapar. Bunun strateji neresinde, planlama neresinde. İmparatorluklar birbiri ardına tarihe karışırken, rektörlerin tahtı niye sallanmıyor? Zannederim sallanacak. Ancak umarım grup imparatorlukları, siyasal imparatorluklar, mütevelli hegemonyası bugünümüzü aratmaz.

Amerika Birleşik Devletleri üniversitelerde mütevelli uygulamasını en yaygın şekliyle 1800’lerden beri uyguluyor. 1900’lü yılların başında bir de bakmışlar ki, mütevelli denilen ve akademik olmayan bürokrat, belediye başkanı, iş adamı, vakıf temsilcisi gibi şahıslar profesörlerle oynamaya başlamışlar. Akademik hayat durmuş ve öğretim üyesi kaçışı başlamış. Çözüm olarak kalıcı kadroları ihdas etmişler.

Biz, hisleriyle değil mantığı ve iz’anı ile karar verecek haddini bilecek mütevelliler oluşturma olgunluğuna eriştik mi?Dış dünya ile yarışmak çok önemli mi? En önemlisi bu. Bizim mihenk taşımız dış dünyadaki yerimiz. Ne zaman bu sıralamada ilk 50 ye girmeye başladık, o zaman teknolojinin de, sanayinin de, sanatın da, kültürün de, paranın da yönünü biz belirleriz.

Üniversiteler siyasetin neresinde olmalı? Hiçbir yerinde olmamalı. Branşı siyasal bilimler olanlar bile günlük siyasete bulaştırılmamalı. Öğretim üyesinin bir onuru var. Ona sokakta slogan attıramazsınız. Siyasetin yapılacağı yer bellidir. Meclis dışında siyasetin girdiği hiçbir kurum iflah olmaz. Siyasetin girdiği kurumdan bilim çıkar gider. Hepimizin hayat görüşü ve siyasal düşüncesi var ama bilim insanı bunu sandık dışında özel hayatına ve okuluna da götürürse, seçim ve tercihlerinde evrensel bilim kuralları yerine siyasal görüşe değer verirse kendi bacağına kurşun sıkmış olur. Bu sürdürülebilir bir uygulama değildir. Kendi görüşünüzden ehil olmayan kişileri eğiteceğim derken günceli takip edemezsiniz. Bizler girdiğimiz keşmekeş ve yanlış labirentlerden tırmanıp bir global bakış ile yeni ve hızlı birkaç çıkış noktası aramak zorundayız.

İtibarımızı artırmak için önce beyinlerimizi yeniden formatlayıp, eski kötü alışkanlıklarımızı bırakmalıyız. Tıpta buna hayat tarzı değişikliği deniliyor. Kansere, kalp hastalıklarına, psikiyatrik bozukluklara, eklem hastalıklarına, yağa, kolesterole, şekere çok iyi geliyor çoğu kez ilaç tedavisinden daha önemli. Sağlık emareleri gösterirsek, hiç kimsenin bizi üzmesi bizden vazgeçmesi kolay olmayacaktır.

Bu yazı toplam 1683 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim