• BIST 99.065
  • Altın 228,803
  • Dolar 5,7905
  • Euro 6,7009
  • İstanbul : 21 °C
  • Ankara : 22 °C
  • İzmir : 23 °C

ALICE ALZHEIMER’LİLER DİYARINDA

Kaynak Selekler

Amerikalı sinema yıldızı Julianne Moore, “Still Alice” (Beni Unutma) filmindeki rolüyle 2014’te en iyi aktrist dalında “Altın Küre” ödülünü kazandı. Aynı dalda 2015 Oscar adayları arasında idi. Oscar ödülünü de aldı. Lisa Genova’nın yazdığı ve 2007 yılında “bestseller” olan “Still Alice”kitabından uyarlanan aynı isimli filmde Moore, New York Colombia Üniversitesi’nde başarılı bir dilbilim profesörü olan Alice Howland’ı canlandırıyor.

Profesör Alice bir gün derste kelime bulma zorluğu yaşar. Diğer bir gün Üniversite kampüsünde koşarken, bildik bir muhitte kısa süreli “burası neresi, ben buraya hiç gelmedim, burayı bilmiyorum” (jamais vu) atağı geçirir, bir başka gün kısa süre önce tanıştırıldığı oğlunun kız arkadaşını tanımaz. Bu olaylardan alarme olan Alice’e gittiği doktor (nörolog) “erken başlangıçlı Alzheimer hastalığı” teşhisi koyar. Alice daha 50’li yaşlardadır. Eşi ve çocukları tanıyı başlangıçta kabullenmek istemez. Fakat Alice’in hastalığı genetik tiptedir, babasından geçmiştir ve hastalığın üç çocuğuna da geçme ihtimali vardır. Alice’in hayatı bundan sonra değişecektir. İşini kaybeder, aile ilişkilerinde zorluklarla uğraşır ve giderek yardıma muhtaç duruma düşer.

Bu yazının amacı film takdimi veya eleştirisi yapmak değil. Alice’in hikayesi üzerinden seyirci veya okuyucuya, Alzheimer hastalığı ile ilgili aklına takılabilecek sorulara yanıt vermek.

50’li yaşlarda Alzheimer olunur mu?

Alzheimer hastalığı iki tipte ortaya çıkar. 1. Sporadik tip ( geç başlangıçlı Alzheimer hastalığı), 2. Genetik tip ( erken başlangıçlı Alzheimer hastalığı). Sporadik tip olguların %90’nını oluşturur. Hekimlerin günlük pratikte en sık karşılaştıkları, genetik olmayan bu tipte hastalığın klinik belirtileri 65 yaşından sonra başlar. Sıklığı her beş yılda bir, 2 katına çıkar.

Daha nadir rastlanan ve sıklığı en fazla %10’ları bulan genetik tipte ise, hastalık belirtileri 40’lı yaşlardan sonra ortaya çıkar. Sporadik tipe göre klinik tablo atipikdir ve hastalık diğer tipe göre daha hızlı seyreder. Burada anne-babadan-evlada- torunlara geçiş vardır ve hastalık nesilden nesile aktarılır.

Alzheimer hastalığı ne zaman başlar?

Alzheimer hastalığında iki başlangıç söz konusu. 1. Hastalığın klinik semptomlarının, diğer bir deyişle belirtilerinin ortaya çıktığı başlangıç. 2. Hastalığın beyinde değişikliklerinin belirdiği başlangıç.

1.Hastalığın olmazsa olmaz belirtisi unutkanlık yanında kelime bulma zorluğu tarzında başlayan konuşma/lisan bozukluğu; yer, zaman ve kişi yönelimi bozukluğu şeklindeki görsel-mekansal fonksiyon bozukluğu; dikkat, karar verme, plan yapma, muhakeme gibi yürütücü fonksiyonlardaki bozukluklar sporadik olgularda 65 yaşından, genetik olgularda 40 yaşından sonra başlar.

2.Hem sporadik hem de genetik olgularda hastalığa ait beyindeki patolojik değişiklikler ise, klinik belirtilerin ortaya çıkmasında en az 15-20 sene önce başlar. Bu durum artık günümüzde hem PET görüntüleme yöntemi, hem de beyin omurilik sıvısının laboratuvar incelemeleriyle ispatlanmıştır.

Beyinde hastalık başladığı halde neden bulgular hemen ortaya çıkmaz? Beyin bir süre/yıllarca zihinsel fonksiyonlarını sürdürmek için direnir. Bu konuda kognitif (zihinsel) rezerv de rol oynar. Seneler sonra beyindeki sinir hücreleri ve hücreler arasındaki bağlantı (sinaps)ların harap olmasıyla hastalığın klinik belirtileri ortaya çıkar. Hastalık ilerleyici olduğu için beyindeki yıkım ve buna bağlı hastadaki zihinsel bozukluk giderek artar.

Zihinsel rezerv nedir?

Alice, yüksek eğitimlidir. Bir üniversitede hocadır. Kocasının ifadesine göre “onun gördüğü en zeki kişilerden biridir”. Filmin akışı içinde Alice’in hastalığın yaptığı yıkıma karşı direnmesi sergilenir. Bilgisayar kullanmaya devam eder, cep telefonuna kendisiyle ilgili sorular yazıp her gün bunları yanıtlamaya çalışır. Bilmece çözer. Ev işlerini kendi yapmaya gayret eder. Hatta bir gün, doktorunun önerisiyle Alzheimer Derneği’nde hastalığı ile ilgili konferans verir, yorumlar yapar.

Zihinsel (kognitif) rezerv beyindeki bir yedek kapasiteyi ifade eder. Genetik ve çevresel etkenler zihinsel rezervde rol oynar. Hipoteze göre eğitim, entelektüel kapasite, mesleki faaliyetler, kişinin IQ derecesi, beyin hacmi, zihinsel olarak hobiler gibi uyarıcı boş zaman faaliyetleri beyinde yıkıma karşı bir yedek kapasite oluşturur. Bu rezerv Alzheimer hastalığının belirtilerinin ortaya çıkışını birkaç sene engeller. Kişinin beyin rezervi ne kadar büyükse başlangıçtaki ötelemede o kadar uzun sürer.

Alice gibi zeki, yüksek eğitimli bir üniversite öğretim üyesinin büyük bir rezerve sahip olduğu düşünülebilir. Üniversitede ders verme alışkanlığı olan Alice’in hastalığı sırasında bir topluluğa konferans verebilmesi de mümkündür. Seyircinin ve dinleyenlerin konuşma sırasında ne zaman hata yapacağını beklediği Alice, elindeki kağıtları yere düşürmekten başka hata yapmaz. Bu durum hastalığın evresi ve şiddeti ile de ilgilidir. Hastalığı ilerlemiş sıradan bir Alzheimer hastasının böyle bir konuşma yapması olanaklı değildir.

Alzheimer’den korunulabilir mi?

Genetik tipte bu mümkün değil. Genetik yükü taşıyanlarda hastalık 40-45 yaşlarında kaçınılmaz olarak başlar. Kolombiya’da Antioqula’da yaşayan 5000 kişilik bir ailenin bireylerinin %30’u genetik yük taşıyor ve bunlarda ortalama 44 yaş civarında hafif bilişsel bozukluk başlıyor ve bunlar 49 yaş civarında Alzheimer hastası oluyor.

Aksine sporadik tipte hastalığın belirtilerinin başlangıcını birkaç sene geciktirmek olanaklı. Hastalığın başlangıcını 5 yıl geciktirmek dünyadaki Alzheimer’li sayısını yarı yarıya düşürecektir.

Beyninde hastalığın patolojik değişiklikleri olan her kişi Alzheimer olmuyor. Zihinsel olarak normal yaşlıların %20’sinin otopsisinde beyinde bu değişiklikler saptanıyor. PET görüntülemede ise bu oran %30. Kişilerin hastalık değişikliklerinin kötüleştirici etkilerine karşı direnme kapasitesi farklı olabilmekte. Alzheimer’in bu değişikliklerine karşı dayanma gücüyle ilişkili faktörlerin belirlenmesi, hastalığın önlenmesinde önemli. Genetik olarak benzer yapıya sahip tek yumurta ikizlerinde yapılan çalışmalar Alzheimer hastalığı riskinin %60’ının genlerden değil, yaşam tarzından geldiğini gösterdi. Bugün için Alzheimer hastalığı’nı tam iyileştiren, hastalığın gidişini durdurup geri çeviren ve hastayı eski normal haline döndüren bir tedavi olmadığına göre, hastalığı öne çeken risk faktörleriyle hastalıktan koruyan etkenlerin bilinmesi ve uygulanması çok önemli.

Bu yazı toplam 3447 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
benan babila
02 Mart 2015 Pazartesi 10:48
10:48
Gerçekten merak ediyordum çok güzel bir özet olmuş. Teşekkürler
213.74.210.66
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim