• BIST 97.454
  • Altın 221,376
  • Dolar 5,5966
  • Euro 6,4117
  • İstanbul : 20 °C
  • Ankara : 12 °C
  • İzmir : 18 °C

ALOIS SEN KİMSİN?

Kaynak Selekler

“Eğer insan ömrü uzamasaydı adını kimse bilmeyecekti.”

14 Haziren 1864’te Almanya’da Bavyera’nın  Marktbeit kasabasında doğdu,  19 Aralık 1915’ te Breslau’da öldü. Öldüğünde ailesi, yakınları, dostları ve meslektaşları dışında hemen hemen kimse adını bilmiyordu. Aradan 100 yıl geçti. Şimdi bütün dünyada milyonlarca kişi onu tanıyor. Bazı kişiler ismini anmaktan çekiniyor, korkuyor. O yaşadığı dönemde böyle bir şeyin olabileceğini aklına getiremezdi.

Peki o halde Alois sen kimsin?

Pek çok hikayede olduğu gibi “fakir bir ailenin çocuğu olarak “ dünyaya gelmedi. Babası noterdi. İyi bir ailenin oğlu olarak doğdu, iyi okullarda okudu. Berlin, Aschaffenburg, Tübingen ve Würzburg Üniversitelerinde öğrenim gördü. 1887 yılında doktor diplomasını aldı. Franfurt’ta psikiyatri ihtisası yaptı.

Alois’in bütün hayatını değiştiren 1901 yılında Agust isimli kadınla tanışması oldu. Alois, Agust’ün kendisine büyük bir ün kazandıracağını o sıra bilemezdi. Bu, sadece mesleki bir ilgiydi. Tanıdığında Agust perişan bir vaziyette idi. Evinde yalnız yaşıyor be bütün yardımları ret ediyordu. Davranış bozuklukları gösteriyor, iyi konuşamıyordu. Bu durumda Alois’in Franfurt’taki kliniğine getirilmişti.

Agust 51 yaşındaydı ve Alois, August’te o güne kadar gördüğü hastalardan çok farklı yönler gözlemişti. İlginç bir hastaydı ve izlemeye değerdi.

Fakat bu arada 1903’te Alois, Frankfurt’tan Münih Üniversitesi psikiyatri kliniğine geçti. Ama Alois’in aklı hep Agust’te idi. Uzaktan onun hastalık seyrini hep izledi.

Beş sene sonra 1906’da Agust hastanede öldü.

Alois eski hastanesinden Agust’ün tıbbi kayıtlarını ve beynini istedi.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Alois, Agust’ün beyninde o güne kadar kimsenin görmediği ilginç değişiklikler saptadı.

Daha sonra bu bulguları 1906’da bir kongrede sundu. Kongreye bütün dünyadan ünlü bilim adamları katılıyordu. Genç Alois’in sunumuna hiç biri ilgi göstermedi. Kimse Alois’e inanmamıştı. Şaşkın ve üzgün yerine oturdu.

Fakat Alois yılmadı, bir yıl sonra 1907’de bu ilginç olgusunu bir Psikiyatri dergisinde yayınladı. Uzun bir süre hiç kimsenin ilgisini çekmeyen bu makale, son yıllarda en fazla atıf alan yayın oldu.

Alois’in hocası bir kitabında “Alois’in de yayınladığı böyle bir olgu vardır” diye ismini zikretmişti.

Alois 1915’te 51 yaşında enfeksiyondan öldü. Arkasından yapılan konuşmalarda, ölüm ilanlarında kendisinin mükemmel bir araştırmacı, becerikli ve bilgili bir doktor, iyi bir hoca, örnek bir akademisyen, mükemmel bir insan, babacan ve sempatik bir dost, iyi bir yönetici özellikleri vurgulandıysa da hocası dahil hiç kimse onun ilginç bir hastalık yayınladığını söylemedi. Bunun nedeni o sıralar birçok kişinin bu olgu hakkında şüpheleri olmasıydı? Gerçekten böyle bir hastalık var mıydı, yoksa bilinenlerin değişik bir formu muydu?

Ama benzer hastalar daha sonra literatürde yayınlanmaya başladı.

İnsan ömrü uzadı, hasta sayısı dünyada endişelenecek boyutlara ulaştı.

Yaşlılığın en korkulan hastalığı haline geldi.

Mezar taşında şöyle yazar:

ALOIS ALZHEIMER

1864-1915

Bu yazı toplam 3532 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim