• BIST 94.552
  • Altın 193,677
  • Dolar 4,7378
  • Euro 5,4908
  • İstanbul : 25 °C
  • Ankara : 24 °C
  • İzmir : 27 °C

ALÜMİNYUM ALZHEIMER’E NEDEN OLUR MU?

Kaynak Selekler

 

Son zamanlarda, bazı kişiler tarafından bazı aşılarda alüminyum bulunduğu için, yaşlıların grip aşısı olmaması önerildi. Alüminyumun Alzheimer hastalığına neden olduğu ileri sürüldü. Peki alüminyum Alzheimer hastalığına sebep olur mu? Alüminyum Alzheimer hastalığının risk faktörü müdür? Bu konudaki bilimsel araştırmalardaki sonuçlar nedir?”

Risk faktörleri, hastalığa yakalanma olasılığına katkıda bulunur, fakat hastalığın sebebi değildir. Alzheimer hastalığında yaş/yaşlanma ve genetik faktörler kişinin kontrolü dışında olan risk etmenleridir. Fakat kontrol altına alabilecek bazı risk faktörleri de vardır, örneğin kan basıncını düşürmek, diyabet tedavisi, şişmanlamama veya zayıflama, kolesterol kontrolü, hareketli bir yaşam gibi. Hemen belirtelim ki, bu günkü bilimsel konseptte alüminyum Alzheimer hastalığı risk faktörü değildir. Çalışmalar, demans gelişimi için alüminyumun bir risk faktörü olduğuna dair güçlü bir kanıt sağlamamıştır.
 

Genellikle alüminyumun tencere, tava, uçak veya alet yapmak için kullanılan hafif gümüşi bir metal olarak bilinir. Fakat metalik olmayan bir formu da vardır ve bu alüminyum şekli, dünyanın yüzeyinin yüzde sekizini oluşturur. Az miktarda alüminyum " eser element/iz elementi" olarak adlandırılır ve çevremizde ve bedenlerimizde bulunur. Bu miktarlar normaldir ve zararlı değildir.

Alüminyum nerede bulunur?

Çevrede!  Bu iz elementleri yeryüzünde bulunduğu için, içme suyumuzda, yediğimiz gıdalarda doğal olarak bulunur.

Alüminyum iz elementlerinin bulunduğu yerler:

• Birçok işlenmiş gıdalarda

• Deodorantlar ve burun spreyleri gibi kozmetik ve kişisel hijyen ürünlerinde

• Aşılarda, bazı ilaçları daha etkili veya daha az yan etkili hale getirmek için

• Kuru topraklardan, sigara dumanlarından, pestisit spreylerinden ve alüminyum esaslı boyadan soluduğumuz havada.

Vücudumuzda alüminyum bulunur ancak rolü tam olarak anlaşılamamıştır. Sağlıklı bir birey tarafından alınan alüminyumun çok azı aslında emilir; çoğu böbrekler tarafından atılır.

Alüminyum ve demans/Alzheimer hastalığı gelişimi arasında bir bağlantı var mı?

1960'lı ve 70li yıllarda alüminyum, Alzheimer hastalarında olası bir şüpheli olarak ortaya çıktı. Bu şüphe, tencere, tavalar, içecek kutuları, antiasitler ve ter önleyici spreyler gibi günlük kaynaklar yoluyla alüminyuma maruz kalma endişelerine yol açtı. Bu nedenle demans ile bağlantılı olabilecek bir madde olarak alüminyum 40 yılı aşkın bir süredir incelenmiştir

 Bu konuda birçok çelişkili bulgu var:

• Bazı araştırmalar bunama hastalarının beyinlerinde artmış alüminyum elementleri düzeyleri gösterirken, diğer araştırmalarda saptanmamıştır.

• Çalışmalarda, alüminyuma mesleki olarak maruz kalan kişilerde artmış demans sıklığı bulunamadı.

• Çay yaprakları daha çok eser miktarda alüminyum biriktiren birkaç bitkiden biridir. Bununla birlikte genellikle çok miktarda çay içen kültürlerde demansın daha yaygın olduğuna dair bir kanıt bulunmamaktadır.

• Ne yazık ki, daha önce hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, alüminyum zehirlenmesine karşı özellikle duyarlı olan bir hayvana odaklanmıştır ve bu da, alüminyumun vücut üzerindeki genel etkileri hakkında yanlış sonuçlar vermiştir .Tencere,kap kacak,folyo,içecek kutusu ve diğer ürünlerin aliminyuma maruz kalmayı önemli ölçüde azaltmak çok fazla etkili olmayacaktır.

Çünkü kap kacaklardaki alüminyum varlığı, kişinin alüminyum alımının yalnızca çok küçük bir yüzdesine katkıda bulunur.

SONUÇ: Şu anki araştırmalar, alüminyumun eser elementlerine maruz kalmanın demans ve Alzheimer hastalığı gelişimiyle bağlantılı olduğuna dair ikna edici bir kanıt sunmamaktadır.

YORUM: Hala kırık yıl önceki iddialarda kalıp, konunun uzağında bulunan ve son bilimsel tartışmalardan habersiz kişiler, alüminyum ve Alzheimer konusunda söylemlerde bulunmaktadır. Kanıtlanmamış iddiaları, sanki ispatlanmış bilgiler gibi topluma sunup kişilerin aklını karıştırmaktadır. Aslında bunlar bilimle, bilimsellikle ve bilim insanlığıyla bağdaşmayan davranışlar olup, toplum sağlığıyla da tehlikeli bir şekilde oynamaktır.

KAYNAKLAR:

http://alzheimer.ca/en/Home/About-dementia/Alzheimer-s-disease/Risk-factors/Aluminum

https://alz.org/myths.asp

BİRDEN ÇOK LİSAN BİLMEK ALZHEIMER’İ GECİKTİREBİLİR Mİ?

Alzheimer hastalığı, beyinde hastalık (Alzheimer patolojisi) başladıktan ortalama 15-20 yıl sonra klinik olarak belirti verir.  Beyni Alzheimer hastası olduğu halde kişiler, hayatlarını hastalık belirtisi olmadan (semptomsuz) sürdürebilir. Bu durum beynin hastalığa karşı bir süre direnebildiğini gösterir.

Bu gecikmenin nedeni bazı hipotezlerle açıklanmaya çalışılmıştır. Bunlardan biri de beynin yedek kapasitesi (rezerv) hipotezidir. Rezerv hipotezine göre, kişilerde (1) Beyin rezervi, (2) zihinsel rezerv mevcuttur. Beyin rezervini büyük bir beyin, büyük hacimli hipokampus (beynin hafıza ile ilgili temel bölümü), sinir ve sinirler arası bağlantılar (sinaps) çokluğu ve IQ oluşturur. Zihinsel rezervi iyi bir eğitim,  yoğun meslek yaşamı, hobiler, fiziksel aktiviteler, sosyal ilişkiler gibi öğeler meydana getirir.

Bu rezervler, Alzheimer hastalığının başlangıcını birkaç sene geciktirebilir (5-10 sene?). Özellikle rezervleri büyük olanlar, küçük olanlara göre daha geç bunar.

Çok lisan bilmek/konuşmak (iki ve daha fazla) zihinsel rezerv sağlayıp Alzheimer’in başlangıcını geciktirebilir mi?

 “Neuropsychologia” dergisinde son zamanlarda yayınlanan ve “Jewish General Hospital of Montreal's Memory Clinic”de yapılan bir çalışmada 94 hasta inceleniyor. Katılımcıların 26’sı Alzheimer hastası, diğer 68’i Alzheimer hastalığının öncü evresi “hafif zihinsel bozukluğu” tanısı almış kişiler. Her iki grupta da katılımcıların yarısı bir lisan konuşurken diğer yarısı iki veya daha fazla lisan konuşuyor. Hastalar yaş, eğitim, kısa süreli bellek ve genel bilişsel işlev açısından eşleştirilyor ve daha sonra MR’ları yapılıyor.

Bulgular ilginç. Araştırmacılar, çok dil konuşan Alzheimer hastalarının beyninin bellekle ilgili kısımlarında, tek dilli muadillerinden daha fazla atrofi (doku kaybı) saptıyor. Aynı bunama tablosuna sahip oldukları halde çok dil konuşanlarda beyin harabiyeti daha fazla oluyor.

Son zamanlarda Toronto'daki York Üniversitesi Alzheimer tanısı alan yaklaşık 450 hastayı test ediyor.  Bu hastaların yarısı iki dilli, yarısı tek dil konuşuyor. Tüm hastalar benzer düzeyde bilişsel bozukluklara sahipken araştırmacılar, iki dilli olanlara ortalama bir dil konuşanlara göre yaklaşık dört yıl sonra Alzheimer tanısı konduğunu saptıyor. İki dilli insanlar da tek bir dilde konuşanlara göre semptomlarının yaklaşık beş yıl sonra başladığını söylüyor.

Beyinlerinde daha fazla yıkım olduğu halde birden çok lisan konuşanlarda Alzheimer hastalığı, tek lisanlılara göre neden daha geç ortaya çıkmaktadır?

Araştırmacılar, " bu, iki dilde hâkim olma geçmişinden kazanılan artan bilişsel rezervin, onları daha fazla bozulmaya karşı koruduğunu”  söylüyor. "Çok dilli hastalar bellek yönetimi için alternatif ağlardan yararlanabilirler. İki dilli oldukları için beyinlerinde gri cevherin büyümesi nedeniyle muhtemelen bunu yapabiliyor" diyor.

Sonuç olarak birden fazla lisan konuşmak zihinsel bir rezerv sağlayarak Alzheimer hastalığının başlangıcını bir süre geciktirebilir.

KAYNAKLAR:

https://psmag.com/news/being-multilingual-may-protect-against-alzheimers-disease

https://www.livescience.com/12917-learning-language-bilingual-protects-alzheimers.html

Bu yazı toplam 4064 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim