• BIST 107.439
  • Altın 142,531
  • Dolar 3,5528
  • Euro 4,1372
  • İstanbul : 31 °C
  • Ankara : 33 °C
  • İzmir : 38 °C

Ameliyat Masasında Sıra Beklerken

Dilek Süzen

Ameliyat Masasında Sıra Beklerken

Tarih : 19 Temmuz 2013

Yer : İstanbul  Şişli Hamidiye  Etfal  Eğitim ve Araştırma Hastanesi  Genel  Ameliyathane.

Plastik Cerrahi Servisinden yani  7. kattan  genel ameliyathaneye yani   kat  -2 ' ye sedyede asansörle indirildim. Odamdan  ameliyat için kıyafetimi giyip bonemi  de takarak sedyeye konulup görevli yardımıyla çıkartıldım.

 

Gelen asansörde elinde telsiz olan görevli ile de  -2 ye indirildim, oradaki görevliye teslim edildim. Görevlinin  özel bir raylı sistemin yanına yanaştırdığı sedyemden başka bir sedyeye  aktarılıp  ameliyathane hazırlık salonuna  bana göre " bekleme salonu" na götürüldüm.

Sedyeler arasındaki nakil işlemimi 19- 20 yaşlarında genç bir delikanlı gerçekleştirdi. Bu işlemi yaparken kendi kendine söyleniyordu:

-Leblebi gibi yahu...

 Merak ettim sordum.

 -Ne leblebisi.

 -Abla hiç durmuyor ki burası, biri gidiyor  geliyor, leblebi gibi.

 O andan sonra o delikanlıya   "leblebi gibi"  adını koydum.

"Leblebi gibi" beni sedye ile birlikte içeriye geniş bir alana götürdü  ve duvarın paralel sıralanmış duran sedyelerin yanına  yerleştirdi.  Sağ taraftan duvar sıralamasına  göre  3. sıradaydım. Sağ tarafımdaki  iki sedyeden  birinde  19-22,  diğerinde 25-30 yaşlarında iki genç kadın yatıyordu. Sonradan bana yakın olan 19-22  yaşlarında tahmin ettiğim kadının 19 yaşında  olduğunu  1,5 yaşında bir kız çocuğu bulunduğunu  ve kulaklarının ağır işitmesi nedeniyle  ameliyat olmayı beklediğini öğrendim.Adı Gül idi.

"Leblebi gibi" sedyemi  o iki genç  kadının yanına park ettiğinde (!) önce selamlaştık. Onlar sedyelerinde sırt üstü yatıyorlardı. Ama benim uzanacak bir şeyim yoktu ki uzanayım; sol bacağımda rapora göre "sol uyluk mediyal kısımda   2x2 cm lik bir kitle" yi  aldıracaktım.

Cilt doktorum uzun bir süredir aldırmamı öneriyordu. Ancak zaman  ayarlayabilmiştim.

HEMŞİRE  İZİNLİ OLUNCA...

Genel  ameliyathaneye getirilmiştim ama  lokal anestezi ile ameliyat olacaktım  tıpkı Gül gibi.

Lokal ameliyatların yapıldığı bölümün hemşiresi  izinli olduğundan tüm lokal ameliyatlar  genel ameliyathaneye yöneltilmişti. Yanımdaki Gül'ün de kulak ameliyatı lokal olacaktı. Ama o sedyede  uzanarak beklemekten memnundu.

Sedyem yerine park edilir edilmez hemen oturur vaziyete geçtim. Daha etrafı  kolaçan etmeye fırsat bulamadan salonun karşı tarafında masada bir şeyler yazan  yeşil önlüklü  genç bir kız işini bırakıp bana yöneldi.

"Geçmiş olsun "deyip bacaklarımın altına konulan  evrak  dosyamı  eline  aldı, soruları sıralamaya başladı:

-Adınız, soyadınız?

-Yaşınız?

- En son ne zaman yemek yediniz?

- Üzerinizde madeni bir şey var mı?

-Daha önce ameliyat  oldunuz mu?

-Herhangi bir ilaca karşı alerjiniz var mı?

 

Tüm bu soruları servisten indirilmeden önce Nalan hemşire bana sormuş ve kayıt  almıştı dosyama. Ama kız sorunca ona da yanıt verdim.

 

 Cebinden mührü çıkardı, dosyamdan çıkardığı bir kağıdın köşesine  basıp imzayı attı ve duvardaki saate baktı. İşte  o sırada benim de  gözüm  duvardaki saate takıldı. 12.25'i   gösteriyordu.

 

 Saati yazdı, kağıdı dosyamın içine koyup  aldığı yere, ayaklarımın   hemen altına  koyup yerine geçti, oturdu. 

 

"Leblebi gibi" nin getirdiği her hastaya aynı işlemi yapıyordu. Hemen sağ tarafımızda bir oda vardı, kapısı açık  üzerinde  uyandırma odası yazıyordu. Ben sedyede ameliyat  sıramı beklerken  çıkarılanlar oluyordu o odadan ve "leblebi gibi"ye teslim ediliyordu çıkartılan her hasta.

 

 Bir sedye çıkardılar oradan, orta yaşlı bir kadın vardı üzerinde,  "leblebi  gibi" onu aldı ve uzaklaştı.

Başka bir sedyeyle bize yanaştı ve sol tarafıma onu  park etti (!) 30 yaşlarında esmer tenli bir kadındı bu yeni getirilen hasta.

 Salonda tam karşımda otomatik açılan bir kapı vardı. Önünden geçen olduğunda  kapı açılıyor ve arka tarafı görüyordum. Eşik  biraz yüksekti, kapı açıldığında  derinlemesine  büyük  bir alan ve  ağızları kapalı yeşil önlükleriyle dolaşanları görüyordum ...

 

Gül bu arada bir şey sordu, onu yanıtladım  ki ameliyathaneden çıkan yeşil  önlüklü maskeli  bir kadın bize yaklaştı.

 

" BEBİŞ'İMİ ÖZLEDİM"

 

- Kadın doğum

Gül'ün sağındaki  kadın sevinçle atıldı,

- Benim, benim...

Doktor  hastaya yaklaştı, dosyasını alıp içine baktı sonra aldığı yere bırakıp sedye ile birlikte kadını alıp uzaklaştı.

  Gözüm duvardaki saate ilişti 13.30' u gösteriyordu.

Gül  beklemekten  sıkılmıştı:

-Ah benim bebişim ne yapıyor acaba?

-Bebiş de kim !

 -Bebeğim

-Senin bebeğin mi var?

-Evet, şimdi kayınvalidem bakıyor, bir buçuk yaşında.

-Madem kayınvaliden bakıyor, merak etme  iyidir.

-Çok özledim.

-Kaç  gündür hastanedesin  ki,

-Bugün geldim .Salı ameliyat olurum diye düşünürken doktorlar bugün yapalım dediler ve beni hemen buraya gönderdiler.

-Alelacele yani,

-Evet, neyse ki yanımda eşim vardı da, eşyalarımı ona bıraktım. Zaten lokal yapacaklarmış.

-Kayınvaliden genç mi?

- 65 yaşında.

-  Orta  yaşlı yani,

- Yooo kendine çok iyi bakar, 65 demezsin. Bir kere  evlendi, kocası öldü, bir daha da evlenmedi, yıllardır koca dırdırı olmadığı için yaşlanmadı yani...

-Kaç  çocuğu var?

- 6 çocuğu var ama hepsi de evli ve maaşlı.

-İyi onun da tasası yok yani. Bebişin emin ellerde, sen rahat ol artık. Ameliyatında başarılı olur, hastaneden biran önce çıkar,  Bebiş'ine kavuşursun inşallah.

-İnşallah.

 

PINAR HANIM'IN HASTASI

 

Biz Gül ile sohbet ederken " leblebi gibi" uyandırma odasından hastaları alıp  götürmeye devam ediyordu.

Uyandırma odasından bir hastayı alıp uzaklaştıktan  2-3 dakika sonra başka sedyede genç  esmer bir kadınla göründü, sedyeyi  sol tarafıma  yanaştırdı.

 

Kayıt görevlisi kız da  hemen kadının yanına  geldi ve  görevini yapmaya koyuldu.

Bir anda  salonda sessizlik oldu. Biraz sedyeye sırt üstü uzanayım dedim, ama olmadı,

tekrar doğruldum, etrafı kolaçan etmeye başladım ki ameliyathaneden  elinde telefonla konuşur vaziyette   bir kadın çıktı, bize doğru seslendi;

 

 -Pınar hanımın hastası kim?

Sol tarafımdaki  yeni getirilen genç kadın atıldı,

-Benim

Kadın elindeki telefonu bırakmadan hastanın yanına geldi, hastanın evrak dosyasına baktı  ve telefonla konuşmaya devam etti:

 

- Doktor hanım hastanız burada, ameliyathaneyi  temizletip hemen alıyoruz dedi   ve  uzaklaştı.

 

Gül

-  Nesi varmış sorsana, neresinden ameliyat  olacakmış?

Doktor Pınar'ın hastası içindi bu sorular.

 

Boş bulundum, sordum,

 

-Nerenizden ameliyat olacaksınız?

-Göğüs

 

Başımı Gül'e doğru çevirdim,

 -Göğüstenmiş,

 -Aaa.... o zaman kanser öyle mi,

Gül'ün kulakları az duyduğundan yüksek sesli  konuşuyordu,

 

-Sus,  nereden çıkardın bunu , kadın duyacak!

Ama doğrusu bende merak etmiştim sordum,

 

-Göğsünüzde ne var ki?

-İltihap. Geçen sefer boşalttılar. Yine oluştu onu boşaltacaklar.

 -Geçmiş olsun, lokal o zaman.

- Evet öyle, teşekkürler.

 

Doktor Pınar'ın hastasıyla ne konuştuğumuzu duymadığı için Gül kıpır kıpırdı, dayanamadı, sedyede oturur vaziyete geçti:

-Neymiş , neymiş?

-Göğsünde iltihap varmış, onu boşaltacaklarmış.

 

 Biz bu şekilde sohbet ederken Gül'ün sağ yanındaki 30 yaşlarında güleç yüzlü kadın bizi dinliyor ama hiç sesi  çıkmıyordu.

 

Ameliyathaneden çıkan bir doktor seslendi,

-Kadın doğum

O güleç yüzlü kadının sesini o zaman duyduk.

 - Benim.

 Doktor kadına yaklaştı, evraklarına baktı ve sedye ile birlikte onu alıp uzaklaştı.

 

EŞİME  AMELİYAT  SIRASI  BEKLEDİĞİMİ  SÖYLER MİSİN?

 

"Leblebi gibi" boşalan yere hemen bir başka  sedyeyi yanaştırdı. Doğulu idi

  yeni gelen kadın hasta. 50 yaşlarında görünüyordu.

Kayıt görevlisi  kız hemen yerinden  kalkıp kadına yaklaştı.

 Klasik soruları  sordu ama ondan yanıt alamadı. Kadının Türkçe bilmediği belliydi.

 Kız bize döndü çaresizlikten,

-Ben ne yapacağım şimdi?

 

 Beklemekten  o kadar sıkılmıştım ki dayanamadım,

-Senin yapacağın bir şey yok, senin sorularını serviste de soruyorlar ve not alıyorlar. Evraklarına bak, sorularının yanıtlarını görürsün, mühürle, imzala, işin bitsin!

 

Kızcağız fazla düşünmedi, etrafına şöyle bir baktıktan sonra dediğimi yapıp yerine geçti.

 

Bekleme salonuna getirilen sedyeler  hemen sağ tarafa duvara yanaştırılıyordu , erkek hastalarla kadın hastalar arasında ise perde vardı .

 

Doktor Pınar'ın hastası da alınıp ameliyathaneye  götürüldükten  sonra boşluktan erkek bölümünde sedyede yatar vaziyette alçılı bir bacak  gördüm.

 Ameliyathaneden  bir doktor çıktı,

 -Ortopedi

 Bacak kımıldadı,

-Benim, buradayım.

 Doktor  hastanın yanına yaklaşırken ,

-Belli, sizsiniz, hadi gidelim.

 

 Onlar uzaklaşırken  yaşlı bir erkek sesi yükseldi.

 -Kızım bakar mısın?

 Kayıt görevlisi kıza sesleniyordu.

 -Efendim amca,

-Kızım yukarıda  odamda eşim beni  bekliyor, merak etmiştir.  Ameliyat için sıra beklediğimi, merak etmemesini söyler misiniz?

 Kız yerinden ayrılamazdı  ki,  tam  yanıt verecekti ,bir ses duyuldu,

-Göz

 O adam sevinçle atıldı;

 -Benim  oğlum, benim.

Aradaki  perde nedeniyle  doktorun hastayı alıp götürdüğünü göremedim.

 Sıkılmıştım.

Duvardaki saate bakmak istiyordum ama geçen zamanı  görüp sinirlenmemek için  bakmamaya  zorluyordum kendimi ...

 

AMELİYAT  SIRASINDA KONUŞALIM

Genç bir doktor- ki  bir gün önce onu serviste görmüştüm- bana yaklaştı.

O sormadan , ben sordum;

 -Plastik cerrahi,

 -Evet.

- Doktor Selami,

- Evet.

 

Ameliyatımı yapacak doktorun  adını servisteyken  öğrenmiştim. Yanaştı. Evraklarıma baktı ve beni sedye ile alıp her kapı açıldığında gördüğüm o geniş alana, ameliyathaneye  götürdü.

Ameliyat odasına sokmadan önce de,

 - Ameliyat edilecek yeri görebilir miyim ?

Gösterdim.

Elindeki   özel kalemle   ameliyat  edeceği alanı işaretlerken,

-Büyüklük  2 cm. kadar ama yuvarlak, mecburen bu kadar yer keseceğim.

 İşaretlediği yer bana o an için 10-12 cm kadar geldi. Dikişler alındıktan sonra ölçtüğümde  8 cm  idi!

 

AMELİYATIM   BAŞLIYOR

Ameliyat masasına alındım, ameliyat yapılacak bacağımın etrafına  steril örtüler serildi. Ameliyat alanı açık bırakıldı.

Önce o  kesilecek kitlenin içine  iğne yapıldı, sonra da çevre dokuyu uyuşturmak için kitlenin  hemen yanına...

Doktor Selami konuşuyordu,

-Ameliyatı  konuşarak yapalım; çünkü bazen hastalar dayanamayabiliyor, bayılabiliyor.

 Eh o andan  sonra ben susar mıyım.)) Zaten gerginim...

 

Doktor Selami ve yanında ameliyatı asiste eden Karadenizli  doktor ( şivesi, görünüşü, sempatikliğinden  belli oluyordu)

Bacağımda ameliyat edeceği yeri işaretlerken , ameliyatın 15 dakika süreceğini  söylemişti Doktor Selami.

Ama konuşmaya öyle dalmıştım ki, doğrusu nasıl bitti anlamadım, işlem sırasında herhangi bir ağrımda olmadı, işlem sonrasında   dikişlerim 15 gün sonra alınıncaya kadar  da herhangi bir sıkıntı çekmedim. Dikişler alınırken epey zorlandım, itiraf ediyorum.

 

6 dikiş  atılmıştı. Son 4 dikiş 15 günün sonunda alınırken ete girdikleri için  ve  aradan  ipliği çekip ayırarak  kesmek... zordu...

 

UYANIKTIM  AMA...

 

Ameliyat  bitince sedyeye alınıp uyandırma odasına götürüldüm,  uyanıktım ama prosedür böyleydi; burada genel anestezi ile ameliyatlar yapılıyordu  ve uygulamaya göre; ameliyattan çıkan hasta önce uyandırma odasına alınır,  kendine geldikten sonra  görevli tarafından odadan çıkartılırdı.

 

Doktor Selami beni sedye ile uyandırma odasına götürürken Karadenizli asistan da alınan parçanın patolojiye gönderilmesi için yazı hazırlamaya koyuldu.

 

 Uyandırma odasında hemen yanımda 8-10 yaşlarında yarı baygın bir  erkek çocuk vardı, operasyon belden aşağıdaydı, çünkü örtü vardı ve bacak tarafına dezenfektan sürülmüştü.

 

BABASINA SÖYLEYİN, GELSİN ALSIN!

 

Çocuk çok hareketliydi, yarı baygındı ama el ve bacakları durmuyordu , görevli  bir taraftan onun elini ayağını tutmaya çalışırken bir taraftan da  söyleniyordu  odadaki hemşireye,

-Yahu yukarıya söyleyin babası gelsin alsın, zapt edemiyorum!..

 

Hemen karşımda bir masa vardı ve yanında ayakta  iki kişi duruyordu hemşire olan telefona sarıldı.

-Hasta ameliyattan çıktı, babası gelip alabilir.

 

Çocuğun el ve ayaklarını tutmakta zorlanan görevli söylenmeye devam ediyordu,

 

-Yahu bir günde de üç çocuğunu neden ameliyat ettirdi bu adam! Nasıl zapt edecek bunları!.

 

Fazla zaman geçmedi, 25-30 yaşlarında  beyaz önlüklü  genç bir erkek göründü kapıdan  belli ki  çocuğun babasıydı, çünkü  içeri girer girmez doğru  ona  yöneldi, sedye ile birlikte çocuğunu alıp uzaklaştı.

 

"Çocuğu zapt etme görevi" biten görevli bana yöneldi ve sedyemle birlikte beni odadan çıkardı. Çıkışta bizi  "leblebi gibi" karşıladı.

 

- Geçmiş olsun teyze (Ameliyattan önce ablaydım ama...)

 -Teşekkür ederim.

 

Sedyemi  raylı sistem  yardımıyla kapıda bekleyen elinde telsiz olan "asansör görevlisi" ne teslim etti.

Telsizle biriyle konuştu;

- 7. kata çıkıyoruz

Asansör düğmesine bastı.

 2-3 dakika  sonra asansör geldi.

 

Ben  tabi ki sedyede oturur vaziyetteyim , kendi kendime  de gülümsüyorum; 

"Bacağımdaki 2 santimlik bir et benini aldırdım, uyanığım, kendimdeyim, yürüyebilirim, ama sedyedeyim..."

 

Asansörden  çıkarken koridorda beni sedyede  oturur vaziyette gören hasta yakınları da şaşkın bir ifadeyle  bana bakıyorlardı!.

 

Servise girdiğimde   bir gün önce serviste ameliyat işlemlerimi  halletmek için  beklerken tanıdığım küçük Ahmet;    kolunda serum  iğnesi, elinde serum şişesinin asılı olduğu demiri  sürterek sevinç içinde beni karşıladı,

- Geldin demek.

-Geldim.

 

Doğulu idi küçük Ahmet ve o çocuksu sevincini rahatça dışa vuruyordu .

Odama kadar benimle geldi, görevlinin sedyemi yatağıma yaklaştırmasıyla da kapının dışında,  kenarda beklemeye başladı.

 Görevli,

-Yatağa geçebilir misin?

Yatağın  seviyesi sedyenin çok altındaydı.

- Yatağı yükseltirseniz olur.

 

Görevli yatağı yükseltti  ve sedyeden yatağa geçmeme de yardımcı oldu.

 O odadan çıkınca, dışarıda  sabırsızlıkla  bekleyen Küçük Ahmet hemen odaya girdi, elinde  sürttüğü serum şişesi asılı demir çubukla.

-İyisin değil mi?

-İyiyim  Ahmet, merak etme.

 

Ahmet  odada fazla kalmadı , sevinçle geldiği gibi odadan çıktı.

Onunla bir gün önce yani 18 Temmuz'da  servisin bekleme salonunda  doktorla konuşmayı beklerken  tanışmıştım. Anne, babası  ve 3 yaşında kardeşi Ali  ile de.

 

8 yaşındaki Ahmet'in sol elinin parmakları avuç içine kapalıydı, ameliyatla  parmaklar açılmıştı 17 Temmuz' da ve sevecen, doğal  haliyle de servisin maskotu olmuştu.

 

Hemşireler, doktorlar elindeki serum demiri ile koridorda dolaşmasına, bekleme salonundaki koltuklara oturmasına odaları dolaşmasına  bir şey demiyordu.

 

3 yaşındaki kardeşi Ali de 18 Temmuz'da yani benim  lokal anestezi ile ameliyat olacağım diye  beklediğim günün sabahı ameliyat olmuştu. Doğuştan sağ omzunda sinir sıkışması vardı ve  kolunu kaldıramıyordu. Onun ameliyatı  yaklaşık 4 saat sürmüştü.

O ameliyatta iken   anne babasıyla  bekleme salonunda sohbet ettik.

 

Ben 18 Temmuz'da ameliyat olacaktım normalde, öyle denilmişti bana.Ama önce küçük Ali sonra Sinop'tan gönderilmiş kafasına  düşen inşaat demiri yüzünden   kafatasında çatlak olan  Sinoplu  inşaat işçisi hesapta yokken...

Sinoplu inşaat işçisinin ameliyatı  o kadar uzun sürdü ki bana sıra gelmedi.

 

Aldığım bilgi öyleydi .

Lokal ameliyatların yapıldığı  odanın hemşiresi  izinliydi,  ben genel ameliyathanede  ameliyat olacaktım...

 

TABURCU OLUYORUM

19 Temmuz' da  ameliyattan çıkıp  odama alındıktan ve 2-3 saatlik dinlenmeden (!) sonra taburcu olurken  küçük Ali'yi gördüm salonda   annesinin kucağında .

Ağlıyordu,  annesi de onu sakinleştirmeye çalışıyordu . Çocuğa ameliyat sonrasında farklı  bir  aparat takılmıştı.

Belinden kavrayan  bir  kask  sağ kolunu da içine alan, dirsekten kıvrık,  kolu yukarı kalkık ve eli açık.

 İlk görüşte  trafik polisinin "dur" işaretine  benziyordu Ali'nin  kolunun duruşu.

 

Ameliyathanede saatlerce  ameliyat  sırası beklemenin verdiği gerginliği taburcu olurken de üzerimden  atamamıştım. Bir gün önce de her an ameliyata  çağrılabilirim diye  servisin  bekleme salonunda  sabah saat 08.30'dan akşam 19.00 'da kadar hiçbir yere ayrılmadan doktorun çağırmasını  beklemenin verdiği stres  beni çok germişti.

Küçük Ali'nin o trafik polisini andıran  duruşunu görünce sinirlerim  boşaldı,  bastım kahkahayı.

 

 Bekleme salonundaki hastalar ve yakınları da  kahkahama şaşırmışlardı. Annesi, kucağında Küçük Ali ile birlikte  bana yaklaştı. Ona gülmemin nedenini açıklama ihtiyacı duydum ve sohbetimiz koyulaştı.

 

 

Ali'ye takılan  bu özel  aparat/kask parasını SGK ödememiş. Aile  1.000 lira ödemiş.Baba çiftçilik yaparak ailesinin geçimini sağlıyor Siirt'te.

Küçük Ahmet ve kardeşi Ali  daha  10-15 gün hastanede kalacaklar anne ve babalarıyla birlikte.

Ali  belindeki  o özel kaskı 6 ay taşıyacak. Yani 6 ay  trafik polisi görünümünü devam ettirecek...

 

Servisten çıkarken Küçük Ahmet yanaştı yanıma  serum şişesi takılı demiri sürterek,

-Gidiyor musun?

-Evet

-Geçmiş olsun, bende iyileşince köyüme gideceğim. Oraları çok özledim...

 

Hastaneden ayrılırken düşündüm, burası  Şişli Etfal Hastanesi şimdiki adıyla Şişli Hamidiye  Etfal  Eğitim ve Araştırma Hastanesi  Plastik Cerrahi Servisi... Burası bana göre bir ekol, 1990 ların sonunda Sabah gazetesi Mecidiyeköy'de iken   haber yapmak için Şişli Etfal'e özellikle de  Plastik  Cerrahi servisine çok gelirdim.

 

Prof. Dr. Hülya Aydın ve ardından Doç. Dr Zafer Özsoy...

 Klinik şefi oldukları dönemlerdi.

Hülya Hanım ayrılınca  Zafer bey klinik şefi olmuştu.

Dudak yarıkları, meme tamirleri ve o zaman için  birçok yeni ameliyatlar burada başarıyla gerçekleşiyordu.

Şimdiki gibi o yıllarda da  Türkiye'nin dört bir tarafından buraya hasta  gönderiliyordu.

 

O zamanlar doktorları odalarında, salonda, çayını- kahvesini içerken bulmak mümkündü.

Şimdi servisteki odalarında doktorları bulamasınız; eğitim, poliklinik, ameliyat derken... doktoru  biran boş dururken görmek mümkün olmuyor. Bu kadar  yoğun çalışmaya ne kadar dayanırlar bilemiyorum, sonuçta onlar "robot" değil,  insan!..

 

SALDIRMAYA HAZIR HASTA YAKINLARI

Hastaneden çıkarken düşünüyordum.18 Temmuz'da servisin bekleme salonunda genel ameliyathaneden çağrılmayı beklerken şahit olduklarım gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti.

 

 Bekleme salonunda  ameliyatını yapacak veya daha önce yapmış kontrol için doktorunu   bekleyen hastalar... hasta kayıt eden görevliler... ameliyat olmuş odalarında pansuman bekleyen hastalara yetişmeye çalışan  doktor, hemşire... poliklinikten  çeşitli nedenlerle servise gönderilen hastalar... hastası ameliyatta olan ve  heyecanla sonucu bekleyen  en küçük bir kıvılcımda çevresine  saldırmaya hazır  gergin hasta yakınları...hızla akan zaman...

 

18 Temmuz'da   benden  sabah 8.30' da  serviste olmam ve aç  gelmem istenmişti. Her ne kadar basit zararsız bir  et beni gibi görünse de altından bir şey çıkabilir, lokal derken genel olabilir düşüncesiyle aç gelmem istenmişti...

 

 Her an doktor tarafından ameliyat için çağırabilirim düşüncesiyle de servisten ayrılmamamı  söylemişlerdi...

 

Aç karnına kutu gibi bir yerde,  hasta- hasta yakını- hemşire trafiğinin yoğun olduğu bir yerde,  saatlerce beklemek insanı geriyordu...

 

 Bu gerginlikte,   ameliyattan  çıkıp servise bir süreliğine gelen asistan doktorla konuşmak için yanaştım, amacım ne zaman ameliyat  olacağımı  sormaktı ama o kafatası çatlayan inşaat işçisinin  yakınlarından biri hışımla yanıma  geldi:

-Biraz anlayışlı olun lütfen, ne yapsınlar.  Her tarafa koşuyorlar.

Doktora yöneldi,

-Ameliyat nasıl gidiyor, amcam iyileşecek mi?

 Doktor,

-Size daha önce söylemiştik, kafatası çatlağı var.

 -Biliyorum biliyorum da durumu  nasıl, iyileşecek değil mi?

 

Doktor hasta yakınına , onun istediği  yanıtı  vermedi.

-Ameliyat sürüyor, uzun sürecek, inşallah.

 Hasta yakını bana döndü,

-Bakın ben de saatlerce bekliyorum ve çok gerginim ama bekliyorum. Sizde sabırlı olun.

 

Ona yanıt vermektense yanından uzaklaşmayı tercih ettim.

Çünkü beni anlayacak durumda değildi...

 O  çok ciddi bir ameliyat  geçiren hastanın yakınıydı ve çok gergindi...

Bense önemsiz  ameliyat için oradaydım...

Beni sinirlendiren, geren, ameliyat saatimi bilememem  ve aç-susuz  saatlerce  bir salonda hafifinden  ağırına  her çeşit hastayla ve hasta yakınıyla birlikte olmamdı...

 

"Bugün ameliyat olmayacaksın git, yarın şu saatte gel, ameliyatını yapalım" deseler ben hiçbir şey söylemeden oradan ayrılacağım. Ama muhatap bulamıyorum...

 

Birkaç dakika sonra  tekrar o asistan doktora yaklaştım.

- Bütün gün buradayım ne zaman ameliyat olacağımı söylerseniz memnun olacağım,

Aslında onlara kızmıyordum,  o kadar çok hasta vardı ki...

 

Sonunda doktor duymak istediğim cümleleri  söyledi;

 -Yarın 12 gibi polikliniğe  gelin, orada olacağım ama ameliyat grubu Doktor Selami beyin, ameliyatınızı  o yapacak.

 

NEDEN?

 

Hastanede lokal ameliyatların  yapıldığı yer farklıydı. Benim ameliyatım lokal  olacak. Öyle denildi çünkü.

Neden orada,  o lokal ameliyat odasında olamadım; çünkü hemşire izinliydi!

İzni veren kim; hastane yönetimi!

Hemşire de izin yapacak tabi ki  ama, işlerin aksamaması, benim yaşadıklarımın yaşanmaması için iyi bir  program yapılmalıydı hasta yoğunluğu da dikkate alınarak...

 

Neden ameliyathanede saatlerce sedye üzerinde sıra bekledim; çünkü 1 ay öncesinden  her servis için ayrılmış olan 2 ameliyat  masasından biri tamire alınmıştı!

Sadece genel cerrahinin 2 ameliyat  masası çalışıyordu!..

 

Sonuçta  lokal ameliyat olacaklar da hemşerisinin izinli  olması nedeniyle genel ameliyathaneye yönlendirilince saatlerce sedyede ameliyat olmak için sıra beklemem kaçınılmaz oldu!..

 

 

Kısaca tüm bu yaşadıklarımın  gerçek suçlularını herkes  biliyor, değerlendirmeyi ve yorumu ise bu satırları okuyanlara, sizlere bırakıyorum...

 

Son olarak bir yorumu da sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Söz konusu hastanenin eski başhekimi şimdinin Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu

Başkanı  Prof.Dr. Ali İhsan Dokucu'ya , İstanbul İl Sağlık Müdürü  olarak bu yıl yani ,

2013' de Ramazan ayında basına verdiği yemekte  sorduğum sorulardan biri

hastanelerdeki hemşire yetersizliği  ile  ilgiliydi.

 

Dokucu' da  "Şişli Etfal için  hemşire kadrosu açtık ve duyurduk ama müracaat eden

olmadı" dedi.

Dokucu' nun söylediklerini hemşire sıkıntısından  iyice bunalan Şişli 

Etfal'in  bazı doktor ve hemşireleriyle paylaştım.

Aldığım yanıt bana söylenecek bir şey bırakmadı:

"Buraya kim gelir, buradakiler kaçmanın yollarını arıyor!.."

 

Bu yazı toplam 6023 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim