• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul : 17 °C
  • Ankara : 5 °C
  • İzmir : 13 °C

Doğu’daki Sağlık Ocağında Pratisyen Olmak…

<B>Doğu’daki Sağlık Ocağında Pratisyen Olmak…</B>
Dilek Süzen

?? hastanın başımızdan gitmesi için reçete gerekiyor. Ağrı kesiciler, antibiyotikler, parazit ilaçları o kadar çok yazılıyor ki sağlık ocaklarının yakınlarına artık eczaneler açılıyor??

Bu güzel ülkemizin birçok yerinde sağlık hizmetinde bulunmak, hasta tedavi edip insanların dertlerine çare sunmak, kuşkusuz biz doktorlar için pek sorun değildir aslında. Uzun bir eğitim sürecinden sonra yeni mezun pratisyen hekim arkadaşlarımızı mecburi hizmet kurasının heyecanı sarar.

Şüphesiz herkesin beklentisi; uygun koşullar içinde, rahat ve verimli olabileceği bir ortamda, personelin, sağlık tesisinin yeterli olduğu, gerçek hastaların geldiği bir ortamda hekimlik yapabilmektir.

Doğu veya diğer adıyla ?Şark? hizmet kurası çıktığında birçok meslektaşımız karamsarlığa ve strese girmekte. Çünkü onları nelerin karşılayacağını tam bilememekteler.


Sağlıkta dönüşüm programı bazı ilerlemeler kaydetmesine rağmen bizim bölgemizde maalesef yeterince mesafe alamadığı izleniyor. Son 5 yıldaki sağlık politikaları sonucu bölgemizdeki hekim sayısı mecburi hizmet sayesinde 3 (üç) katına çıkarıldı. Sağlık tesisleri bu dönemde yenilendi ve sayıları artırılmaya çalışılıyor.

Kamu hastane ve sağlık ocaklarındaki alet ve ekipman sorunları hızla gideriliyor. Bunlar oldukça iyi ve meslektaşlarımızın çalışma hevesini artıran uygulamalar oldu. Fakat batı illerimizle karşılaştırıldığında halen çok açık farkla sağlık hizmetlerinde sorunlar devam ediyor

Bölgemizde halen sağlık ocakları başına düşen nüfus oranı ortalama 17.000 (onyedi bin) kişi. Daha yeni mezun pratisyen meslektaşımız bir anda dağ gibi sağlık sorunlarıyla başbaşa kalıyor. Sağlık ocağı yönetimi nedir, bilmeden sağlık ocağı işleyişiyle, personelin dertleri, maaş, yakıt, araç, aşı vs. sorunlarıyla yüzleşiyor.


Bir yandan da çoğunluğu çocuk olan, ilgi isteyen hastalarla. Sağlık ocağı ziyaretlerimizde halinden bezmiş, yorulmuş, karamsarlığa düşmüş birçok hekimle karşılaşıyoruz. Sağlık ocakları iyi yönetilemiyor. Birçok sağlık ocağının 2-3 hekim kadrosu olmasına rağmen tek hekim çalışıyor. Protokol defterine baktığımızda 200. hastayı kaydettiklerini hayretle müşahade ediyoruz. Bu kadar çok hasta yoğunluğunun acısı reçetelerden çıkarılıyor.

Çünkü hastanın başımızdan gitmesi için reçete gerekiyor. Ağrı kesiciler, antibiyotikler, parazit ilaçları o kadar çok yazılıyor ki sağlık ocaklarının yakınlarına artık eczaneler açılıyor.

Bazen bu tabloyu hekimlerin kendisi oluşturuyor; diğer hekim arkadaşını o gün izinli sayıp kendileri tüm hastalara bakmaya çalışıyorlar, çünkü bir sonraki gün kendisi de tüm gün izne çıkmak istiyor. Niçin böyle yapıldığı sorulduğunda ise karşımıza TUS ile ilgili kaygıları çıkıyor.

İzin günlerinde yoğun ders çalıştıklarını, dershaneye gittiklerini aksi halde bu durumdan hiçbir zaman kurtulamayacaklarını söylüyorlar.

Bölgemizde sağlık ocağında pratisyen olmak maddi kayıp anlamına da geliyor. Sağlık ocaklarının döner sermayesinin çok düşük olduğunu öğreniyoruz. Artık hekimler birçok devlet memurundan çok daha düşük maaş alıyorlar (örneğin polis memurlarından, yeni atanan hakim ve savcılardan).

Sağlıkta dönüşüm programına göre koruyucu sağlık hizmetlerinde sağlık ocakları önemli görevler üstlenmek zorunda. Ama gel gör ki bu yaşam ve gelecek kaygısını yaşayan pratisyen hekim arkadaşlarımızla bu hizmetler de hiç yürümüyor gibi.

Yaklaşık 17.000 nüfusa birkaç hekim ve birkaç ebe-hemşire düştüğünde bunların o bölgenin koruyucu sağlığını temin etmek imkansız gibi oluyor.

Nitekim merkezi hastanelerde çalışan meslektaşlarımız da bunu teyid ediyorlar. Gebeler ve süt çocukları başta olmak üzere tüm kronik hastalar takipsiz. Hepsi hastalandıklarında veya artık son noktaya geldiklerinde sağlık kuruluşlarına başvuruyorlar. Doğumların hala beşte biri evlerde oluyor. Takip edilmeyen yeni doğanlarda sarılık ve buna bağlı beyin hasarları halen ciddi problem. Takipsiz kronik hipertansiyon hastaları beyin kanaması ve körlük geliştiğinde hastanelere başvuruyorlar.

Nasıl olmalı, sorusuna kısaca cevap vermek istersek, öncelikle bölgemizdeki sağlık ocağı sayısı hızla 4 katına çıkarılmalı ve en kötüsü 3000-4000 nüfus başına bir sağlık ocağı düşmeli. Sağlık ocakları iyi denetlenmeli ve tüm personelin verimli biçimde tam gün çalışması sağlanmalıdır. Bunun için de hekimlerimize uygun çalışma şartları sağlanmalı ve bir süre sonra tayin hakkı verilmelidir.

Sağlık ocağında çalışan meslektaşlarımızın maaşları tekrar gözden geçirilmeli ve özellikle bölgesel farklılıklar düşünülerek yeterli maaş verilmelidir.
Hasta izlem kartları sağlık ocağında değil bizzat hasta başında doldurulduğu ve hastanın görüldüğü denetlenmelidir?

Bizim sık sık gündeme getirdiğimiz gibi, ülkemizin her yerine aynı, standart sağlık politikalarının uygulanması maalesef bölgedeki sorunların çözülmesine yeterli olmuyor. Edirne, Balıkesir gibi illerin olduğu bölgelere uygulanan sağlık sisteminin aynısı, Van, Hakkari, Şırnak illerine kesinlikle uymuyor ve önümüzdeki 10 yıl içerisinde uymayacak ta. Sağlık yöneticilerinin bir an önce çözümleri gerçekçi biçimde görmeleri dileğimizle?.

BU YAZI SAĞLIĞINSESİ GAZETESİNİ?NİN NİSAN 2009 SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR


Yazan:
Doç. Dr. Ercan KIRIMİ
Van-Hakkari Tabip Odası Başkanı


Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim