• BIST 99.705
  • Altın 236,636
  • Dolar 6,1244
  • Euro 7,2048
  • İstanbul : 15 °C
  • Ankara : 29 °C
  • İzmir : 27 °C

Ben Bir Emekli Hekimim…

Ben Bir Emekli Hekimim…
Geçmişte emekli olmaktan çok korkardım. Emekli olunca artık hayatta yapacaklarının azaldığı hatta kalmadığı duygusuna kapılırdım. Ama çalışma koşullarım beni bu duygularıma rağmen emekli olmaya itti.

 Niçin emekli olduğuma dair duygu ve düşüncelerimi yazdım. Ortamda da yayınlandı. Şu anda emekliliğimin 13. yılındayım. Emekli olduğumda korkularımın yersiz olduğunu anladım. 13 yıl sonra da ne kadar doğru yaptığımı düşünüyorum…

 

Emekli kelimesinin sözlük anlamı; Belirli bir süre çalıştıktan sonra kanuna göre iş ile ilgisi kesilerek kendisine aylık bağlanan kimse, demektir. Ben kamu hastanesinde çalışıyordum. Devlet hizmetinden emekli oldum. 65 yaşına geldiğim gün ilişkimi kesme fırsatını vermeden emekli oldum. Emekli olmasaydım 15 sene daha çalışacaktım.

 

İster kamu olsun,  isterse özel olsun, emekli olup ta iş ile ilgisini kesen kimse tanımıyorum. Çünkü emekliye sağlanan ekonomik koşullar son derece yetersizdir, yaşantıyı sürdürmeye yetmez. Daha önemlisi, emekli olmanın en önemli nedeni, yaşadığı çalışma koşullarıdır…

 

7 yıl pratisyen ve asistanlık olmak üzere eğitim hastanelerinde, 18 yıl Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı olarak hizmet hastanelerinde çalıştım. Hem de çoğu yıllar tek uzman hekim olarak. 18 yıl aynı hastanede çalıştım. Ortopedi Servisini ben kurdum. Ameliyathanesini ben oluşturdum. Yıllarca ameliyathane sorumluluğu da yaptım.

Çoğu zaman poliklinikte 100’ ün üzerimde hasta baktım. Hastanenin bağlı olduğu ilçenin her sokağında en az bir kişiyi ameliyat etmişimdir. Hastane içinde ve kurumda yöneticilik, üst düzey yöneticilik görevleri teklif edildi. Teşekkür ettim. Mesleğimi çok seviyordum. Hastalarımı çok seviyordum. Onlarla aramızda mesafeli, ilkeli ve son derece güvenli bir bağ kurmuştum…

 

Fakat bu tablonun bir de arka bahçesi vardı… Çalıştığım hastane hizmet hastanesiydi. Karantina nöbeti tutuyorduk. Gece gelen her hastaya bakıyorduk. 20 yıllık hekimdim. 24 saat nöbetten sonra 8 saat normal mesaimi yapıyordum. Kesintisiz 32 saat çalışma…

En ağırıma giden gece nöbette dişi ağrıdığı için saat 02.00’de gelen hastaya reçetesini yazarken, yanındaki oğlunun “ babaannemin kalçasını ameliyat eden doktor”  sözleriydi…

Gençliğimizde bu işleri çok yaptık, yüksünmedik. Ama 50 li yaşlara gelirken, hekimlik bu kadar ucuz muydu? Ama sistem buydu.

Hemşirelerin son derece özverili olmalarına rağmen ihtiyaca cevap veremiyordu. Ameliyathane zaman ve çalışma olanakları için son derece yetersizdi. Bu olumsuz koşulların düzeltilmesi için verilen uğraşlar sonuç vermiyordu…

 

Aynı madalyonun bir de öteki yüzü vardı.

 Memursun konuşamazsın, memursun yazamazsın, memursun bir şirketin yönetim kurulu üyesi olamazsın, memursun il dışına çıkmak için izin alacaksın.

Eşim Yalovalıydı. Kurallara göre 1 saatlik yol için Başhekimin izini gerekliydi.

Bu gibi bir çok yasaklamalarla karşı karşıya idik.

Giderek mutsuz bir çalışma hayatı içinde olduğumu hissettim. Emekli olmayı düşündüm. Ve 25 yılımı doldurunca, hiç düşünmeden emekliliğimi istedim.

Emekliliğin İlk Yılları

 

İstanbul’ da geniş bir çevrem vardı. Sosyal ve mesleki faaliyetlerimden dolayı arkadaş sayı oldukça fazlaydı. 33 yıldır İstanbul’da yaşıyordum. Sayısız toplantılara katıldım, konuşmacı oldum, dinleyici oldum. Çalışma grupları oluşturduk. Bir kısmının düzenleyicisi oldum.

18 yıldır da aynı hastanede çalıştığımdan geniş bir hasta çevrem vardı. Onlarla ilişkilerim karşılıklı güven üzerine kurulmuştu. Aramızda hiçbir zaman parasal konular sorun olmamıştı. Seviyeli ilişkinin tek kusuru tavizsiz olmamdı…

Bana emekli olma diye çok baskı yaptılar. En çok ta “emekli olduktan en fazla 6 ay sonra muayenehaneni kapatırsın” dediler. Dikkate almadım. 13. senem muayenehanem hala açık…

 

Ama bu yeni hayatımda, bir başka şeyleri kaybettiğimi hemen fark ettim; Önce çalışma arkadaşlarımı… Meslektaşlarımla müşterek çalışmanın ne kadar önemli olduğunu hissettim.

Hekim çevrem çok geniş olmasına rağmen, bu eksikliği yaşadım.

Muayenehanem çalışıyordu. Hasta sayım da iyi idi. Ama eskisi gibi çok hasta göremiyordum. Ameliyat sayım da çok düşmüştü.

 

Kamu olanakları ortadan kalkmıştı. Öğleyin lokantada yemek yiyordum. Çayımı kendim yapıyordum.

Eskiden hiç hoşlanmadığım ilaç tanıtıcıları artık gelmiyordu. İlaç numunelerim bile bitmişti. Eczaneden ilaç almak çok zoruma gitti.

 

Ama mutluydum. Kendime ayıracak zamanım vardı. Hastalarıma daha çok zaman ayırabiliyordum. Onlarla daha çok konuşabiliyordum, onları daha fazla dinleyebiliyordum.

Hastalarım “Şükrü Bey, yüzünüz gülüyor, sizi ilk defa böyle görüyoruz." Emeklilik size yaramış, gençleşmişsiniz” diyorlardı… Evet, yüzümdeki o kamunun örttüğü “tül perde” kalkmıştı…

 

Artık konuşmam ve yazmam yasak değildi.

24 saat nöbet sonrası 8 sat çalışmaya kimse beni zorlamıyordu.

Yalova’ya gitmek için izin gerekmiyordu. Ortalama ayda 1 kez giderdim. “ Şükrü Bey her hafta da Yalova olur mu?” Sözünü duymuyordum…

Kendime yeterli zaman ayırabiliyorum.

Meslek kuruluşumun çalışmalarına daha çok vakit ayırabiliyordum.

Bir derneğin başkanlığını yürütüyordum. Bir Vakfın da Yönetim Kurulu üyeliğini…

İleride ekonomik sıkıntı içinde olmayayım diye İstanbul’dan çok uzak bir yerde Özel Hastane kurucusu oldum. Onun da yönetim kurulunda yer almamda bir sakınca kalmamıştı.

 

13 Yıl Sonra…

 

Şu anda emekliliğimin 13. yılındayım.

Aynen eskisi gibi her gün saat 09.00’ da işime gidiyorum.

Muayenehane potansiyeli eskisinden çok uzak.

Bir kuruluşta da işyeri hekimliği yapıyorum.

Muayenehaneleri ortadan kaldırmak için siyasi iktidarlar ellerinden geleni yaptılar.

Sosyal Güvenlik Kurumu muayenehanelerle sözleşme yapmıyor. Dava açtım. Sonucu bekliyorum. En azından bu ayırımcı tutumun hukuka aykırı olduğunu göstermek için…

 

Bir zamanlar teşvik edilen özel sağlık kuruluşları da şimdi üvey evlat oldu. Pek çoğu zor ayakta duruyor. Çoğu da el değiştirdi, satıldı. SGK nın uyguladığı politikalarla yaşaması olanaksız. Tabi, burada en çok etkilenen, özelde çalışan hekimler. Çalışma güvenceleri olmadığı gibi, çok yakında ekonomik olarak ta son derece sıkıntı yaşayacaklar.

 

2007 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu sözleşme için 65 yaş sınırı getirmeye kalkıştı.

Bir yandan hekim eksikliğinden bahsediliyor, öte yandan hekim çalışmasına engeller getiriliyor. 65 yaş, hekimin bilgi birikimlerini en iyi yansıtacağı yıllar. Daha benim için 2 yıl var ama tepkisiz kalınamaz. Büyük tepki gördü. İstanbullu hekimler Galatasaray’dan Taksim’e yürüdüler. Aralık 2007’de yürürlüğe girecekti. TTB desteğiyle kişisel açılan dava sonucu Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi…

Resmi rakamlara göre hekimlerin en az dörtte biri özel sağlık sektöründe. Bu gerçek ortada iken, özel sektörde hekime adeta hayat hakkı tanınmıyor. Her geçen gün çalışma olanakları kötüleştiriliyor.

 

Kamudaki hekimler ise şu anda göreceli olarak ekonomik durumları iyi olsa bile, güvenceli değil.

Hekimler ve sağlık çalışanları hastaneye yabancılaşmış durumdalar. Hastanenin güvenliği, temizliği, yemekhanesi v.s. ayrı ayrı taşeron firmalar tarafından işletiliyor. Hastane çalışanları birbirlerine yabancılaşmış durumda. Performans uygulaması hekimler arası birlik ve beraberliği bozmuş, kısaca hastanede takım ruhu ortadan kalkmış durumda. Şu anda hayatından memnun, geleceğini gören hekim bulmak zor…

İşte özel sağlık sektörü ve kamu sağlık sektörünün durumu. Bizi kurtaracak ancak kendimiz. Bu da birlik-beraberlik-dayanışma içinde olur.

 

Arkama dönüp bakıyorum.  Emeklilikte geçen 13 yıl…

Verdiğim karardan hiç pişman değilim. 13 yıl evvel nasıl düşünüyorsam şimdi de aynı düşünüyorum.

 

 

Yazan:Op.Dr. Şükrü Güner

BU YAZI SAĞLIĞINSESİ GAZETESİNİN 32. SAYISINDA YAYINLANMAKTADIR.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim