• BIST 109.660
  • Altın 156,361
  • Dolar 3,8644
  • Euro 4,5615
  • İstanbul : 16 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İzmir : 17 °C

BİR KONGRENİN ARDINDAN…

BİR KONGRENİN ARDINDAN…
Dilek Süzen

Avrupa Hipertansiyon Derneği ile Hipertansiyon ve Ateroskleroz Derneği?nin ortaklaşa düzenlediği 6. Akdeniz Hipertansiyon ve Ateroskleroz Kongresi 24-28 Mart 2009 tarihleri arasında Antalya?da yapıldı. 550 kişilik katılımın gerçekleştiği kongreye Türkiye?nin yanı sıra Fransa, Portekiz, Norveç, İspanya, Bulgaristan, İsveç, İtalya, Polonya, Almanya, Estonya, Belçika ve Danimarka'dan çok sayıda hekim katıldı. Kongre içeriğinin zenginliği nedeniyle de Avrupa Birliği Akreditasyon komitesi tarafından 21 kredi ile kredilendirildi.

Bu, Avrupa?da yapılan tüm toplantılar içinde en yüksek kredi olarak açıklandı. Geçen yıl gerçekleşen Avrupa Kardiyoloji Kongresi 18 kredi almıştı.

Avrupa Hipertansiyon Derneği Geçen Dönem Başkan Yardımcısı ve kongre başkanı Prof. Dr. Serap Erdine kongre ile ilgili SAĞLIĞINSESİ' ne özetle şu bilgileri verdi:

" Kongremize Türkiye İç Hastalıkları Derneği eski Başkanı Prof. Dr. Hasan Yazıcı'nın yanı sıra ,Türk Böbrek ve Hipertansiyon Derneğinden , TKD yönetim kurulundan da konuşmacılar oldu. Fransa?dan 120 kişi katıldı ve kongre programı içinde kendilerine özgü ayrı bir oturum yaptılar.

Kongrenin bilimsel içeriği oldukça zengindi. Hipertansiyonun fizyopatolojisi, oluşum mekanizması, metabolik sendrom, hedef kan basıncı değerleri ve öneriler, kanıtlar, genç erişkinlerdeki hipertansiyon ve obezite sorunları, son yayımlanan çalışmalar, yeni mekanizmalar konusunda geliştirilen yeni ilaçlar, diyabet, diyabet ve hipertansiyon tedavisi, statinler, lipit düşürücü ilaçlar, diyet, kronik böbrek yetersizliğinde hipertansiyon, yaşlı da hipertansiyon, hipertansif krizler ve acil durumlar, maskeli hipertansiyon, evde kan basıncı nasıl ölçülmeli, hastanın tedaviye uyumu, hipertansiyonda beyin hasarının önlenmesi, sol ventikül hipertrofisini gerileten ilaçlar, yeni kardiyovasküler risk belirteçleri, kadınlarda kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon, ateroskleroz ve diyabet konusunda son gelişmeler bu kongredeki işlendi.

Kongrede 37 oturum yapıldı, posterler uzmanına danış toplantıları ve olgu sunumları gerçekleşti. Katılımcılar sadece uzmanlardan oluşmuyordu aile hekimleri de vardı. Kardiyologlar, nefrologlar, endokrin uzmanları kısaca multidisipliner bir kongre oldu. Çünkü hipertansiyon multidisipliner bir hastalıktır.

Bu kongre geçen yıl başlattığımız akıllı kapı sistemini devam ettirdik. Böylece oturumlara katılım da arttırıldı. İlaç endüstrisinin desteği ile çeşitli yayınlar hekimlere ulaştırıldı. Tüm kongre süresince oturumlar kongrenin web sayfasından anından online olarak yayınlandı.Kongre sonrasında da yayın devam edecek.(www.medhyp.org)

Daha önceki kongrelerde belirli oturumlar 1-2 saat gibi web den online yayın yapılıyordu, İlk kez bir kongrenin tamamı kongrenin web sayfasından yayınlandı. Kongrenin web sayfası Avrupa Hipertansiyon derneği?nin web sayfasıyla bağlantılı olduğundan, Avrupa ülkeleri de kongreyi online olarak dinlediler ve izlemeye devam edecekler.

Kongrenin sonuç bildirgesi olarak şunları söyleyebiliriz;

Hipertansiyon sadece kan basıncı yüksekliği olarak algılanmamalıdır. Diğer risk faktörleri ile birlikte ele alınmalıdır. Klinik belirti göstermeyen organ hasarı ile başlayıp ( kalp büyümesi, mikroalbüminüri, karotis damarlarda kalınlaşma, plaklar oluyor) bu aşamada hiçbir belirti vermiyor.

Sonra klinik belirtiler ortaya çıkıyor. Örneğin göğsünde ağrı olabiliyor. Şeker hastalığı veya iskemik atak, enfaktüs, renal yetersizlik, inme ve ölümle sonuçlanan kardiyovasküler süreç söz konusu. Hipertansiyonun diğer risk faktörleri ile birlikte başlangıç döneminde kontrolü ve tedavisi önemli.

Eskiden daha düşük kan basıncı hedefleri ile çok daha iyi korumayı sağlayabiliriz mesajını veriyorduk. Ama bu kongrede ana mesaj ne kadar erken tedaviye başlanırsa o kadar daha fazla yarar elde edileceğidir.

Daha klinik belirti vermeden sadece kan basıncı yüksekliğinde hemen tedaviye başlamak daha iyi sonuçları ortaya çıkarıyor.

Sadece kan basıncı yüksekliği değil diğer risk faktörleri ile birlikte örneğin şişmanlık kan yağlarında düzensizlik, hepsi birlikte erken aşamada tedavi edilmelidir. Çünkü kullanılan antihipertansif ilaçların kan basıncı düşürücü etkisi yanında özgün etkileri, damar duvarındaki değişiklikler, hedef organ hasarı ortaya çıkmadan tedaviye başlanırsa daha belirgin oluyor ,çok daha kolay ve rahat tedavi sağlayarak uzun dönemde ortaya çıkabilecek kalp damarı hastalıklarını, kardiyovasküler olayları da önleyebiliriz.

Daha önceleri basamak tarzı bir tedavi stratejisi hakimdi.Önce 1, düşmezse 2, düşmezse 3. ilaç verilirdi. Özellikle yüksek riskli, şeker veya böbrek hastalarında , inmede veya kan basıncı düzeyi 2., 3. derecede olan hastalara doğrudan kombinasyon tedavisi başlayabiliyoruz.

Yapılan çalışmaların sonuçlarına göre; ne kadar erken kan basıncı kontrolü sağlanırsa kardiyovasküler olayları o kadar fazla önleyebiliyoruz.

BASIN TOPLANTISI


Kongrenin ikinci günü düzenlenen basın toplantısına;
Avrupa Hipertansiyon derneği eski başkanlarından Prof. Dr. Alberto Zanchetti,
Hipertansiyon konusunda liderlerden Prof. Dr. Josep Reddon,
bir sonraki dönem başkanı Prof. Dr Krzysztof Narkiewicz,
Bulgaristan Hipertansiyon Derneği Başkanı Prof. Dr.Svetla Torbova,
Estonya Hipertansiyon Derneği Başkanı Prof. Dr.Margus Viigiima,
Avrupa Hipertansiyon Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr.Csaba Farsang,
Avrupa Hipertansiyon Derneği bir önceki dönem başkan yardımcısı Prof. Dr. Jean Michel Mallion,
Prof. Dr. Antonia Coca (Avrupa Hipertansiyon Derneği Yönetim Kurulu üyesi, nefrolog),
Prof. Dr.Amparo Lurbe ( kendisi Valencia Üniversitesinden, kendisinin genç erişkinlerde hipertansiyon konulu çok sayıda çalışması var) katıldı.

İşte medya mensuplarının sorularına verilen yanıtlardan kesitler :


Prof. Dr. Erdine:
Daha önceleri genç erişkinlerdeki hipertansiyon ikincil nedene bağlanıyordu. Ama artık nedeni bilinmeyen tansiyonu çok daha erken yaşlarda görebiliyoruz.

Hipertansiyon konusunda kontrol çok önemli. Doğu Avrupa ülkelerinde yapılan bir çalışmanın sonuçlarını ve ülkemizde başlatmış olduğumuz Türkiyem Fark et Çalışmasının ilk sonuçlarını kongrede açıkladık. Elimizde henüz çok net veriler yok , çünkü araştırmaya başlayalı bir ay oldu, 300 hekimle, aile hekimiyle birlikte 6 bin hasta üzerinde yaptığımız bir araştırma. Hipertansif hastaların tedavisindeki ilkeler konusunda eğitimin herhangi bir etkisi var mı, bir yıl boyunca hastalarımızı izleyeceğiz.
6 bin hastada eşlik eden risk faktörlerini gözleyeceğiz. Yapılan çalışmalar ışığında tedavi yaklaşımı her yıl değişiyor.

BU YIL NE DEĞİŞECEK?


Prof. Dr. Laurent :
EUROASPIRE çalışmasının sonuçlarına göre hastaların yüzde 80?i lipit düşürücü tedavi altında, ancak antihipertansif tedavi kullananların oranı yüzde 50. Bu oranın artırılması gerekmekte. Hipertansiyon kontrol oranlarının artmasını sağlamak gerekli ancak antihipertansif tedavi altında olan hastaların sadece yarısı hipertansiyon ilaçlarını kullanıyor.

Prof. Dr. Erdine:
en önemli nedeni hipertansiyon bilincinin yeterince olmaması. Hastalar uzun dönemde doğabilecek sonuçları göz ardı ediyorlar. Hipertansiyon kardiyovasküler süreçte çok önemli rol oynuyor. Önce klinik belirti göstermiyor, organ hasarı başlıyor ve hastaların herhangi bir yakınması yok. Örneğin sol ventikül hipertirofisi, şah damarlarında kalınlaşma, mikroalbiminüri gibi.Daha sonra bu olaylar böbrek hastalığına bağlı veya göğüste ağrı gibi yakınmalarla klinik belirti gösterebiliyor.

Yine tedavi edilmediğinde kalp krizi, inme, kalp yetersizliği, son dönem böbrek hastalığı ortaya çıkıyor.Ve istenmeyen sonla ölümle sonuçlanıyor.

Bu kardiyovasküler sürecin en başında tedavinin etkin bir şekilde yapılması ve hastaların bu konuda da bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Hasta Uyumsuzluğundaki Nedenler?


Prof. Dr. Viigiima:
Bu önemli faktörlerden biri. Hasta uyumunun mutlaka geliştirilmesi lazım. Klinik ilaç çalışmasında da hastanın aktif olarak uyuma katılması gerekir.
Kullanılan ilaçların öncelikle etkili olması gerekiyor, yan etkilerinin ya hiç olmaması ya da az olması isteniyor. 24 saat süreyle etkili olmalı ve göreceli olarak ucuz olması gerekir. Hasta uyumuna gelince. Hasta ama kendini hasta hissetmiyor, sorunlu görmüyor. Uzun süreli kan basıncı düşüşleri sağlandığında daha sonra ortaya çıkacak birçok kötü etkiler de önlenmiş olacak.

Prof.Dr.Torbova:
Bulgaristan?da hastaların tedaviye uyumu konusuna çok önem veriyoruz.3 yıldır bazı yasalar çıkıyor. Monoterapi ve kombinasyon terapi konusunda. Sağlık sigortası kombinasyon ilaçlar için ödeme yapmıyor. Sigorta ACE inhibitörü, gibi tek tip ilaç için ödemeyi kabul ediyor.

Diğer sorun da doktorların hastalarına daha fazla zaman ayırması gerektiğidir. Doktor hastaya daha fazla zaman ayırdığında hastanın tedaviye uyumunun daha çok yükseleceği düşünülüyor.

Eşdeğer olarak bilinen ilaçların etken maddelerine de bakılmalıdır. İlaç belki hastaya kısa dönemde yararlı olabilir ama hipertansiyon gibi uzun süreli tedaviye gereksinim olan hastalıklarda kısa dönem yararlardan çok uzun dönem yararlar önemlidir.

Prof. Dr.Erdine:
Çalışmalar gösterdi ki ,daha erken dönemde etkin bir şeklide kan basıncının düşürülmesi, ileride doğabilecek kalp ve damar hastalıklarını, böbrek hastalıklarını büyük oranda önlüyor.2007 yılında gayri resmi olarak tedavi ilkelerini yayımladık.
2009 yılında tedavi ilkeleri güncellenecek. 2011? de tekrar güncellenecek yapılan çeşitli çalışmalar ışığında kanıta dayanarak? Tedavi ilkeleri, hiçbir zaman zorlayıcı değil. Bireysel olarak hastalar tedavi edilir.Tedavi ilkelerinde yaşlılarda hedef ne olmalı tedaviye başlama eşik değeri ne olmalı, bunlar tekrar belirlenecek.

Bugünkü tedavi ilkelerine göre, eğer hastanın herhangi bir risk faktörü yoksa, 140/900 mm/Hg nın üzerinde ise tedaviye başlıyoruz. 140/90 mm/Hg nın altını hedefliyoruz Yüksek riskli veya çok yüksek riskli olarak belirlediğimiz hastalarda yani eşlik eden organ hasarı varsa, kan yağlarında bozukluk varsa, şeker hastalığı varsa, hedef organ hasarı varsa, o zaman tedaviyle elde etmemiz gereken değer 130/85 mm/Hg altı ve tedaviye başlamamız gereken değer de 130/85 mm/Hg üzeridir.

Hedef kan basıncına ulaşmak son derece önemli, hastanın tedaviye uyumu çok önemli. Ama uyumda sadece hastayı suçlamak da doğru değil. Hekimlerin de bu konuda yapmaları gereken şey ilaçların yan etkilerini göz önünde bulundurmaktır.

Tedavinin başarısında hasta hekim ilişkisi çok önemlidir. Daha önceden kan basıncı ne kadar düşerse o kadar iyidir diyorduk. Ama artık erken dönemde tedaviye başlamak son derece önemli. Ne kadar erken o kadar iyi yani.

Kan basıncı yüksekliği saptanır saptanmaz tedaviye başlanmalı. Kan basıncı artışları glikoz mekanizmasındaki değişiklikler açısından paralel giden bazı faktörler var.
Hipertansiyon hastalarında Tip2 diyabet gelişmesinde rol oynayan etkiler var.
Diyabetin gelişmesinden önce yıllar içinde kan damarlarında bazı hasarlar oluşur. Bu hastalar daha diyabet gelişmeden bu hasarları yaşamış oluyorlar. 10 yıllık diyabetli ise demek daha önceden diyabetin gelişmesi sonucunda hastaya zarar vermiş olacak.
Bazı tansiyon ilaçları diyabete yol açabiliyor. Bizde bunları kullanmıyoruz. Hipertansiyon hastalarının seviyesinin ne olduğu da önemli. Hipertansiyonun etkisini diyabetin üzerine eklediğini de göz önüne almalısınız.

Prof. Dr.Lurbe:
Genç erişkinlerde obeziteden dolayı hipertansiyon insidansında bir artış görülüyor. Hipertansiyon, insülin direnci gibi olaylar da eşlik ediyor. Hipertansiyona yatkınlığın erken aşamada tesbit edilmesi, ve tedavinin başlanması önemli. Böylece kardiyovasküler sorunlar durdurulur veya geciktirilebilir.

Prof.Dr.Laurent:
Hipertansiyon yaşam boyu izlenmesi gereken bir hastalık. Aile hekimleri de devreye girmeli ama konuyla ilgili olarak uzmanlardan yardım almalıdır.Hemşireler de bu sürecin içinde dahil edilmelidir.Çünkü hemşireler hasta ve hasta yakınları ile konuyu konuşma tartışmak açısından daha fazla zaman yakalayabilir.

Fransa?da hipertansiyon hastalarının üçte ikisine aile hekimleri bakıyor. Ancak bu konuda uzmanlaşmış kişilerden de destek alıyorlar. Ancak bu konuda hastaya en fazla zaman ayıracak kişi aile hekimidir.
Tabii bu konuda uzman deyince sadece kardiyolog değil, nefrolog, endikrinolog, iç hastalıkları gibi uzmanlarında izlemesi gerekir.

Prof.Dr.Erdine:
Avrupa Hipertansiyon Derneği bunun için hipertansiyon uzmanını seçmekte ve Avrupa Birliği ile ilişkiler devam etmekte. Doğrudan doğruya Avrupa Hipertansiyon Derneği hipertansiyonun artık bir bilim dalı haline gelmesi ve hipertansiyolog şeklinde isimlendirilmesini istiyor. Avrupa hipertansiyon derneğinin onayladığı 800 tane Avrupa ülkelerinde hipertansiyon uzmanı var.
Bunun seçici komitesinin yöneticiliğini ben yapıyorum. Her ülkenin seçici komitelerinin onayından sonra tekrar en son değerlendirme yapılıyor ve Avrupa Hipertansiyon Derneğinin web sayfasından hipertansiyon uzmanları olarak ilan ediliyor.

Hipertansif hastaların gerek kontrolünü gerek tedavisini çok daha etkin bir biçimde yapılmasını sağlayacak bu uzmanlar.Türkiye?den bu şeklide 10 uzman var.

Kriterlere gelince hipertansiyon konusunda hasta bakmak olduğu kadar araştırmalar yapmak ve doğrudan doğruya hipertansiyonla ilgili meslek hayatı boyunca etkinliklerde bulunmaktır. Her yıl reakreditasyon süreci var. Toplantılara katılmak, bilimsel verileri sağlamak, hepsi akreditasyon sürecinde etkin. Kriterler için hekimin belirli bir süre bu işte çalışmış olması gibi bir süre aranmıyor. Buna her uzman başvurabilir.

Yani belirli uzmanlık dalına özgü bir şey değil.Aile hekimleri de başvurabilir. Formlardaki soruları yanıtlayıp özgeçmişlerini yazıp yayın listesini de göndermeleri yeterli. Tüm bunlar değerlendirmeden geçiyor sonra kabul ediliyorlar.

Prof. Dr.Lurbe:
Hipertansiyon hastalıklarını çocuk ve adolesanlarda belirlerken yaş cinsiyet boya dair bazı kriterlere bakılıyor ve 1., 2. evreler olduğunu belirledik. Bazı testlere tabi tutup hangi evrede olduğunu tesbit edip ona göre tedaviye başlıyoruz.


Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim