• BIST 98.808
  • Altın 229,000
  • Dolar 5,7932
  • Euro 6,7050
  • İstanbul : 21 °C
  • Ankara : 23 °C
  • İzmir : 21 °C

Bölgemizde Mecburi Hizmet: Sorunlar ve Öneriler

Ercan Kırımi

Bölgemizde mecburi hizmetle ilgili sorunlar artarak devam ediyor. Doğu Anadolu’daki hekimlerin büyük çoğunluğu mecburi hizmet nedeniyle bölgede bulunuyorlar. Hakkari’deki hekimlerin neredeyse tümü, Hakkari’ye bağlı ilçelerdeki hekimlerin hemen hepsi mecburi hizmet yükümlüsü. Van merkezde durum biraz iyi, o da üniversite Araştırma Hastanesi’nden kaynaklanıyor, %50 civarı hekim mecburi hizmetli. Fakat özellikle sağlık ocakları ve Van’ın ilçeleri de yoğunluklu olarak mecburi hizmet yükümlüsü meslektaşlarımızdan hizmet alıyor.

Cumhuriyet hükümetleri Doğu Anadolu’da mecburi görevlendirmelere maalesef çare bulamıyor. Çok güçlü biçimde iki dönemdir iktidar olan bu hükümetin sorunu çözebileceğini ilk başta düşünsek de, çok zor kanunları da meclisten geçiren, açılım gibi zor konulara bile el atabilen hükümet ve onun tarihe geçmiş 7 yıllık sağlık bakanı mecburi hizmet sorununu bir türlü çözemiyorlar.

Mecburi hizmet sistemi iyi çalışıyor mu? Hayır. Sık sık gazetelerde, internet haber sitelerinde şu ücra il veya ilçede ilk defa uzman atandığını, şu kadar uzman hekime ilk defa kavuştuklarına dair haberler okuyor ve izliyoruz. Ama arkasını, sonrasını izleyen hiç yok.  Devletin yetiştirilmesi için onca emek ve maddi destek verdiği bu insanları, hekimleri maksimum faydalanacakları ve hizmet üretebilecekleri yerlere yerleştirmesi gerekirdi. Küçük ilçelere gönderilen KBB, Kadın-Doğum, Cerrah vs. gittikleri yerlerde ne yapabilirler ki? Öncelikle iyi işletilemeyen hastanelerde problem var. Zaten kendisi de mecburi hizmetli ve gitmek için gün sayan, çetele yapan mecburi hizmetli Başhekim, nasıl ihale yapsın, nasıl malzeme alsın, nasıl hastanesine sahip çıksın ki. İhale yapmak ateşten gömlek giymek gibi. Hastanelerin gelirlerine göz dikmiş o kadar çok çapulcu, kötü niyetli insanlar var ki, bunlar siyasilerden de destek alarak hastaneyi soyup soğana çeviriyorlar. Sık sık başhekimler ve yardımcıları tehdit edilip görevlerinden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Hastane içine yerleşmiş, kalıcı, o bölge insanı müdür, mutemet ve satın almacılar zavallı hekim arkadaşlarımızı parmağında oynatıyorlar. En ufak problemde de evraklarda meslektaşlarımızın imzası olduğundan diğer personelin değil meslektaşlarımızın başı ağrıyor, mahkemelerle uğraşıyorlar.

Yeterince malzeme, personel, uygun ortam bulamayan meslektaşlarımız birçok hastayı sevketmeye başlıyor. Bu durum kendisinde de büyük bir mutsuzluk, mesleki tatminsizliğe yolaçıyor. Bir müddet sonra kendisini yalnızca kolay çözülebilecek basit hastalıklarla uğraşan ve biraz problemli hastayı sevk eden sevk memuru olarak görmeye, hissetmeye başlıyor. Halbuki mecburi hizmete gelmeden önce ne hastalar bakmış ne ameliyatlar yapmıştı, ama şimdi kendisinin burada köreldiğini, mesleğinde gerilediğini ve tek çarenin bir an önce buradan kaçmak olduğuna inanmaya başlıyor.

Mecburi hizmete gönderilen evli meslektaşlarımızın bir kısmı eşini ve çocuklarını da getirmiyorlar. Ciddi sayıda bölünmüş aileler var. Eş ve çocuklar daha rahat şehir ortamında yaşamak istiyor. Hele okul çağında çocuklar varsa bu oran daha da artıyor. Çocuklara uygun kaliteli okul problemi nedeniyle de anne ve çocuklar meslektaşımızı yalnız bırakıyor. Böyle olunca verimli çalışması da azalıyor. Sık sık izin kullanıyor. Cuma öğleden sonra gidip pazartesi öğlene kadar mesaiye gelme şeklinde uygulamalara giriyorlar. Gözü biran önce şu hizmet bitsin de gideyim havasındalar. Bölge ziyaretlerimizde sık sık takvim çetelelerinin tutulduğuna şahit oluyoruz.

İşin bir başka yönü de hastalar ve hasta kalitesi. Sosyal düzey düşük olduğundan dolayı ummadığınız düzeyde ağır hastalarla karşılaşabiliyorsunuz. İleri evre kanser hastaları, yokolduğunu zannettiğiniz enfeksiyon hastalıkları, ihmal edilmiş çocuk hastalar … Ancak Afrika ülkesinde rastlanabilecek düzeyde ağır malnütrisyon ve rikets hastalarına bölgede rastlayabilirsiniz. Yapabileceğiniz hemen hiçbir şey yoktur. Aile çok fakirdir alabileceği mama, gıda vs. yoktur, okuma yazmaları olmadığından bedava temin etseniz bile verdiğiniz ilacı kullanabilecek kapasitesi yoktur, size ben ne yapayım diye kıvranır durursunuz. İhtisas ve tıp eğitimi hayatında karşılaşmadığınız sepsis, şok vakalarıyla karşı karşıya kalırsınız. Neden birgün önce, birkaç saat önce getirmediniz diye sorduğunuzda aldığınız cevaplar karşısında da boğazınızda düğüm oluşur – Babası dağdan gelip getirmedi ki.. Hiç unutmuyorum bir sağlık taramasında bir köyde çok ağır pnömonili bebekle karşılaşmıştık ve hemen hastaneye yatması gerekiyordu. Ama anne ısrarla kabul etmedi, çünkü babası dağda idi, duyduğunda kendisini öldürürmüş. Çaresiz bebeğe bir iğne yapıp, şurup verip ayrıldık. Hekimlik meslek bilgilerimize tamamen aykırı bir durumdu. Şu sosyal durumun getirdiği çelişkiye bir bakın, neredeyse bebeği ölüme terketmiştik. Böyle bir ortamda hangi hekim mesleğini icra etmek ister ki diye düşünmüştüm.

Özellikle son yıllarda köylüler, köy muhtarları da sağlıkçıları, meslektaşlarımızı adeta alay edercesine kullanıyorlar. Sağlık taramasına, tedaviye giden meslektaşlarımızı boş yere uğraştırıp verdikleri tedavileri uygulamayanlar çok. Bölgede hala aşılara karşı, özellikle domuz gribinden sonra daha da bir antipati var. Aşı yaptın diye sağlıkçıların üzerine yürüyenler var. Verilen ilaçları çöpe atanlar ve niye böyle yaptın diye sorulduğunda – doktora inanmıyorum, devlet batsın diye de ilaçları çöpe atıyorum diyenler var. Ama bu kış günlerinde sağlıkçıların kullanıldığı en dramatik olay ise karla kaplı köy yolunun açılması. Muhtar 112’ye haber verir, acil sancıları olan ve doğum yapacak hasta var der. Zavallı 112’ci meslektaşlar apar topar yola kolulur, fakat kara saplanırlar ve gidemezler, acilen köy hizmetleri, karayolları vs aranır. Kar araçları gelir, bu arada sağlıkçılarımız büyük depresyonda, hastaya bir şey olursa köylüler onları sorumlu tutacaklar diye üzülmekteler. Neredyse 8-10 saat sonra stress, aç ve üşümüş olarak köye ulaşırlar. Derhal hastayı görmek isterler. Muhtar bıyık altından sinsice gülerek – doktor bey hamilenin sancıları geçti der.  Olay anlaşılır. Muhtar köyün yolunu açmak için yapmıştır bu hilebazlığı. Karşılığında ceza mı? Hayır. Ödül bile verilebilir adama. Ama sağlıkçılar gitmeseydi ne kadar ceza alabileceklerini düşündünüz mü?

Evet ücra yerler mecburi hizmette ciddi mutsuzluklar, depresyonlar meydana getiriyor. Hava kararınca gidilmesi tehlikeli, hatta hiç gidilmemesi istenen, yolları kapanan yerlerde hizmet vermeye çalışan mecburi hizmet yükümlüsü meslektaşlarımız var. Büyük şehirlerde yetişmiş birçok genç hekim bu durumda adeta şok oluyor ve tek derdi buradan bir an önce gitmek oluyor. Uyguladığı tedaviler genelde baştan savma, günü kurtarmaya yönelik oluyor. Bölge için sağlığa yönelik koruyucu hizmetler hemen hiç akla gelmiyor.  Öylelerine şahit oluyoruz ki, izinlerini de son gününe kadar kullanıp sonra o son günde istifa edip gidiyorlar. İstifa diyorum çünkü o bölgeye tayinle gelecek hekim mümkün olmadığından ve necburi hizmet tayin dönemini de beklemek sitemediğinden hemen hepsi istifa ediyorlar.

İstifa etmek mecburi hizmetlilerin %90-95’i için ancak bölgeden çıkış yolu olabiliyor. Sağlık Bakanlığı adeta bu bölgeye gönderdiği meslektaşlarımıza gitmek var, dönmek yok diyor ve diğer bölgelere tayin için paunı tutmayan meslektaşlarımız da memuriyetten ayrılmayı da göze alıp istifa ediyorlar. Batı’daki özel sağlık kurumlarının en büyük insan kaynağı bu doğuda çalışıp istifa etmiş meslektaşlarımızdır. Maalesef bu hekmler yine mecburen düşük ücretlerle çalışmaya katlanmaktadırlar.

Tam gün yasasının kanunlaşması da mecburi hizmeti olumsuz etkileyecek gibi duruyor. Çünkü bölgede mecburi hizmeti bitip de bir müddet duran hekimler genellikle muayenehanesi olduğu için ve iyi para kazandıkları için duruyorlardı. Şimdi muayenehanesini kapatmak zorunda kalan hekimler de biran önce bölgeden ayrılmak istayecek ve geride kalan mecburi hizmetlilerin üzerine daha da artan sayıda hasta yükü eklenecek diye düşünüyoruz.

Peki, bir de madalyonun tersini çevirip neden bu kadar sorun ve olumsuzluklar olmasına rağmen mecburi hizmet uygulanıyor diye kendimize ve Sağlık Bakanlığı yetkililerine sorduğumuzda karşılaştığımız cevap daha ideal bir sistemin olmadığıdır. Maalesef bu düşünce bazı eksiklikleriyle birlikte şimdilik doğrudur. Ama Sağlık Bakanlığı yetkilileri bu mecburi hizmet sorunuyla hiç uğraşmadıkları da gün gibi aşikardır. Zaman zaman bizlerin yaptıkları uyarı ve önerileri de hiç dikkate almamaktadırlar. Bölgeye bol bol hekim göndermek, hatta istifa ettikçe daha fazlasını göndermek ve olaya yalnızca sayısal açıdan bakmak çözüm sağlamıyor. Biran önce artık tam gün yasası da meclisten çıkıp bakanlık rahatladığına göre mecburi hizmetin de değiştirilmesi gereklidir diye düşünüyoruz.

İlk başta bölgeye gönüllü ve kalıcı hekim bulunmalı diye düşünüyoruz. Az olsun ama bölgeyi sahiplenen ve canla başla çalışan hekimlere ihtiyaç var. İlginçtir hemen her ilçede böyle nadir meslektaşlarımız var ve sayıları artırılmalıdır. Nasıl olacak? İlk önce sözleşmeli hekimliği daha da cazip hale getirmeliyiz. Şehirden köye kadar artan oranda puanlama yaparak çok cazip ücretlerle en az 5 yıl çakılı olarak iyi ücretlerle ve ücretin ancak %40’ı kadar performansla ve aylık 10.000 TL den az olmayacak ücretlerle hekim istihdam edilmelidir. Meslektaşlarımıza sorduğumuzda bizim aldığımız önerilerden en önemlisi bu olarak gözükmektedir.

Mahrumiyet bölge tazminatı. Hekimleri bölgede çalıştırmaya özendirmek için acilen ciddi oranlarda maaşlara yansıyacak mahrumiyet bölge tazminatı devreye sokulmalıdır. Oranlar yine dişe dokunur biçimde şehirden köye artırılmalıdır. Şimdi olduğu gibi şehirde çalışanla köyede çalışan arasında 100-150 TL gibi komik farklar olmamalıdır. Böylece mecburi hizmete gelecek hekimler, zor bölge ama iyi para kazanıyorum diyebilmeliler.

Görev yerinde askerlik. Zaten çok zor bir bölgede çalışan meslektaşlarımızı bu bölgeden Hakkari’den, Yüksekova’dan, Özalp’ten alıp da Samsun’da, Isparta’da ve benim gibi Girne’de askerlik yaptırmak, bu meslektaşları burada tatil modunda ve az parayla görev yaptırmak inanın başka ülkede olmayacak bir gariplik, komik bir durum. Bölgemizdeki hekimlerin hemen hepsi bulunduğu yerde askerlik yapmaya çok sıcak bakıyorlar. Bu memlekette daha önce de diğer meslek gruplarına uygulanmış bir uygulama, niye hekimlere uygulanmaz anlamakta güçlük çekiyoruz. Acemi eğitiminden sonra meslektaşlarımız yine şehir merkezlerindekiler daha uzun ve köydekiler daha kısa olmak üzere bulundukları yerde askerlik görevlerini yapmış sayılmalıdırlar. Böylece hekimler bölgede en az 1,5 yıl daha kalmış olacaklar ki bu bölgemiz için bilenler bilir çok büyük bir kazanç olacaktır. Gittiği yerde de 2,5-3 yıl çalışacağını, kalacağını bilen hekim daha verimli olacaktır. Yıllardır söylüyoruz, lütfen yetkililer sesimizi bu kez duysunlar.

Altyapı ve organizasyon. Hakkını yemeyelim Sağlık Bakanlığı son yıllarda ciddi biçimde hastane yapıyor bölgemize. Birçok hastane yenilendi, iyi para harcandı. Ama bunların iyi organizasyonu yapılamıyor. Bu hastanelerin işletimesi daha profesyonel ve işi bilen kişiler eliyle yapılmalı. Gelir gider iyi hesaplanmalı. Kamu Birlikleri Yasa Tasarısı geliyor diyeceksiniz. Ama bizim kastettiğimiz bu yasadaki uygulamalar değil. Bizce hastaneler özellikle bizim bölgemizde her zaman devlette kalmalı. Fakat daha merkezi ve iyi yönetilmeli. Kesinlikle ihaleler tek merkezden, Sağlık Müdürlüğü bünyesinde kurulacak ve içinde çeşitli kurumların yeralacağı üyelerin bulunduğu objektif bir kurul tarafından yapılmalıdır. Başhekimler parasal işlerden mümkün olduğunca arındırılmalı ve yalnızca idari işlere yönlendirilmelidir.

Rotasyon. Özellikle zor hastanelere, kritik yerlere şehir merkezlerinden uzman hekimler destekte bulunmalıdırlar. Böylelikle hasta sevki yerine, bulunduğu yerde elektif vakalar biriktirilerek ilgili yerel hekim ve misafir uzman hekim birlikte hastaları tedavi etmelidirler. Rotasyonda düşündüğümüz rastgele meslektaşlarımızın ücra yerlere gönderilerek rahatsız edilmesi değildir. Tam tersine birlikte yani kollaboratif çalışma kastedilmektedir. Tam gün yasasının hükümleri de buna uygun gözükmektedir. Hatta bu rotasyona üniversitenin hocalarının da isteyerek katılınması sağlanmalıdır. Bizim bölgemiz için örnek verecek olursak, Hakkari’deki elektif üroloji vakaları bir günde toplanıp, üniversitemizden bir hocamız buraya gelerek meslektaşıyla birikte yeni yapılmış ve kullanılmayı bekleyen Hakkari Devlet Hastanesi’nde beraber vakaları ameliyat edebilirler. Yenidoğan hocası, yenidoğan yoğun bakım biriminin hastalarını konsülte edip o ünitenin eğitim ve düzenlenmesi işlemlerini de yapabilir.

Sonuç olarak bölgemizde mecburi hizmet hala ciddi bir problem olarak karşımızda durmaktadır. Yukarıda bir kısmını bahsettiğimiz alınacak tedbirlerle bu sorunun hem hekimler hem de halk lehine hafifletilmesi ve daha güzel bir çalışma ve sağlık ortamı meydana getirilmesi mümkündür. Bu konuda sağlığı yönetenler yerel sağlık idarecileri, hekimlerin en güçlü sivil toplum kuruluşu olan tabip odaları ve hekimlerin bizzat kendileri ile temasa geçerek biran önce harekete geçip uygun düzenlemeleri yapmalarını beklemekteyiz. Bu konuda katkı vermeye de her zaman hazırız.

 

Bu yazı toplam 1159 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim