• BIST 99.600
  • Altın 236,123
  • Dolar 6,1085
  • Euro 7,1909
  • İstanbul : 17 °C
  • Ankara : 12 °C
  • İzmir : 20 °C

“Bu Kararname Sağlık Çalışanlarının Sağlığını Tehdit Ediyor”

“Bu Kararname Sağlık Çalışanlarının Sağlığını Tehdit Ediyor”
Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan metin, hükümet tarafından kabul edildi.

 

 

Halkımızın  ve tüm sağlık  çalışanlarının sağlığını tehdit eden bir  yasa  ile karşı karşıyayız.

1-      Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname  02 Kasım 2011 Tarih ve 28103 Sayılı (Mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

 Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki bu kararname hazırlanırken, sağlık çalışanlarının hiçbir kesiminden görüş alınmamış, kararname, Sağlık Bakanlığı ilgilileri tarafından hazırlanmıştır.

Hazırlanan kanun hükmündeki bu kararname, bu özelliği nedeniyle iktidar ve muhalefet partilerinin yer aldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmemiş, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan metin, hükümet tarafından kabul edilmiştir.

Bu nedenle, çok önemli bir değişimi içeren bu 60 maddelik metnin, ilgililerin görüşleri alınmadan yalnızca hükümet tarafından hazırlanıp kabul edilmesi, ülkemizde “bu gibi yasa tasarılarının hazırlanmasında ve kanunlaşmasında  izlenen yolun terk edilmesi” adına çok üzücü ve endişe vericidir.

Kararnameyi dikkatle okuduk ve zihnimizde beliren sorularımızla yorumlarımızı sizlerle paylaşmaya karar verdik.

 

2- Hükümetin hazırlayıp kabul ettiği Kararnamenin 34. Maddesine göre hastaneler  “… tıbbi ve mali kriterler ile kalite, hasta ve çalışan güvenliği ve eğitim kriterleri çerçevesinde Kurumca belirlenecek usul ve esaslara göre altı aylık veya bir yıllık sürelerle değerlendirmeye tabi tutulur. Bu değerlendirme, kamu veya özel değerlendirme kuruluşlarına da yaptırılabilir. Değerlendirme sonuçlarına göre hastaneler yukarıdan aşağıya doğru  (A), (B), (C), (D)  ve (E) şeklinde gruplandırılır…”

 SORU: Bu durumda, örneğin E grubu içinde yer alan bir hastaneden kimler sağlık hizmeti alacak ve kimler hangi koşullarda sağlık hizmeti vereceklerdir? Bu sorular diğer grup hastaneler için de aynen sorulabilir.

 SORU: Bu durumda, Kanun Hükmünde Kararnamenin Birinci Bölüm, Görevler başlığı altında yer alan Madde 2, e) fıkrasında bildirilen “…yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunumu…” nasıl sağlanmış olacaktır?

 SORU: Yine bu durumda, Kararnamenin Birinci Bölüm, Görevler başlığı altında, Madde 2, 1. Fıkrada yer alan temel görevini Bakanlık nasıl yerine getirmiş olacaktır?  “Bakanlığın görevi, herkesin bedeni, zihni ve sosyal bakımdan tam bir iyilik hali içinde hayatını sürdürmesini sağlamaktır.”

 SORU: Yine bu durumda, sağlığın temel bir hak olma özelliğinin varlığını sürdürebilmesi sizce mümkün müdür?

 

3- Hastanelerde “Baş Hemşirelikler” kaldırılmıştır. Hemşirelik hizmetleri sanırız “Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürlüğü” tarafından yürütülecektir. Bu hizmetin başında kimin yer alacağı belli olmadığı gibi, bazı küçük  hastanelerde bu hizmeti baş hekim yürütebilecektir.

Hastanelerin gece gündüz hizmet üreten çalışanları olarak hemşirelik hizmetleri müdürlüğü ya da baş hemşireliğin kararnamede adının geçmemesi,  ne bu konudaki dünya normları ne de 08 Mart 2010 günü yayımlanan Hemşirelik Yönetmeliği ve 19 Nisan 2011 günü yayımlanan ek yönetmelikle uyumludur.

 

4-Bu kararname ile özelleşen sağlık hizmetinde, asli niteliği süreklilik olan hizmet, bundan böyle sözleşmeli çalışan aracılığı ile güvencesiz koşullarda yürütülecektir. Kararnamenin kabulünden önce 4/a kadrosunda çalışanlar “şimdilik” kaydıyla aynı kadrolarda işlerine devam edeceklerdir.

Sözleşmeli statüde çalışma, işverenin istediği zaman bir çalışanının işine son vermesini imkanlı kılan bir çalışma biçimidir. Öncelikli kaygısı kar olan bir işletmenin pek çok nedenlerle çalışanlarını işten çıkarması   “insan gücünden tasarruf etmesi” bilinen, yaşanan gerçeklerdir.

  SORU: Bu durumda Türkiye’de taşeron işçi ve vekil hemşire olarak çalışmayı göze almış meslektaşlarımızın sözleşmeli statüye geçmemek için mücadele vermeleri mümkün müdür?

 

5- Kararname, 1954 tarih ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanununun 3. Maddesinde değişiklik yaparak, ülkemizde yabancı uyruklu hemşirelerin çalışmasına izin vermektedir.

 

SORU:  Türk uyruklu hemşireler kendi ülkelerinde az para ile ağır çalışma koşullarında, yer yer taşeron işçi olarak çalışırken, bize göre çok daha iyi koşullarda çalışan yabancı hemşirelerin ülkemize gelmesi mümkün müdür ? Gelenler, tümüyle piyasa koşullarında yürütülmeye hazırlanan sağlık  hizmetlerinde, ülkemiz hemşirelerinin insanca koşullarda çalışmak için verdikleri ya da verecekleri mücadelede güçlerini zayıflatmaz mı?

 

SORU:  Bu konudaki bir diğer çok önemli ve derhal cevaplanması gereken soru şudur:  Türkiye’de hemşire sayısı yetersiz ise; neden hemşireler bir mesleki yeterlilik sınavı olmayıp, işe girmek için bir yarış sınavı olan KPSS sınavı yapılarak eleniyor?  Madem ki ihtiyaç var, o zaman herkesin işe alınması gerekmez mi?

 

Türkiye’de bir yılda mezun olan hemşire sayısı hakkında bilgi verecek olan kaynak, YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığıdır. Türkiye’de işsiz hemşire olduğunu biliyoruz. Ancak işsiz hemşire sayısı hakkında bilgi verecek bir kaynak neden yok? Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu konuda neden güvenilir veri sağlayamıyor?

Veri sağlayamıyor ya da sağlamıyor, ama açık var diye çocuk yaşta hemşire yetiştiren Sağlık Meslek Liseleri, Hemşirelik programlarına açığı kapatmak için binlerce öğrenci alınmasını ve bu alımın da yıllarca sürmesini isteyecek cesareti bazı kurum, sendika ve kişilere verebiliyor. 

 

SORU: Sağlık meslek liselerinin hemşirelik programlarına çocuk yaşta giren ve çoğu çocuk yaşta mezun olan ÇOCUKLAR, bu kararnamenin dayattığı koşullara nasıl dayanabilirler?

 

6-- Kararnamede “Uzlaştırma Prosedürü” başlığı altında yer alan 24. Madde, taşıdığı üslup itibarı ile en hafifinden “korkutucu” olarak nitelenebilir. Yapılan hata karşısında “uzlaştırma masrafları”, “arabulucu ücreti”,  “sigorta öder!” “hatayı yapan sigortalı değilse kendisi öder!” gibi ifadeler,  işletmelere has ifadelerdir. Bu durum, sağlık hizmetinin şirketleştirildiğinin en somut ifadesidir.

 

SORU: Şirketleşen bir yerin en temel kaygısı kar olunca, sağlık bir “hak” olma özelliğini nasıl koruyabilir? Ayrıca bu madde ile özellikle kısıtlı olanaklara sahip, iyi organize edilmemiş, iyi yönetilemeyen hastanelerde, koşullardan kaynaklanan mesleki uygulama hatalarının faturası sağlık çalışanlarına kesilecek, işletme yönetimi karşısında aynı safta yer alan hasta ve sağlık çalışanları karşı karşıya gelebilecektir.

 

7- Kararnamede “Sağlık Serbest Bölgeleri” 49. Madde, sağlıkta uluslararası pazar arenasına ülkemizin bu yolla da gireceğini ve kar payında/ kapışmasında vergi vermeden yer alacağını ifade etmektedir.

 

SORU: Sağlığın alınır-satılır bir meta haline gelmesi biz çalışanları da alınıp satılabilen ucuz emek gücü haline getirmez mi? Nitekim Kararnamenin Birinci Bölüm, Görevler başlığı altında yer alan 2. Madde e) fıkrasında geçen şu söz, az insanla, az parayla çok iş mantığını yansıtmıyor mu? “insan gücünde ve maddi kaynaklarda tasarrufu sağlamak…”

 

8- Kararnamede  “Sağlık Meslekleri Kurulu”  Madde 23,  meslek örgütlerinin, mesleki eğitim kurumlarının, temsilcileri oldukları mesleğin temel ve temel sonrası eğitimine, mesleki ahlak kuralları ve  meslek hataları ile ilgili tasarruflarına doğrudan el koymakta, onları adeta işlevsiz hale getirmektedir.

1992 yılından başlayarak Türk Hemşireleri Birliği Kanun Tasarısını  hazırladık.  Tasarı 1995- 1997 arasında ilgili kurum ve kuruluşların defalarca alınan görüşleri doğrultusunda yeniden düzenlendi ve o yıldan bu yana kanunlaşmayı bekliyor. Mesleğin kendi normlarını oluşturması  ve geliştirmesi için böylesi bir örgütlenmeye ihtiyaç varken bu sağlanmadığı gibi var olan birlik ve dernek gibi mesleki örgütlerin gücü bu kararname ile neredeyse ortadan kaldırılmıştır.

 

9- Kararnamede Aile Hekimliği pilot uygulama olmaktan çıkarılmış, yerleşik bir sağlık hizmeti haline getirilmiştir. Böylece, 'Halk Sağlığı Hemşireliği' anlayışı tamamen ortadan kalkmış, 'Aile Sağlığı Elemanı' adı ile hemşirelerin, yönetmelikte belirtilen koruyucu ve geliştirici sağlık hizmeti ile hiçbir ilişkisi olmayan görevleri yapmaları artık tartışılamaz bir biçimde yerleşmiştir. Bu durumda bazı  kuruluşların, örneğin aile sağlığı elemanı yerine,  Aile Sağlığı Hemşiresi  denilmesi için çaba sarf etmelerinin ne denli yararsız olduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü, özel görev, sorumluluk ve yetki değişikliği yapılmadan, isim değiştirmenin mesleğe bir yararı olmayacaktır.

 

SONUÇ OLARAK: Sağlığı piyasa koşullarına terk eden, yalnızca  hekim ve hastayı tanıyan, diğer  sağlık  mesleklerinin  adını bile anmayan , işlevlerini  adeta   TEK’e indirgeyen (doktor dışında, tüm sağlık çalışanları mesleki unvan olarak farklı da olsalar birbirlerinin işini yapabilirler anlayışı), halkımızın  ve  tüm sağlık çalışanlarının sağlığını tehdit eden bir yasa ile karşı karşıyayız.

Siz de kararnameyi lütfen okuyunuz. Çünkü, bizim görüp fark edemediğimiz ya da yanlış veya eksik anlamlandırdığımız yerleri siz görebilir, bu çalışma ve çabaya katkı sağlayabilirsiniz. 

 

Hep birlikte mesleğimizi onurla geleceğe taşıyabilmek dileği ile...

Prof. Dr. Saadet Ülker: Türk Hemşireler Derneği Başkanı

SAĞLIĞINSESİ ARALIK 2011 SAYISINDA YAYIMLANMAKTADIR.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim