• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • İstanbul : 22 °C
  • Ankara : 21 °C
  • İzmir : 21 °C

Cerrahın Bir Günü

Cerrahın Bir Günü
Sabah Oldukça sakin başladı herşey, birkaç muayene hastası ve bir –iki acil konsültasyondan sonra servise geçtim.

 

 

 Hasta yattı mı” dedim.

Sekreter “ Hocam ikisi de yattı” dedi.

 Hesapta bir yatış vardı ama iki olmuş.

 Olsun iyi de olmuş.

 Bu hasta kıtlığında hastadan şikayet edecek değilim herhalde.

 Olabilir dedim kendi kendime.

 Çünkü yatışları kontrol etmek elimizde olmuyor çoğu kez.

 Hasta polikliniğe  gelir, siz ameliyat önerirsiniz, eline yatış formunu verirsiniz, kimi hemen yatar kimi hiç yatmaz, kimi üç gün sonra yatar. Planlama yapmak  pek mümkün olmaz. Yapılan planlarda pek tutmaz. Sekreter konuşmaya devam ediyor.

“ Hocam şu epikrizleri tamamlasak”

“Tamamlasak ne olacak Sermet yazdıklarımı kaydetmiyor ki” diyorum.

 Gerçekten de hastanedeki  yeni yazılım sistemi son yazdığımız epikriz ve raporları kaydetmedi. Derdimizi Sermet’çilere anlatamadık. Ve biz de yazmaktan vazgeçtik.

 Bir süre küs küs yaşadık. Sonra ne olduysa sistem düzeldi.

 Bu arada Hamdi Hocadan bir telefon

“Hocam daha önce konuştuğumuz balon takılan hasta bugün geliyor”

İyi, ne güzel gelsin.

Hasta yemek yerken rahatsız oluyormuş çıkartmak istiyormuş balonu.

 Aslında biz zaten yemek yerken rahatsız olsun diye takmıştık. Ama hasta öyle istiyorsa çıkarırız tabiki

“ çünkü hasta her zaman haklı.”

 Bu arada ameliyat için randevuları kapatmadığımız için birkaç hastaya telefon açtırıp  randevularını yeniden ayarlamak gerekecek.

 Randevusuz gelen hastalar ve acil konsültasyonlar da ayrı bir planlama problemi.

 Vizit yapıp hastaların gözlemlerini yazıp günlük  orderlerini verdikten sonra saat 11.00 gibi ameliyathaneye indim.  Peş peşe safra kesesi ve kasık fıtığı ameliyatlarını yaptım.

  Laparoskopik kese  ameliyatının sonuna doğru laparoskop  yine  sapıtmaya başladı.  

Renkler birbirine karışıyor . Neyseki  ameliyatı tamamlayabildik.

 Bu arada balon hastası  polikliniğe uğramış ama poliklinik sekreteri ameliyatta olduğumuzu söylediğinden saat 3' ten sonra geleceğini söyleyerek geri gitmiş.

 Bir telefon trafiğiyle yeni bir planlama ve ayarlama yapmaya çalışıyorum. Bu arada diğer genel sekreter  arkadaş  arıyor. Yoğun bakımda yatan hastaya ERCP yapılacağını söylüyor.

Bu, ateşli silah yaralanması nedeniyle başka bir merkezde ameliyat olan ve postop bakım için uzun zamandır yoğun bakımda yatan bir hasta.

 Birçok organ yaralanması var, komplike ve problemli.

 Gastroenterologla konuşup endoskobun uygun zamanına denk getirmeye çalışıyorum.

 Endoskop  bize de lazım olacağından balon çıkarma işlemini ERCP’ den hemen sonra yapmayı planlıyorum.

Saat 3 gibi ERCP işlemi başlıyor ameliyathanede.   Bende izlemek için iniyorum. İşlem  uzun sürüyor. Bu arada balon hastası geliyor polikliniğe. Ameliyathaneden servise çıkıyorum. Hastayı yatırıp gerekli talimatları verdikten sonra ameliyathaneden çağırınca göndermelerini istiyorum. İşlemler uzadıkça randevular çakışıyor. Yeni ayarlamalar ve yeni iptaller yapmak gerekiyor. Acil servisten arıyorlar birkaç acil  hasta için, diğer doktorları arayın diyorum. Bu arada ERCP işlemi yapılamıyor. Hastayı yeniden yoğun bakıma alıyorlar. Bende balon hastasını istiyorum servisten.

 Bu arada planla epey sarkmış durumda. Dect telefon ise ayrı bir problem. Şarjı hemencecik bitiyor. Defalarca teknik servise göndermemize rağmen bir çare bulamadılar.Neredeyse yanımızda şarj makinesiyle  dolaşmamız gerekiyor.

 Balon hastasını alıyoruz ameliyathaneye. Balonu karındaki bağlantılarından koparıp mide içine atıyoruz. Bu arada işlem  kısa sürecek diye hastayı entübe etmiyoruz. Sedo-analjeziyle  yapmayı planlıyoruz. Başlangıçta herşey  planladığı  gibi gidiyor. Endoskopik yolla sömürdüğümüz balonu  snare ile tutarak ağız yoluyla dışarı almaya çalışıyoruz. Ama balon inat ediyor ve özefagus alt uçta takılıp kalıyor. Olayın sedasyonla olmayacağını anlayıp hastayı entübe ettiriyoruz; Genel anesteziye geçiyoruz. Bu arada özefagus  rüptürüne neden olmamak için de azami gayret gösteriyoruz. Ancak birkaç denemeden sonra plastik boru balonun bağlantı yerinden kopuyor.

 Farklı yakalama forsepsleriyle   balonu değişik yerlerinden tutup çıkarmayı deniyoruz.

 Her seferinde başarısız oluyoruz.  Bunalıyorum. Gastroenterolog arkadaşı da çağırıyorum ameliyathaneye. O da bildiği tüm teknikleri deniyor. Ama balon her seferinde çıkmamak için direniyor.Mideyi açıp balonu çıkarıyoruz. 10 dakikada işimiz bitiyor. Bu sırada koridorda bir hemşire bağırıyor

“Ömer hoca çok acil yoğun bakıma”

 Daha ameliyat bitmedi ”diyorum .

Bu arada Dr. Feride(anestezist) yoğun bakımın kapısından bağırıyor

                “Ömer hoca çok acil, hasta abondan kanıyor.”

 Ameliyatı bırakıp yoğun bakıma ışınlıyorum kendimi. Biraz önce ERCP denenen hastanın karnı kan revan içinde çarşaflar kan içinde, karnından neredeyse kan fışkırıyor.

Hastanın tansiyonu 20’lere düşmüş. Tükenmek üzere.

 Herkes seferber oluyor ve hızla hastanın karnını açıp kanayan yerlere kompresler tıkıyoruz. Aortun önünden pankreasla mide arasından bir yerlerden arteriyel  kanama var.

 Yoğun bakım savaş alanı gibi, ama herkes çok hızlı ve çok iyi iş çıkarıyor. Herkes derin bir nefes alıyor.

Bu arada yatak geniş olduğundan hastaya yetişmek için sürekli eğik pozisyonda durmak zorunda kaldığımdan belim ağrıyor.

 Birkaç gün önce de hasta böyle abondan bir kanama geçirmiş, Zühal hanım( kadın genel ve cerrahımız) hızla müdahale etmiş. Hasta genç  ve direniyor. Biraz toparlarsa belki kanama odağına yönelik bir şeyler yapılabilir.

 Ameliyata devam etmek üzere yeniden yıkanıp ameliyathanede yarım kalan işime devam ediyorum, ameliyatı bitiriyoruz.

 Bu arada yaş ilerliyor, unutkan olmuşum gün içinde  başımdan geçen bir sürü ayrıntıyı da hatırlamıyorum.

 Böylece saat 9’ a yaklaşmış.

 Kartaldan almam gereken  kardeşimi d,e market listesini de unutmuşum.

 Evi arıyorum kardeşim eve kendisi gelmiş. Hanım böyle şeylere alışık olduğundan alışverişi kendisi yapmış. Perişan vaziyette, İç çamaşırlarım  kan içinde eve gidiyorum.

 Kızlar bir şeyler söylüyor oğlan başka şey. Karşıdan yeğenlerim de gelmiş hepsinin söylediklerini “hım ..hım”

Deyip  geçiştiriyorum. Yemekten sonra misafirlerin ortasında, salondaki koltukta uyuya kalıyorum.

 Kimse uyandırmaya kıyamıyor veya cesaret edemiyor. Gece saat bir dolayında nöbetçi doktorun telefonuyla  yeniden uyanıyorum.

 Ertesi gün Yoğun Bakımdaki hastanın hala yaşadığını, vital bulguların düzeldiğini ve bilincinin açıldığını öğreniyorum memnun oluyorum.

 Sonra bir filozofun sözünü  hatırlıyorum.

 “Hayatın  lezzeti  elem ve ızdıraplardadır.” (sağlıkta nabız)

 

Yazan: Dr. Ömer Faruk Akıcı

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Doktorlar da İNSANDIR!21 Ekim 2015 Çarşamba 15:44
  • "Bu Çerçeve Yüzde 5 Fazla Oy Kazandırır Size"18 Ağustos 2015 Salı 18:33
  • Ameliyat Sırasında Açık Artırma14 Ağustos 2015 Cuma 15:23
  • Performans Sisteminin de...08 Ağustos 2015 Cumartesi 19:06
  • Arrest Mi Abdest Mi?15 Temmuz 2015 Çarşamba 14:13
  • Hasta Adami Mi Ameliyat Edecesunuz?14 Temmuz 2015 Salı 12:41
  • Hocanın Unutulmaz Tükürüğü...13 Temmuz 2015 Pazartesi 13:57
  • Bir Doktorun Hayatını Kurtarmışım Da Haberim Yok!17 Temmuz 2014 Perşembe 08:46
  • Ameliyat Olacak Kişi Doktor Olunca11 Temmuz 2014 Cuma 12:09
  • Omuz Atmak Mı,Omuz Vermek Mi?08 Ocak 2014 Çarşamba 18:56
  • ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim