• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul : 18 °C
  • Ankara : 18 °C
  • İzmir : 20 °C

Doktor ÖLÜME ÇARE Mİ?

Tevfik Özlü


Biz hekimler mesleğimiz icabı hep ölümle yakın olmuşuzdur. Gece gündüz hastanızın hayatta kalması için çabalarsınız, ama bazen elinizde kalıverir. Her gün ölümün soluğunu etrafınızda hissederek yaşarsınız. Belki başkaları buna alıştığımızı düşünebilirler, ama ölümü kanıksamak zordur. Çünkü, kabullenilmesi güçtür.

? Ölmek üzere olan da, çevresindekiler de kabullenemez. Ölmemesi gerektiğini düşünürler. "Neden?" Diye sorulur. "Şöyle olsaydı, olmasaydı" yorumları yapılır. Bunların haklılık payları olabilir kuşkusuz, ama ölüm hepimiz için değiştirilemeyen bir duraktır. Biz hekimler bir anlamda ölümle çarpışan, onu durdurmaya, ertelemeye çabalayan savaşçılarız, ama bizler de ölümlü birer insanız.""Kelin ilacı olsa başına sürermiş" deyişi bu çaresizliğimizi tam ifade ediyor.

Biz, ölüm karşısındaki bu çaresizliğimizi biliriz bilmesine, ama hasta ve hasta yakınları böyle düşünmezler. Hastalar hekime gelinceye kadar yaşadıkları sorunları kendilerinden, çevresinden veya kaderlerinden bilirler. Ancak, hekime başvurduğu andan itibaren, artık olayın bütün sorumluluğu hekimin omuzlarındadır.

ÖLÜM KARŞISINDAKİ ÇARESİZLİK

Eğer iyileşmiyorsa; geç iyileşiyorsa; daha kötüsü, giderek kötüye gidiyorsa; hele hele ölüm veya kalıcı sakatlanma oluşmuş ise; bunun, hekimin zamanında ve doğru teşhis koyup, uygun tedaviyi yapmamasından kaynaklandığını düşünürler.

Doğru hekim müdahalesine rağmen, işlerin her zaman yolunda gitmeyebileceğini; bazı hastalıkların doğal seyrinin tedaviyle değişmeyebileceğini; hekimlerin de diğer insanlar gibi, ölüm karşısında çaresiz kalabileceklerini kabullenmek istemez çokları.

Ölümden, sakatlanmadan veya diğer olumsuz sonuçlardan hekimi sorumlu tutarlar. Kendi kafalarında hekimi yargılayıp suçlu bulurlar ve verdikleri hükmü infaz etmeye kalkarlar. Bağırıp çağırırlar, tehdit ederler, yakasına yapışıp tartaklayabilir, pusu kurup öldürebilirler.

Oysa pek çok kere, hastanın ölüm nedeni tıbbi bir hata değildir. Böyle olsa bile, çoğu kez hekimin kişisel kusurundan ziyade sistemden kaynaklanan hatalar rol oynamaktadır. Hekimin suçlu bulunduğu olgularda dahi, kasıt değil taksir, yani kusurlu davranış söz konusudur.

Kaldı ki, hastanın kötüleşmesinden ve ölümünden sorumlu olduğunun hukuken kanıtlanması, hasta yakınlarının hekime saldırmalarını meşru kılmaz. Elbette hasta ve hasta yakınları mağdur olduklarını düşünüyorlarsa haklarını arayacaklardır. Ancak ?hak? başka bir şeydir, ?suç? başka bir şey. Haklı olmak suç işlemeyi gerektirmez. Hak arama yolları bellidir.

HEKİMLERE DE ÖDEVLER DÜŞÜYOR

Hekimlere yönelik bu şiddet eylemlerinin önlenmesinde, biz hekimlere de bazı ödevler düşmektedir. Özellikle kötü prognoz (sonuçlanma) beklentisi olan hastalar olmak üzere, hastalık, tıbbi girişim ve tedavilerle ilişkili tüm risklerin, hasta ve hasta yakınlarına anlatılması gerekmektedir.

Hastalığın seyri süresince olumsuz gelişmelerin, hasta ve hasta yakınlarından gizlenmesi, hastaya ve yakınlarına ümit ve moral vermek maksadıyla da olsa ?her şey yolunda, düzelecek, iki güne kalmaz iyileşir? gibi gerçekçi olmayan beyanlarda bulunulması, işler umulduğu gibi gitmediğinde ciddi ve ölçüsüz tepkilerin doğmasına neden olabilmektedir.

Sadece iyi yöndeki değil, olumsuz gelişmelerin de hasta ve yakınlarıyla paylaşılması ve olası kötü sonuçlardan söz edilmesi, hasta ve yakınlarını, öyle bir şoka karşı hazırlamakta ve tepkilerini kontrol altına almalarını kolaylaştırmaktadır.

HEKİM ŞİFA DAĞITMAZ

Hekimlerin, hasta karşısında adeta Tanrısal güçleri varmışçasına tereddütsüz ve iddialı olarak ?hiç bir şey olmaz, sen bana güven, şimdiye kadar 300 kişiyi tedavi ettim, hepsi düzeldi? tarzında konuşmaları, sonucun başarılı olması halinde onlara büyük puan ve itibar kazandırırken, aksine bir durumda kendilerini tek suçlu konumuna düşürmektedir.

Oysa sanılanın aksine, hekim şifa dağıtmaz. "Tedavi eşittir şifa", yanlış bir denklemdir. Çünkü, tedavi her zaman şifa ile sonuçlanmaz. Kimi hastalıkların ölümle sonuçlanma riski hastalığın doğal seyri gereği zaten yüksektir.

Tedavi bunu sıfırlamaz. Çok iyi tedavi edilen hastalar da ölebilirler. Üstelik tedavinin kendisi de; örneğin cerrahi girişimler, bazı ilaçlar hastaya zarar verme ve ölüm riski taşır. Eğer beklenen yarar, olası zarara baskın ise tedavi uygulanır. Ama bazen hesaplandığı gibi çıkmayabilir. Bir kişinin hastanede yatması bile başlı başına bir risktir.

Çünkü hastane ortamı sağlık için tehlikeli çok sayıda mikroorganizmayı barındırır. Bunlarla bulaşma ve takiben ağır hastane enfeksiyonlarıyla ölüm riski vardır. Riski azaltmak için elbette gerekli önlemler alınır, ancak risk hep vardır. Aslında, sadece hastalık veya tedavi değil bir çok günlük işlerimiz sırasında belirli bir oranda ölüm riskini üstleniriz.

Örneğin trafiğe çıkmanın ölüm riski vardır, ama bu bizi arabamızı kullanmaktan veya yaya olarak caddede yürümekten alıkoymaz. Sonuç olarak, hekimler de hastaları gibi, hastalığın şifa bulması için çalışırlar. Ancak, şifa yalnızca hekimin elinde olan bir şey değildir.

Öyle olsaydı, hiçbir hekim, hiç bir hastasından bunu esirgemezdi. Hiç olmazsa bunu kendilerinden esirgemezlerdi ve hekimler ölümsüz kişiler olurlardı.

 

Bu yazı toplam 1809 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim