• BIST 105.026
  • Altın 162,782
  • Dolar 3,9187
  • Euro 4,6430
  • İstanbul : 12 °C
  • Ankara : 4 °C
  • İzmir : 8 °C

Eczacının Gözünden 2014'e Bakış

Erdoğan Çolak

Geçtiğimiz yıl Türkiye’de ve Dünya’da, özellikle içinde yaşadığımız coğrafyada tarihe not edilecek önemli toplumsal altüst oluşların yaşandığı ve söz konusu altüst olma halinin siyasal gelişmelere yön verdiği bir yıl oldu. Komşumuz Suriye’de 2011 başlarında rejime karşı halk hareketi olarak başlayan olaylar, başta emperyal güçler ve uluslararası terör örgütleri gibi başka başka aktörlerin de devreye girmesiyle hızla biçim ve içerik değiştirerek iç savaşa evrildi. Suriye’deki iç savaş hala bütün hızıyla sürüyor, şimdilik bilançosu binlerce ölüm, yerlerinden edilmiş, mülteci konumuna düşmüş yüzbinlerce insan, acı ve yıkım…

2011’in başlarında Mısır’da yıllardır süren diktatörlük rejimini yıkan Tahrir isyanıyla doruğa ulaşan Arap Baharı, 2013’de kışa dönmüş durumda. Mısır’daki demokrasi denemesi ne yazık ki Mursi hükümetinin otoriter yönelimlerine karşı bir kez daha sokaklara çıkan kitlelerin tepkisinin üstüne oturan askeri darbe ile kesintiye uğradı.

GEZİ OLAYLARI

Türkiye’de siyasal düzlemde geçtiğimiz yıla damgasını vuran iki gelişme; barış ve müzakere süreci ile Gezi hadisesi oldu. 30 yıldır devam eden bir sorunu çözmek için hükümetin ortaya koyduğu irade ülkemizin barış, kardeşlik ve huzura kavuşmasını sağlamak bakımından önemli bir adımdı. Gezi olayları ise, ekolojiyi savunan, yaşanabilir kentler ve kamusal alanlar talep eden, yaşam tarzlarına ve özgürlüklere müdahale olarak anlaşılabilecek kimi uygulamalara karşı çıkan insanların demokratik bir tepkisiydi.

Ancak emniyet güçlerinin kullandığı kontrolsüz biber gazı ve aşırı güç demokratik protesto hakkının kullanılmasını ihlal ettiği gibi insan sağlığı ve yaşamı açısından da vahim sonuçlar doğurdu. Olaylarda yedi kişi yaşamını yitirdi, on bir kişi gözünü kaybetti, onlarca kişinin bedeninde kalıcı hasar meydana geldi, yüzlerce kişi yaralandı.

Ülkemizde ve yakın coğrafyamızda yaşanan söz konusu gelişmelerin siyasal ve toplumsal sonuçlarını hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Sosyal bilimciler hem bu olayları ve hem de bu olayların yarattığı sonuçların ayrıntılı bir değerlendirmesini yapacaklar kuşkusuz. Sağlıkçılar olarak bizi ilgilendiren; insan yaşamı ile halk ve çevre sağlığının korunması. Bu anlamda sadece hastalıkların olmaması değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olan sağlığın bütün yönleriyle tesisi için toplumsal barışın, huzurun ve istikrarın sağlanması, demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi zorunlu.

TAMAMLAYICI SAĞLIK SİGORTASI

Sağlık, ilaç ve eczacılık alanındaki tabloya baktığımızda karşımıza ilk çıkan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın devamı olarak bu yıl yürürlüğe girecek olan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası. Sağlık harcamalarını kontrol altına almak amacıyla uygulamaya konulan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası, Genel Sağlık Sigortası’nın kapsamını daraltıyor. Sağlık hizmetleri için temel bir teminat paketi oluşturulan bu uygulamada bazı sağlık harcamaları paketin içine girerken, bazı harcamalar kapsam dışında tutuluyor, kapsam dışında kalan hizmetler için tamamlayıcı sigorta devreye sokuluyor. Bu durum bireylerin cepten yaptığı ödemeleri artıran, gelir dağılımı adaletsizliğinin yaygın olduğu, asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı ülkemizde sağlığa ilişkin eşitsizlikleri derinleştiren ve sağlık hakkına erişimi engelleyen bir uygulama olacaktır.

Elbette sigorta modelinin asla uygulanamayacak kötü bir model olduğunu söylemek mümkün değildir. Pek çok Avrupa ülkesinde başarılı bir biçimde de uygulanmaktadır. Ama bu ülkelerin hem gelir düzeyleri ülkemizden daha yüksek hem de çalışma hayatıyla ilgili düzenlemeler daha gelişkindir. Dolayısıyla hem ulusal gelirin daha düşük hem de gelir eşitsizliklerinin daha fazla olduğu bizim gibi ülkeler açısından sigorta modelinin sürdürülebilmesi oldukça zordur. Bu nedenle toplumun tümünü kapsayan, sağlık hizmetlerinde kapsamı daha geniş tutan, hizmete ulaşımda ve hizmet finansmanında daha adil olan, bölgesel dengesizlikleri nisbeten gideren, daha ucuz, daha etkin ve sağlık göstergeleri açısından olumlu çıktıları tartışmasız olan koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen vergiye dayalı bir sosyal güvenlik modelini sürdürmek konusunda bir politika belirlenmelidir.

SAĞLIK NET-2

Sağlık alanında geçtiğimiz yıl yaşanan gelişmelerden bir diğeri sağlık hizmetlerinde kişisel veri toplanması,korunması ve değerlendirilmesi ile ilgili Sağlık Bakanlığı’nın yaşama geçirdiği uygulamaydı. Ağustos 2013’te a çıkarılan Torba Yasa içerisinde yer alan Sağlık Bakanlığı’nın tüm hasta verilerinin “Sağlık Net-2” adlı programla kendisine gönderilmesini zorunlu kılan düzenleme hasta haklarına ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin uluslararası düzenlemeleri, ulusal mevzuatı ve yargı kararlarını ihlal eder niteliktedir.

 Söz konusu uygulama bu haliyle sağlığın en önemli ilkelerinden biri olan hasta mahremiyetini alenileştirme potansiyeli barındırmaktadır. Bu anlamda kişisel sağlık verilerinin toplanması, saklanması ve paylaşımındaki amaç net biçimde belirlenmeli, yapılacak olan yasal düzenlemeler bu doğrultuda şekillenmeli ve veri güvenliğinin korunmasına azami derecede özen gösterilmelidir.

ECZACILIK HİZMETİ VERİLEMEZ HALDE

Sağlıkta Dönüşüm’ün ilaç ve eczacılık alanına yansıması ise geçtiğimiz on yılda ilaç israfını önlemek adına ilaç fiyatlarının baskılanması ve ilaç fiyatlarında yaşanan büyük düşüşler oldu. İlacın ucuz olması kuşkusuz önemli ama en az onun kadar önemli bir başka mesele ilacın bulunabilir olması.

Eczanenin belkemiğini oluşturan ilacın fiyatının sürekli düşmesi bir yandan eczane ekonomilerinin kötüleşmesine sebep oluyor. Bu durum eczaneleri sürdürülebilir bir ilaç ve eczacılık hizmeti sunamaz hale getiriyor. Diğer yandan ilaç firmaları kârlılığı olmadığı yahut oldukça azaldığı gerekçesiyle bazıları hayati olan ilaçları Türkiye’ye getirmiyor yahut üretmiyor. Hastalar bulunamayan ilaçlar yüzünden büyük mağduriyet yaşıyor. İlaç harcamalarını kısmak için atılan adımlar ilacın bulunabilirliğini ortadan kaldırdığı için daha büyük halk sağlığı riskleri olarak geri dönüyor. Akılcı ve sorumlu ilaç kullanımını ulusal sağlık politikasının temeline yerleştiren, ilaç ve hasta takibi konusunda eczacıyı ve eczaneyi merkezine alan bir yaklaşımın hayata geçirilmesi gerekiyor.

2013 yılında Birliğimizin kararlı politikaları sonucu Sosyal Güvenlik Kurumu ile yaptığımız Protokol ile eczane ekonomilerini göreli de olsa rahatlatacak ekonomik kazanımlar elde ettik. Ancak eczane ekonomilerinin bütünüyle düzlüğe çıkabilmesi ilaç bütçesinin eczacıların ve diğer paydaşların dâhil olacağı katılımcı bir mekanizma çerçevesinde belirlenmesi ile mümkündür. Aslında sadece ilaç bütçesinin değil tüm sağlık bütçesi ve sağlık politikalarının sağlık çalışanlarının söz, temsil ve karar hakkına sahip olduğu süreçlerde belirlenmesi gerekir.

ECZANE SINIRLAMASI  UYGULANAMIYOR

60 yıllık Eczacılık Kanunumuz 2012 Mayıs’ında değişti. Bu yasayla eczanelerin Türkiye ölçeğinde dengesiz dağılımını ve eczaneler arasındaki gelir adaletsizliğini gidermek için getirmiş olduğumuz eczane sınırlaması uygulaması, ilgili yönetmeliğin çıkmaması nedeniyle bir türlü uygulamaya geçmemişti. Çok yakın bir zamanda Eczacılık Kanunu’nda Torba Yasa ile yapılan son düzenlemeler söz konusu yönetmeliğin çıkmasının yolunu açmıştır. Yasa değişikliği ile hedeflenen amaçların daha fazla gecikmeden hayat bulabilmesi için 2014’te Eczaneler ve Eczane Hizmetleri Hakkındaki Yönetmelik’in çıkması gerekmektedir.

Sayıları her geçen gün artan Eczacılık Fakülteleri ise artık kronik bir hâl almış durumda. Bu konu aslında Türkiye’nin yapısal yükseköğretim sorunlarından bağımsız değil. Plansız-programsız, yetişmiş öğretim elemanından ve alt yapıdan yoksun üniversite ve fakülte açılması olgusu maalesef devam ediyor.  Bu durum hem öğretimin kalitesinin düşmesine neden oluyor hem de istihdam sorunu yaratıyor.

Son olarak geçtiğimiz yıl TMMOB örneğinde meslek örgütlerinin yetkilerinin ellerinden alınmaya ve etkisizleştirilmeye başlandığı bir sürece tanık olduk.  Siyaset yaptıkları gerekçesiyle kamusal görev ifa eden meslek örgütlerine yapılan bu müdahaleler demokrasinin can damarlarından biri olan sivil toplum alanını daraltır.

2014’ün her türlü olumsuzluğu geride bırakarak tazelenen umutlarımızla daha yaşanılabilir, daha demokratik, daha özgür ve daha müreffeh bir Dünya, Türkiye ve sağlık ortamına yelken açtığımız, dayanışmayı büyüttüğümüz, herkes için kaliteli sağlık ve ilaç hizmeti ilkesinin hayata geçtiğini görebildiğimiz bir yıl olmasını diliyorum.

Bu yazı toplam 3683 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim