• BIST 97.454
  • Altın 221,749
  • Dolar 5,6039
  • Euro 6,4186
  • İstanbul : 19 °C
  • Ankara : 14 °C
  • İzmir : 17 °C

Gazeteciydi gazete patronu oldu

Dilek Süzen

Ertuğrul Bey, bakımlı, gazeteciliği kadar fiziğini de beğenen, beğenildiğini duymak isteyen biriydi.
Sekreteri, yardımcısı Arzu? ya mutfakta bazen tavuk bazen pirzola kızarttırır, yağsız pilav yaptırırdı. O yemek kokusu salona yayıldığında, İsmail Yılmaz, Abdullah Şen, Şahin Büyükkaya, Cengiz Çambel basarlardı küfürü, "Sanki burada insan yokmuş gibi kızartıp kızartıp yiyor, imrenenleri düşünmüyor bile."


BİR TANE BAKLAVAYA BİLE KIYAMADI

Bir gün yine masraf kağıtlarını topladım, odasına gittim. Masanın üzerinde bir kutu baklava vardı. Ertuğrul Bey baklava dilimlerini iştahla yiyordu. Beni görünce, " Gel Dilek, sen de ye, bir taneden bir şey olmaz." Bu, bir taneden fazla alma mesajıydı. " Yok, istemem" deyince "Aaa darılırım ama ."
Aslında bende imrenmiştim. Masanın üzerindeki çatallardan biriyle bir tane baklava almayı düşündüm ve tam düşüncemi uygulamaya koyulacaktım ki, benden atik davrandı; bir baklavayı ikiye bölüp bana uzattı. Bir tane bile vermeğe kıyamamıştı. "Yok almayayım, iştahımı bozarım" deyip eliyle parçalayarak bana uzattığı baklava parçasını reddettim.
Ertuğrul Bey keyifli olduğu zamanlar bizim odaya gelir. Şahin? e veya Cengiz? e sataşır, "Genç olacaksınız, bu göbek ne, bir de bana bakın" Bunları söylerken de eliyle dümdüz olan karnını gösterirdi. O zamanlar haber müdürümüz olan Gülden? e, "Değil mi Gülden" derdi .O da gülümseyerek , tasdik ederdi.
Bir ara Gülden? in Ertuğrul Beyle çıktığı bile söylenmişti. Hatta bir gün Ertuğrul bey salona girdiğinde, " Gülden, eldiveni dün arabamda unutmuşsun " deyip masasına koydu. Gülden kızardı. Arkadaşlar bıyık altından gülümseyerek bana baktılar. " Gördün mü" dercesine?
Çünkü gözümle görmediğim şeye, kim ne derse desin inanmadığımı biliyorlardı. Gülden gazeteden ayrıldıktan sonra aynı dedikodu Arzu için de söylendi. Ertuğrul Bey, Turgut Özal? ın başbakanlığı sırasında onunla daha önce çektirmiş olduğu fotoğraflarını sık sık gazetede kullanıp altına haber yapardı. Amacı Özal? la arasının çok iyi olduğunu özellikle iş adamalarına göstermekti.


PRİM VERMEYİNCE...

Alınan reklam paralarından belli bir payı Arzu? ya verdiği, Arzu? nun Ataköy?de bir daire ile bir de arabayı bu paralarla aldığı gazetedekilerin ağzında dolaşıyordu.
Sık sık bize, Babıali?de çalışanlarına en yüksek parayı kendisinin verdiğini söylerdi. Bir gün yine aynı şeyleri söyledi ve artık birinci sayfada kullandığı özel haberlere prim vereceğini açıkladı. Ay başında, iş prim yazmaya geldiğinde özel haberlerin hepsini ya küçümser veya , " Bu haberi ben verdim, eğer prim alınacaksa ben alırım" derdi. Odadan çıkarken de, " Çok çalışın, araştırın, özel haber yapın" diye eklerdi.

Hepimiz hüsrana uğramıştık. Nitekim o hafta hepimizde randıman düştü. Baktı olacak gibi değil, ertesi hafta tekrar bizleri topladı. Çalışmamızı istedi. Bana da Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesi?nden başhekim Op. Selçuk Gürkaynak? la röportaj yapmamı, onun çalışkanlığını, hastaneyi nasıl modern hale getirdiğini ön plana çıkarmamı istedi.


TAM SAYFA DEDİĞİ HABER

Belli ki Selçuk Hocayla bir işi vardı. Bu tür haberi ya ilan alacağı veya işi düştüğü kişiler için yaptırırdı genelde? Selçuk Hocayı yıllardır tanıyordum. Annemi yıllar önce , rahatsızlığında tedavi etmişti. Diyaloğumuz iyiydi yani.
Hastaneye gittiğimde Selçuk Hoca her şeyi anlattı . Meğer babası düşüp kolunu incitmiş, oda şoförü ile babasını bu hastaneye gönderip bedava röntgen çektirmiş, tedavi ettirmiş. Başhekim de hastanın Ertuğrul Beyin babası olduğunu öğrenince daha fazla ilgi göstermiş.
Haberi yaptım. Ama öyle 'ballandırarak' değil, ne gördüysem onu yazdım. Sayfaya yerleştirdik ki gelip okudu , "Dilek kuru bir haber olmuş. Bunu biraz daha şişirseydin. Adamı da, yaptıklarını da. Hem bunun yeri burası değil, arka kapak. Tam sayfa olsun. " Halbuki haberin tam sayfalık bir özelliği yoktu. Haberi yaptığımı, öyle fazla methedecek bir şey olmadığını, başka bir şey yazamayacağımı söyledim. Üstelemedi.


TEKLİF ETTİĞİ AVANSI İSTEMEDİM

Odadan çıkınca arkamdan geldi, salonun kapısını kapatıp, " Dilek, neden annenin hasta olduğunu söylemedin." Şaşırmıştım. "Hasta değil" dedim. " Olur mu ? Selçuk Bey onu tedavi ediyormuş."
" Yok Ertuğrul bey, öyle yatalak filan değil, bel fıtığı rahatsızlığı var. İğnelerle, ilaçlarla iyi durumda. Kendi işini de görüyor. Uzun süredir de Selçuk Beye götürmedim." Biraz yanaşarak, kısık sesle, " İstersen sana bir milyon avans yazayım. İhtiyacın vardır. Her ay maaşından azar azar keserim.?
O zamanlar maaşım 200 bin lira idi. Kabul etmedim, ona borçlu olmayı hiç istemezdim. O parayı alırsam, ne derse onu haklı göstermek zorunda kalacaktım. Sendikacı ağzıyla, arkadaşlarımı patrona bir milyona satmaktı bu! " Olmaz " dedim.


ALDIĞIM PRİM O ZAMAN İÇİN İYİYDİ

İlk geldiğim zamanlarda bir haberimden ötürü 300 bin lira prim yazmıştı. Bunu da bir kağıda iri puntolarla "Dilek şu haberden ötürü 150 bin lira prim almıştır" şeklinde yazdırıp odanın duvarına yapıştırmıştı. Aldığım prim o zamanın şartlarında çok iyiydi. Gelen giden benden borç istemeye, arkadaşlarımda benden nefret etmeğe başlayınca dayanamadım. 2 gün sonra kağıdı yırtıp attım . "Kim yırttı" diye arkadaşların üzerine yürüyünce de, " Ben yırttım" dedim . Nedenini sorunca da "Siz benim burada dost mu, düşman mı kazanmamı istiyorsunuz. Herkes bana düşman oldu. Siz beni mükafatlandırmıyorsunuz, cezalandırıyorsunuz" deyince yüzüme bir süre baktı ve hiç bir şey söylemeden odasına gitti.


DÜZGÜN FİZİĞİ İLE GURUR DUYARDI

Gülden Hürriyet?e geçince bu sefer fiziğinin ne kadar düzgün olduğunu söylemem için bana sormaya başladı. Salona geldiğinde göğsünü şişirir karnını içeri çeker, "İşte bakın spor yapmamın faydaları, şu erkeklere bak, ne kadar göbek yaptılar. Bir de bana bak ,öyle değil mi Dilek" Önce bir şey söylemedim, sabrettim. Elini hafifçe çektiği karnına vurdu, "Bak ne kadar gergin, sen de vur, Dilek" deyip önüme geldi. Sinirlenmeye başlamıştım, "Olabilir Ertuğrul bey" dedim. O, yine çocukları sözleriyle hırpalamaya devam edince dayanamadım.


...SONRA GAZETE PATRONU OLDU

"Arkadaşlar sizin gibi dubleks evde oturmuyor, alt katını da aerobik salonu haline getiremiyor" deyince kızgın bir şekilde bana dönerek, "O zaman spor salonlarına gitsinler."Durur muyum hemen ekledim, " Hangi parayla Ertuğrul Bey"Elleriyle saçlarını düzelttikten sonra kendinden emin bir ifade ile "Aaa ben Babıali?nin en fazla veren patronuyum"
O zamanlar künyede gazetenin genel yayın yönetmeni olarak görülüyordu. Ama reklamların bazılarını sonradan muhasebedekilerden öğrendiğime göre faturasız hallederek kendi alıyordu. Zaten bir süre sonra da kendi muhasebesini oluşturdu.
Ben ayrıldıktan 2-3 sene sonra da yani l995-96 yıllarında ne yaptı bilemem, Gölge Adam gazetesinin Fırt ve Gırgır' ın da patronu oldu.


Bu yazı toplam 9770 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim