• BIST 93.469
  • Altın 228,909
  • Dolar 5,7332
  • Euro 6,5830
  • İstanbul : 16 °C
  • Ankara : 10 °C
  • İzmir : 16 °C

Halil Şıvgın İle Maceralı Güneydoğu Gezisi

Dilek Süzen

1980 li yılların ikinci yarısıydı. Gazetecilik mesleğindeki tecrübem 2-3 yıl idi..
Halil Şıvgın Sağlık Bakanıydı. O yıllarda henüz ESAM (Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği) kurulmamıştı ama İstanbul?daki muhabirler arasında sağlıkta uzmanlaşma dönemi başlamıştı bile.

Şıvgın, Güneydoğu'da yapacağı bazı açılışlara sağlık muhabirlerini de götürmek istedi. İstanbul?dan ve Ankara?dan 20?den fazla gazeteciyi davet etti. Bu geziye İstanbul?dan ben, Sibel Güneş, Esra Kazancıbaşı, Yalçın Yılmaz, Asuman Aydın ve M. P.? ın da aralarında olduğu 15?e yakın gazeteci katıldık.
Bizler uçakla Ankara?ya gittik. Oradan da Ankara basınıyla birlikte Diyarbakır?a.


"SİZE DOKUNMAYACAKLAR"

Terörün kol gezdiği Güneydoğu?ya gitmek, oraları görmek ,röportajlar yapmak başlangıçta, biz idealist, genç gazeteciler için oldukça güzel bir düşünceydi. Ama gezi sırasında yaşadıklarımız o düşüncemizi yok etti.
Diyarbakır?da Kervansaray Oteli?nde kaldık. Akşam Bakan Şıvgın, bizleri Diyarbakır?ın ünlü bir gazinosunda yemeğe götürdü. Şarkılar söylendi, eğlenildi. Saat 21.00 gibi Şıvgın ve beraberindeki bürokratlar bizden ayrıldılar, otele döndüler. Onların gazinodan çıkmasıyla o ana kadar söylenen Türkçe şarkılar birden Kürtçe söylenmeğe başlandı.

Geceye Diyarbakır basınından gazeteciler de davetliydi. Bakanın gitmesi, şarkıcıların müşterilerle birlikte coşkuyla Kürtçe şarkılar söylemeye başlaması, masamızda serin bir havanın esmesine neden oldu. Diyarbakır?dan geceye katılan bir gazeteci durumu fark etmiş olacak ki, ? Onlar (teröristler) sizin buraya geldiğinizi biliyorlar. Rahat olun sizlere dokunmayacaklar, çünkü sizlerle işleri yok? dedi. Bu sözlerden sonra ne kadar rahat olabilirdik ki!?

Ama gerçekten aramızda eğlenmeye devam edenler vardı. Saat 22.00 civarıydı ki Şıvgın? ın korumalarından biri, özel kalem müdürüyle birlikte masamıza geldi.? Sayın Bakan artık basın mensuplarının otele dönmesini rica ediyor. Dışarıdaki otobüse bineceksiniz? dedi.


JANDARMA EŞLİĞİNDE OTELE DÖNDÜK

Dışarı çıktığımızda 30 civarında jandarmanın ellerinde tüfekleriyle birlikte bizi beklediklerini gördük. Yarıya yakını otobüse bizimle birlikte bindi, koridor boyunca yüzleri cama dönük, ellerinde tüfekler, sağlı sollu sıra oluşturdular.

Geri kalanı da dışarıda otobüsün iki tarafında yürüyordu. Otobüsümüz gecenin zifiri karanlığında, ara sokaklardan oldukça yavaş bir şekilde ilerliyordu. Otobüsün içinden yani bizlerden tık sesi bile yoktu, sanki nefeslerimizi tutmuştuk.

Otele geldiğimizde jandarmalar eşliğinde otobüsten inip odalarımıza çıktık. Bu arada özel kalem müdürü bakanı arayıp sağ salim otele geldiğimizi söyledi.
Ertesi günü kahvaltıdan sonra gazeteciler özel bir şirketin helikopteriyle, bakan Şıvgın ve bürokratlar da askeri helikopterle Yüksekova?ya gittik. Kaymakamlık binası, oradan servisi açılacak hastane derken tekrar kaymakamlık binasına döndük.
Gazetecilerin bir bölümü kaymakamlık binasının 300-500 metre aşağısındaki çarşıyı ,dükkanları dolaşmaya gitti. Ben, Meltem, Sibel, Yalçın ve birkaç gazeteci kaymakamlık binasında kaldık.


GERİYE NASIL DÖNECEĞİMİZ TARTIŞILIYORDU

Hemen yanımızdaki odada bakan kaymakam, jandarma komutanı ve diğer yetkililer toplantı yapıyordu. Bizi içeriye almadılar. İçerden çıkan basın danışmanının etrafını sarıp soru yağmuruna tuttuk.
Buradan nasıl ayrılacağımız konuşuluyordu. Jandarma hava kararmadan Yüksekova?dan çıkmamızı istiyordu. Kara yoluyla Van üzerinden Diyarbakır?a gitmemiz gündeme gelmiş ama jandarma komutanı buna sıcak bakmamış.

Bunları duyan M.P başladı ağlamaya Bir taraftan da ,
"Van?a gidelim, burada durmayalım? diyordu.
Sinirleri bozulmuştu M? in, onun ağlaması, basın danışmanının açıklamaları bizi de etkilenmişti, şok olmuştuk. Ama M.' i sakinleştirme çabalarından da vazgeçmemiştik.

Saat 15.30 idi ve 16.00?da hava kararmadan harekete geçmeliydik. Bizim helikopterin Rus pilotu apar topar toplantıya çağrıldı. Pilot da hava kararmadan buradan ayrılmaktan yanaydı.
Hazırlıklar yapıldı, jandarmalar dışarıdaki gazetecileri de alarak helikoptere getirdiler.

Yamaçta, tek tük baraka mı, kulübe mi hala adını koyamadığım taş yığını evlerin önünde, naylon leğenlerde, üzerlerinde incecik basmadan yapılmış elbiseleri ile çamaşır yıkayan kadınlar, dondurucu soğukta üzerlerinde yıkanmaktan rengi belli olmayan iyice incelmiş kazakları, ayaklarında lastik ayakkabıları ile dolaşan çocuklar, bu hareketlilikte, şaşkınlıkla bize bakıyorlardı.


UÇAĞIN İÇİNDEKİ BASINÇ DÜŞTÜ

Zaten bir bakanı hem de çok sayıda gazeteci ile birlikte, ilk defa görüyorlardı. Yarım yamalak Türkçeleri ile bize yanaşmak neler olduğunu sormak istiyorlardı ama jandarmalar yanımıza yaklaştırmıyorlardı, zaten o kadar aceleci davranıyorduk ki kimseye bakacak halimiz yoktu.

Saat 16.10?du ve Rus pilot telaşlıydı. Sonunda helikopterler havalandı. Helikopterimizin o dağlık alanda yükselişi, uçuşu, bir anda önümüzde beliren o yüksek dağların arasından sıyrılışı, elimizi uzatsak dağlara dokunacakmışız gibi oluşumuzu hala unutamam.
Havalanmamızın üzerinden 5-10 dakika geçmedi ki içerdeki basınç arttı, oksijen azaldı. Sigara içmek isteyen arkadaşımız çakmağını yakmakta başarılı olamadı. Bazılarımızın kulakları tıkandı, bazılarımızın yüzü şişti, bazılarımız ellerini yüzlerine değdirdiğinde bir şey hissetmediler, bazılarımız baygınlık geçirdi. Bu durum yaklaşık 10 dakika sürdü, sonra geçti, rahatladık.

Bakanın basın danışmanı bu arada Ankara?dan geziye katılan gazeteciler arasında bir kişinin helikopterde olmadığını fark etti. Durum telsizle Şıvgın? a bildirildi. Diyarbakır?a indiğimizde bakanı ve beraberindekileri getiren askeri helikopter Yüksekova?da kalan o Ankaralı kadın gazeteciyi almak için tekrar havalandı. Yarım saat sonra da o kadın gazeteciyle geri döndü.

Basın danışmanın telsizle durumu bildirmesi üzerine Şıvgın hemen Jandarma komutanını aramış durumu anlatmış ve tüm evlerin aranarak o gazetecinin bulunup , helikopterin iniş yapacağı alana getirilmesini istedi.
Jandarma, Yüksekova?da tek tek evleri dolaşıp o gazeteciyi bir evde çayını yudumlarken bulmuş. İsmini hatırlayamadığım, hatırlamayışımın da benim için kayıp olmadığı bu kadın gazeteci Diyarbakır?a getirildiğinde o kadar rahat ve pişkindi ki ,
"o evde ne yapıyordun"
diye soran Bakan Şıvgın'a anlatmaya başladı.

Türkiye?nin en uç köşelerinden biri olan Yüksekova?daki yaşantıyı merak etmiş. Dergisine haber yapmak için bir eve girmiş ve röportaja başlamış.

Başta Bakan Şıvgın olmak üzere heyettekilerin yaşadıkları o heyecan ve korkulu dakikaları, koskoca askeri bir helikopterin onu almak için Yüksekova?ya gitmesini önemsememiş olacak ki,
o gazeteci özür dilemeyi düşünmedi bile?


Bakan Şıvgın beraberindeki bürokratlar ve biz gazeteciler Diyarbakır?dan THY uçağı ile Ankara?ya gittik. Sonra da İstanbul basını uçakla İstanbul?a döndü.
Ancak Bakan Şıvgın Diyarbakır?dan Ankara?ya giderken uçakta hepimizle tek tek ilgilenip gezi hakkında izlenimlerimizi sordu. Yüksekova semalarında iken helikopterde yaşadığımız o havasız dakikaları söyleyince Şıvgın şöyle konuştu.
"Çocuklar Allah?a Şükür sağ salim geri döndük. Rus pilot daha erken ayrılmamızı istemişti ama toparlanmak uzun sürdü. O zaman da helikopteri kullanmayacağını söyledi. Israr edince kabul etti. Ama çok yükseldik. Dağlarda saklanan teröristlere görünmemek için de hava boşluğuna girildi. O yüzden havasız kaldınız. Ama unutmayın, bir ara Irak sınırını da ihlal ettik, sınırı geçip Irak?a girdik. Neyse hepimize geçmiş olsun
.?


AMA ARAZİ ÇALIŞMASI YAPMADIK

Şıvgın o günlerde Sabah gazetesinde çalışan M.P? in de gezi hakkındaki izlenimini sordu . Ama M.? in sözleri bizleri çok şaşırttı.
"Sayın bakanım gezi iyiydi de hiç arazi çalışması yapmadık. Yapsaydık iyi olurdu"
dedi.

Bakan Şıvgın ve Ankaralı erkek gazeteciler bakıştılar, gülüştüler. Şıvgın ,
"Aman M. hanım sizin helikopterin arazi vitesi vardı söyleseydiniz pilot kullanırdı"
deyince bakışanlar arasındaki gülüşmeler arttı.

Şıvgın, İstanbullu gazetecilerin bu gülüşmelere katılmadığını fark edince hemen toparlandı. M ?ye e de bir dahaki sefere kendisiyle arazi çalışması yapabileceğini söyleyip konuyu kapatmak istedi.

Esen alaycı havanın farkında olmamış olacak ki M.P, gülümseyerek konuşmasını sürdürdü.
?Söz verdiniz, Sayın Bakanım birlikte arazi çalışması yapacağız.?


Bu yazı toplam 2501 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim