• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul : 15 °C
  • Ankara : 5 °C
  • İzmir : 11 °C

HASTANE/ KLİNİK/ ANABİLİM DALI/ BİLİM DALI

HASTANE/  KLİNİK/ ANABİLİM DALI/ BİLİM DALI
Dilek Süzen

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı
1964 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olan Prof. Dr. İ. Nadi Arslan , Van (saray), Mardin (Gercüş) Sağlık Ocağı tabipliği, Siirt Sıtma Savaş Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1969-1973 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinde İç Hastalıkları dalında uzmanlık eğitimi aldı. 1973-1979' da SSK Elazığ Hastanesinde İç Hastalıkları Uzmanı olarak çalıştı.

1979-1982 yıllarında Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesinde Kardiyoloji Asistanlığı, 1982-1983? te bir yıl süreyle Siyami Ersek Göğüs-Kalp- Damar Cerrahisi Hastanesinde Başasistan, daha sonra 1985 yılı sonlarına kadar Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesinde Başasistan olarak görev yaptı. Aynı yıl Kardiyoloji doçenti oldu ve Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi?nin kurucu Öğretim Üyeleri arasında, Dahili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı ve İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı olarak görev aldı. 1991 yılında kardiyoloji profesörü oldu.

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı olan Prof. Dr. İ. Nadi Arslan
SAĞLIĞINSESİ ' nin sorularını yanıtladı:

SAĞLIĞINSESİ :Anabilim Dalınızın kuruluşu ne zaman, kimin tarafından nasıl gerçekleşti?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan : Kardiyolojinin yasal olarak, ayrı bir Anabilim Dalı oluşundan hemen sonra 1991 yılında, Dahili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanlığım sırasında İç Hastalıkları Anabilim Dalından ayrılarak, ayrı bir Anabilim Dalı kuruluşu gerçekleştirildi.

SAĞLIĞINSESİ : Akademik kadronuz hakkında da bilgi verir misiniz?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Halen Anabilim Dalımızda bir profesör, iki doçent, üç yardımcı doçent ve 14 araştırma görevlisi (ikisi İç Hastalıkları Anabilim Dalında rotasyonda), bulunmaktadır. Mevcut kadro yapısal olarak Anabilim Dalımızın standart çalışmaları için yeterli sayıdadır.

SAĞLIĞINSESİ : Hemşire, yardımcı personel sayısı yeterli mi? Ne kadar kişiye daha gereksiniminiz var? Bu açığı nasıl kapatıyorsunuz? Hizmette bir aksama oluyor mu?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan : Kardiyoloji ve koroner yoğun bakım yataklı birimlerinde 11 hemşire görev yapmaktadır. Ek olarak, Kardiyoloji Anabilim Dalı bünyesinde hizmet vermekte olan çeşitli laboratuarlarda altı hemşire bulunmaktadır.

Hemşire ve yardımcı sağlık personelinin bir bölümü kadrolu olmakla birlikte, önemli kısmı geçici stadüde istihdam edilmektedir. Daimi kadroların tam ihtiyacımızı karşılamaması nedeniyle, eksiklikler geçici statüde çalıştırılan hemşire ve yardımcı sağlık personelleri tarafından tamamlanmaktadır. Halihazır durumda uygulanmakta olan bu yöntemle, Anabilim Dalımızın rutin hizmet sunumunda aksamalar yaşanmamaktadır.

SAĞLIĞINSESİ :Yıllık poliklinik ve ameliyat sayısınız nedir? Yıllara göre azalıyor mu artıyor mu, neden? Mevsimsel değişiklikler yaşanıyor mu, neden? Türkiye?de ender yapılıyor diyebileceğiniz ama sizin anabilim dalı öğretim üyeleri tarafından yapılan ameliyatlar var mı, neler, özellikleri neler?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :2006 yılının yıllık istatistikleri henüz tam olarak netlik kazanmadığından 2005 yılı hizmet dökümanları verilmiştir. 2005 yılı baz olarak alındığında; poliklinik sayımız 8634, koroner anjiyografi 2116, PTCA 359, kalıcı-geçici pil 146, sağ-sol kateter 44, periferik-renal anjiyografi 280 dir. Bunlara ek olarak, EKO-HOLTER 7130, TEE 190, EFOR testi 1619, ambulatuvar kan basıncı takibi 265 adettir. Anabilim Dalının kuruluşundan bu yana bu işlemlerin sayılarında artış trendi devam etmektedir.

Mevsimsel olarak, yaz aylarında genellikle bölgede yerleşik ailelerin bir bölümünün tatile çıkmaları sonucu nüfus yoğunluğunun azalması nedeniyle, hizmet sayılarında da mevsimsel bir azalma olmaktadır. Anabilim Dalımızda standart olarak Kardiyoloji alanında yapılması gerekli tüm işlemler yapılmaktadır.

SAĞLIĞINSESİ :Yatak sayınız nedir, yeterli mi, ne olmalı, Açığı kapatmak için nasıl bir uygulama yapıyorsunuz? Yıllık doluluk oranınız ortalama nedir? Yıllara ve mevsimlere göre değişiyor mu, neden?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Kardiyoloji Anabilim Dalında, beşi koroner yoğun bakım olmak üzere serili 48 yatak mevcut. Yatak doluluk oranımız %100 civarında, Anabilim Dalımız yalnızca Elazığ İli?ne değil çevre İllere de (Bingöl, Tunceli, Muş, Erzincan?ın bir bölümü gibi) kardiyoloji alanında hizmet verdiğinden, sıklıkla hastaların kliniğe yatırılmasında sıkıntılarımız olmaktadır. Yatak sayısının mevcudun %50?si civarında artırılması durumunda yatarak tedavi görmesi gereken hastalara, daha rahat hizmet sunumu gerçekleştirilebilir.

Servisimizde boş yatak bulunamadığında, stabil vakalar için zaman zaman diğer servislerdeki boş yataklar kullanılmaktadır. Acil vakalar için yer temin edilemediğinde, hastalar İl içindeki diğer Hastanelere yönlendirilmektedir. Mevsim olarak yaz aylarında daha rahat ortamda hizmet sunumu mümkün olabilmektedir.

SAĞLIĞINSESİ : Anabilim Dalınızın yıllık bilimsel yayın sayısı(yurt içi ve dışı) ortalama ne kadar? Yıllara göre azalıyor mu, artıyor mu, hedefiniz nedir?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Henüz 2006 yılı verileri tam olarak toparlanmamış olup, 2005 yılı baz olarak alındığında; Son beş yılda, Uluslararası hakemli dergilerde 21 makale, Uluslararası toplantılarda sunulan 24 bildiri, Ulusal hakemli dergilerde 32 makale, Ulusal toplantılarda sunulan 36 bildirimiz vardır. Bunlara ek olarak,

Anabilim Dalımız Öğretim Üyelerince, kongre, konferans, seminer, sempozyum gibi çeşitli bilimsel toplantılarda toplam 23 konuşma yapılmıştır. Tabii ki hedefimiz, daha fazla sayıda bilimsel çalışmada, özellikle Uluslararası çok merkezli çalışmalarda yer almaktır.

Kantite yanında daha kaliteli yayınların çalışmalarını yapmak ve bunların sonuçlarını kardiyoloji alanındaki saygın dergilerde yayınlamak ve bilimsel kongrelerde sunarak, bilimsel çalışmalara katkıda bulunmak öncelikli hedeflerimiz arasındadır.

Anabilim Dalımızın kuruluş yıllarındaki dar Öğretim Elemanı kadromuz giderek genişlemiş, buna paralel olarak, bilimsel çalışma ve yayınlarımı da sayı olarak artış göstermiş olmakla birlikte, bu alanda yeterli düzeye ulaştığımızı şu an için söylemek tabii ki mümkün değil.

SAĞLIĞINSESİ : Kongre, sempozyum düzenliyor musunuz? Adı ne, ne zamanlar oluyor, katılım sayısı ortalama ne kadarı bulunuyor?.Siz, diğer öğretim üyesi ve asistanlar düzenlenen yurt içi ve dışı kongrelere katılabiliyor musunuz?
En büyük zorluk sizce nedir? Bu zorluk sizce nasıl aşılır? Bazı alanlarda kongre enflasyonu yaşandığı görüşüne katılıyor musunuz? Bu enflasyonun sizce nedeni nedir?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Yıl içinde çeşitli kongre, sempozyum, konferans ve seminerlerde Öğretim Üyelerimiz konuşmacı - katılımcı olarak yer almaktadırlar. Ek olarak kardiyolojinin güncel konularının tartışıldığı, lokal toplantılar yapılmaktadır. İlk defa 08-09 Eylul 2006 tarihinde Anabilim Dalımızın organizasyonuyla ?Harput-Fırat Kalp-Damar Hastalıkları Sempozyumu? isimli bir sempozyum, Türk Kardiyoloji Derneğinin desteği ve çeşitli Fakültelerden gelen değerli Öğretim Üyelerinin katılımıyla, Elazığ?da gerçekleştirilmiştir.

Bu sempozyum, 150 civarında kardiyoloğ-dahiliye uzmanının katılımyla gerçekleştirilmiştir. Yine 10 Eylul 2006 tarihinde değerli Öğretim Üyelerinin katılımıyla, halka yönelik olarak bir ?Halk Konferansı? düzenlenmiştir. Bu konferansa katılım sayısı da 200 civarında olmuş, katılımcıların yönelttiği sorulara, konularında uzman olan değerli bilim adamları tarafından aydınlatıcı bilgiler verilmiştir.

Yurtiçi ve Yurtdışı kongre ve bilimsel toplantılara, mümkün olduğunca, Öğretim Üyelerinin katılımını sağlamaya çalışıyoruz. Araştırma Görevlileri için de imkanlar ölçüsünde katılım olmasını teşvik ediyoruz.

Genellikle, belli bir program çerçevesinde Öğretim Üyelerinin bir Yurtdışı-iki Yurtiçi, Araştırma Görevlileri için ise bir Yurtiçi kongre veya toplantıya katılımını gerçekleştirmek için gayret gösteriyoruz.

Son yıllarda kardiyoloji alanındaki hızlı gelişme kongre ve toplantıların sayıları ve çeşitliliğindeki artışı da beraberinde getirmiştir. Sayısal olarak artış gösteren toplantılarda, sayı yanında toplantının bilimsel içeriği de önem arz etmektedir. Belki de bu yönüyle konuya bakmak ve kongre sayılarındaki artışı bilimsel içerik olarak değerlendirmek daha yararlı olacaktır.

Bilimsel toplantı düzenleme veya katılımcı-konuşmacı olarak bu toplantılarda bulunabilme imkanlarında çeşitli zorluklar arasında iki önemli nokta ön planda yer almaktadır. Birincisi her şeyden önce har aktivitenin bir maliyeti ve parasal karşılığı vardır. Hekimlerin günümüz şartlarında ekonomik durumlarının çok da iyi olduğunu söylemek mümkün değil.

İkinci olarak, hizmete yönelik iş yükünün ağırlığı ve yoğunluğu toplantıya ayrılan zamanın giderek kısılmasına yol açmakta, çok defa çok önemli görülen konular ile ilgili oturumlara katıldıktan veya oturum başkanı-konuşmacı olarak yer alınan oturumlarda bulunduktan sonra, süratle görevin sürdürüldüğü Kuruma dönülmektedir. Bu ise, bilimsel yönden toplantıların verimliliğini azaltmaktadır.

SAĞLIĞINSESİ : Kliniğinizi seçecek asistanlardan beklenti ve önerileriniz nedir?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan : Kardiyoloji Asistanlığını seçerken, bu anabilim dalı ile ilgili çalışma şartlarının kolay olmadığını, özverili çalışma gerektirdiğini, zaman zaman oluşan şartların kişiyi psişik ve fizik güç olarak zorlayabileceğinin bilincinde olunmalıdır. Asistanlar, asistanlıkları süresince uyumlu, disiplinli ve bir program dahilinde çalışmayı hedeflemelidir. Asistanlık süresi içinde, bilimsel açıdan da yeterli teorik bilgiyle pratik beceri birikimini edinmelidir.

Teorik bilgi?pratik beceriler yanında bilimsel bir makale hazırlamayı da öğrenmelidir. Uzman olduktan sonraki dönemde; ister akademisyen, ister kardiyoloji uzmanı olarak çalışsın, görevini yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşabileceğinin bilincinde olmalıdır. Meslek hayatı boyunca başarılı olabilmek ve başarısını devam ettirebilmek için bilgi-pratik beceri birikimini en iyi şekilde kullanırken bilimsel gelişmeleri de, yakından takip ederek, uygulamalıdır.

SAĞLIĞINSESİ : Anabilim Dalınızın tıbbi araç- gereç durumu nasıl? İhtiyacı karşılıyor mu? İhtiyaç duyduğunuz tıbbi araç- gereçler var mı, neler, bunların maliyeti nedir, nasıl almayı düşünüyorsunuz?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Anabilim Dalımızda, bir Kardiyoloji Kliniğinde bulunması gereken hizmete yönelik-standartlarda-tüm cihazlar bulunmaktadır. Halen bu yönden problem yaşamıyoruz. Belli bir zaman dilimi içinde mevcut cihazların yenilenmesi tabii ki gerekecektir.

Gerek mevcut cihazların yenilenmesi gerekse yeni teknolojik gelişmelerde ihtiyaç duyulacak yeni cihaz-techizat temini için, geçmişte olduğu gibi şu anda da Hastanemizin ve Üniversitemizin bütçe kaynak ve imkanlarından faydalanmamız zorunlu gibi görülmektedir. Döner sermaye imkanları da gerekli durumlarda, daha çok sarf malzemelerinin temini amacıyla kullanılmaktadır.

SAĞLIĞINSESİ : Tıp mesleğinin geçmişten günümüze durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz, cazibe devam ediyor mu, azalıyor mu neden? Sizce öğrenciler, asistanlar geleceklerinden umutlu mu, kaygılı mı? Neden? Sizce çözüm nedir? Tıp Fakültelerindeki eğitim yeterli mi, neler yapılmalı?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Her meslekte olduğu gibi hekimliği de, toplumda saygınlığı olan bir meslek olarak düşünüyorum. Sağlık alanında kaliteli hizmet sunulması hekimlik mesleğine olan saygınlığı artırıcı en önemli faktör olsa gerek. Tabii ki günümüzde toplumun mesleklere saygınlığını oluşturan etik olmayan birçok faktörün de mevcut olduğu gerçeğini inkar etmek mümkün değil.

Hekimlerin çoğunluğu geçmişte olduğu gibi, kolay ve bol kazanmıyor. Birçoğunun ekonomik durumları refah düzeyine bile ulaşmaktan uzak sayılabilir. Çoğunluk, toplumda orta düzeyde geliri olan grupta yer alıyor. Hekimler yetersiz ekonomik durumları yanında iş yoğunluklarının fazla olması sebebiyle de, sosyal aktivitelere yeterli düzeyde katılma imkanını bulamıyor.

Oysa ki hekimlerin sosyal yönden çok daha aktif olması gerekli. Sosyal aktivitelere yeterli düzeyde katılamama, Hekimlik mesleğini seçenlerin toplumdan kısmen soyutlamasını beraberinde getiriyor. Bu durum mesleğin cazibesini de negatif yönde etkileyerek daha az tercih edilir bir meslek olmasına yol açıyor.
Gerek asistanlar gerekse öğrencilerin seçtikleri hekimlik mesleği yönünden, çok da mutlu olduğunu sanmıyorum. Çünkü farklı nedenlere bağlı olarak hekimlerin gelecek kaygıları var. Gelecekten kaygılı olmamaları mümkün değil tabii.

Mezuniyet sonrası karşılaşılacak çalışma şartları hekimler için çok berrak değil. Saha hekimliğinde, kırsal bölgelerde çalışmanın gerektirdiği zor şartlar, buralarda çalışan hekimlerce çok daha iyi bilmekte, zor şartlarda iyi bir sağlık hizmeti verememenin sıkıntısı ve güçlüğü ise hekimleri her kademede, kaygılandırmaktadır.

Özellikle, son olarak gündeme gelen yabancı doktor çalıştırılması yönündeki eğilimler, kendi yetiştirdiğimiz öz evlatlarımızın, işsiz kalma endişesine kapılmalarına sebep olabilir ve ileriye dönük kaygılarını daha da artırarak, geleceğe güvenlerini sarsabilecek sonuçlara yol açabilir.

Tıp Fakültelerinde sayısal yeterlilik çok önemli olmayabilir. Daha da önemli olanı kaliteli hekimlerin yetişmesinin sağlanabilmesidir. Kaliteli bir hekimin yetişmesi için üç temel unsurdan biri eğitim-öğretim için gerekli makine-techizat ve cihazların altyapısının oluşturulması, diğerleri ise teorik-pratik tıp eğitiminin verilme yöntemleri ve bu eğitimi üst düzeyde verecek olan kaliteli öğretim elemanlarının teminidir. Bu amaçları gerçekleştirmek üzere; mevcut potansiyelden azami derecede yararlanılarak eğitim-öğretim için gerekli modern makine-techizat ve cihazların bulunduğu tüm altyapılar oluşturulmalı, Tıp Fakülteleri modern eğitim öğretim araçlarıyla donatılmalıdır. Temel Tıp eğitiminde yeterli düzeyde eğitim-öğretim kalitesini sağlayacak modern araç-gereç alımlarıyla laboratuarlar donatılmalı, Klinik Tıp eğitiminin verildiği Hastanelerin üst düzeyde donanımı için de yeterli mali kaynak ayrılmalıdır.

Tecrübeli Öğretim Üye ve Elemanlarından daha uzun süreli yararlanılabilmenin yolları aranmalı, yeni öğretim üyesi yetiştirilmesi için de imkanlardan azami ölçüde faydalanma yolları aranmalıdır.

Eğitim ve öğretim kalitesinin artırılmasına yönelik olarak gerektiğinde yeni eğitim-öğretim yöntemleri geliştirilmelidir. Teorik eğitimle elde edilen bilgiler, saha uygulaması yapılarak, tıp öğrencilerinin mezuniyet öncesinde yeterli pratik tecrübe edinmesi için gerekli uygulamalar yapılmalıdır.

SAĞLIĞINSESİ :Ekonomik güçlükler hekimin yaşamını, başarısını sizce etkiler mi, nasıl? Hekim nasıl bir ortamda, hangi şartlarda çalışırsa sizce, mutlu, gelecek kaygısı taşımadan, başarılı ve üretken olur?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Her meslekte olduğu gibi, hekimlikte de mesleğin uygulanması sırasında, uygulayıcının zihinsel zindeliği gereklidir. Bunun oluşması ancak gelecekten kaygısı olmayan, mutlu ve müreffeh bir meslek mensubu olmakla mümkündür.

Gelecek kaygısı, ekonomik yetersizlik, yetersiz donanımlı ve monoton çalışma ortamının, sağlık hizmetinin sunumunda veya kariyer olarak yapılacak her türlü faaliyette, hekimi menfi yönde etkilemesi kaçınılmazdır.

Bilimsel toplantı, seminer ve sempozyumlarla kongreler, yalnızca bilimsel alanda güncel konulardaki en yeni gelişmelerin tartışılmasını sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda bilimsel birikim ve tecrübenin de katılımcılara aktarımını mümkün kılan organizasyonlardır. Bu organizasyonlara gerek konuşmacı-sunumcu gerekse katılımcı olmanın önemli bir maddi kaynak gerektirdiği herkesçe bilinmektedir.

Maalesef arzu edilen her toplantıya katılabilmek, hekimlerin içinde bulunduğu ağır çalışma ve olumsuz ekonomik şartları nedeniyle mümkün olamamaktadır. Hekimlerin görev yaptığı kurumlar da bu alanda çok kısıtlı- hatta hiç denecek düzeyde katkı sağlayabilmekte ve bu yönde yeterli çabayı da gösterememektedir. Ek olarak sosyal aktivitelere katılım, mesleğini icra eden bir hekim için en önemli faktörlerden biridir.
Hekimin bugünkü ekonomik güçsüzlüğü sosyal içerikli aktivitelerdeki rolünü de önemli ölçüde azaltmıştır. Hekimlerin mevcut sosyal ve ekonomik durumlarının düzeltilmesi daha verimli ve üretken olmalarına katkıda bulunabilir. Bu konuda bizzat hekimlere düşen görevler olduğu gibi, hekimlerin oluşturduğu üst dernek ve birlikler de aktivitelerini birleştirerek bu amaca yönelik olarak, yasal zeminde kalmak kaydıyla, mümkün olan en üst düzeyde gayret göstermelidir.

SAĞLIĞINSESİ :Döner sermayeden anabilim dalınıza ayrılan pay ne kadar, bu oran, miktar sizce yeterli mi? Ne olmalı? Motivasyonda bu payın yeterli olduğuna inanıyor musunuz?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Kardiyoloji Anabilim Dalı, gerek klinik gerekse bağlı laboratuarlarıyla Hastanelerin Döner Sermaye İşletmelerine gelir sağlayan başta gelen bölümlerden biridir. Ancak mevzuat gereği, bu gelirlerden bir bölümünün, Anabilim Dalının ihtiyaçlarını karşılamak üzere doğrudan aktarımı yapılamamaktadır.

Döner sermaye gelirlerinden öncelikle Hastanelerin birçok gideri karşılamakta, ilave olarak doğrudan Anabilim Dallarına, kendilerini yenilemesi yönünden bir pay ayrılması yasal olarak, mümkün olamamaktadır. Bunun sonucu olarak da Anabilim Dalının teknolojiye ayak uydurarak, mevcut cihazlarını yenilenmesiyle, daha gelişmiş yeni jenerasyon makine-techizat ve cihaz temini zorlaşmaktadır.

Sonuçta teknolojik olarak veya yıpranma nedeniyle kullanılamaz durumda olan malzemeler, Kurumun hem rekabet gücünü azaltmakta hem de hizmet kalitesinin artırılması güçleşmektedir.

Öğretim Elemanlarına ve yardımcı sağlık personeline yapılan döner sermaye ödemeleri belli bir sınırlamaya tabi olup, çok defa da, sağlık hizmeti verilen kurumlardan hizmet karşılığı olan alacakların zamanında tahsil edilememesinin sonucu, Öğretim Üyelerine ve yardımcı sağlık personeline zamanında ödemeler yapılamamaktadır. Bu ise verilen hizmetin kalitesini etkilemesi yanında, çalışan ve kazanan kesimin iş verimlerinin düşmesiyle sonuçlanabilme eğilimine neden olabilmektedir.

SAĞLIĞINSESİ : Türk tıbbının ve Tıp Fakültelerinin, hekimliğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Türkiye sathına yayılmış olan birçok Tıp Fakültesi tıp alanındaki gelişmeleri ve eğitim-öğretimdeki gelişme stratejilerini yakından takip edebilmektedir. Gelecekte yeni yetişen hekimlerin ve bu alanda çalışan bilim adamlarının kendi alanlarında üst sıralarda yer alabileceğini, bunun için de çok çalışılmasının gerektiğine inanıyorum.

Halen yetişmekte olan hekimler ve hekim adaylarının geçmişe göre en büyük avantajları, gelişmeleri internet ortamında günü gününe takip edebilmeleri yanında, teknolojiden tıp alanında daha fazla yararlanabilmeleri ve ileri teknolojiyi daha fazla kullanabilme imkanına sahip olabilmeleridir. Dünya üzerinde hastalıklar var olduğu sürece hekimliğin geleceğinin de iyi olacağı sonucuna varılabilir.

SAĞLIĞINSESİ :Uzmanlık dalınızın geleceğiniz nasıl görüyorsunuz, ilgi devam ediyor mu edecek mi? Neden?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Kardiyoloji halen cazibesi devam eden bir anabilim dalı özelliğini korumaktadır. Ülkemizin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyinin artması yanında nüfusun giderek yaşlanması kalp ve damar hastalıkları ile bunlara bağlı olarak gelişen kalp hastalıkları ile ilgili komplikasyonların daha sık ortaya çıkması sonucunu doğurmaktadır.

Aynı zamanda teşhis ve tedaviye yönelik olarak modern teknolojinin getirdiği avantajlar yanında gelişen kardiyak invaziv girişim yöntemlerinin kullanıma girmesiyle kardiyoloji alanında çalışan hekimlere sağladığı hizmete yönelik imkanlar ve yararlar giderek artmaktadır.

Gelecekte bu teknolojik gelişmelerin kardiyoloji alanında daha fazla kullanılmasını mümkün kılacağı düşünüldüğünde, yakın bir gelecekte hekimlikte kardiyolojiye olan cazibenin azalmayacağı, daha da artarak devam edeceği tahmin edilebilir.

SAĞLIĞINSESİ : Sizce iyi bir hekim hangi özellikleri taşımalı?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan : İyi bir hekimde en öncelikli özellik hekimlik mesleğine olan sevgisidir. İyi bir hekim, gerek tıp öğrenimi sırasında gerekse mesleğinde edindiği bilgi ve becerileri, pratikte en iyi şekilde uygulayabilmelidir. Mesleğin gerektirdiği özverileri kendine düstur edinmelidir.

Her fırsatta uzmanlık alanındaki bilimsel gelişmeleri takip etmeli ve kendisini yenilemesini bilmelidir. Hekimlik mesleği yanında, toplumun bir ferdi olduğunu ve topluma karşı sağlık alanında olduğu kadar, sosyal alanda da görevlerinin bulunduğunu idrak edebilmelidir. Hekimin hasta ve yakınlarına yaklaşımı sevecen olmalı, sabırla onlara faydalı olmak için gayret göstermelidir.

SAĞLIĞINSESİ : Rotasyon ve eğitim programınız nasıl? Ders müfredatı sizce yeterli mi, eksiklik var mı nedir? Sizce hangi konuların de ders olarak tıp fakültelerinde okutulması gerekir neden
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan :Görev yaptığımız Fakültemizde kardiyoloji alanında öğrenci eğitimi ikinci-üçüncü sınıflardaki pratik eğitime yönelik derslerle başlamakta, üçüncü-dördüncü sınıfta teorik derslerle devam etmekte, internlik döneminde ise tümüyle uygulamaya yönelik pratik beceri uygulaması ve hasta takibi yapılmaktadır.

Asistan eğitimi için yataklı hasta takibi, poliklinik, kardiyolojinin invaziv?noninvaziv laboratuarlarında bir program dahilinde kardiyoloji ile ilgili uygulamalar yapılmaktadır. Buna ek olarak seminer, ders, literatür toplantıları, vaka takdimlerinin yer aldığı düzenli konsey toplantıları yapılmaktadır. İmkanlar ölçüsünde, Ulusal veya Uluslararası bilimsel toplantılara katılımlar teşvik edilmektedir. Gerek Anabilim Dalı içindeki çeşitli birimlerde, gerekse yasal prosedür gereği diğer Anabilim Dallarındaki rotasyonlar düzenli bir şekilde uygulanmaktadır.

Farklı Anabilim Dallarında görev yapan Öğretim Elemanları tarafından, birbirinden bağımsız olarak, öğrencilere hasta ve hastalıklara yaklaşım hakkında, yeterli teorik-pratik bilgiler aktarılmaktadır. Bu bilgiler O uzmanlık alanının kendince önemli gördüğü konularda olmakta ve bir bütünlük arz etmemektedir. Çok defa da klinik bilgiler arasında sıkıştırılmaktadır.

Oysa ki hekimin bilgilerinin esas uygulama alanı hastalar ve hasta yakınlarıyla ayrılmaz ilişki içindedir. Öğrenciler ve hekimler, hasta ve hekimlerin sahip oldukları haklar hakkında da yetersiz bilgilendirilmektedir. Bu konuları içeren bir ders, hekimin meslek hayatındaki başarı şansını şüphesiz ileri düzeyde artırabilecektir.

SAĞLIĞINSESİ :Son olarak neler eklemek istersiniz?
Prof. Dr. İ. Nadi Arslan : İnsan sağlığı ve mutluluğunun bozulmasında, moral veya organik kaynaklı birçok faktör arasında Hastalıkların oluşturduğu olumsuz etkiler, tartışmasız ilk sırada yer almaktadır. İnsanlar toplumun birer parçası olarak düşünüldüğünde, toplum sağlığının korunması insan sağlığının devamıyla mümkündür.

Toplum sağlığında hekim, hasta ve hastalıklar, bir sacayağı örneği, sağlıkta temel yapıyı oluşturmaktadırlar. Temel görevi hastalıklarla mücadele olan hekimlerin, bu önemli görevi huzur içinde, gönül rahatlığıyla, gelecek kaygısından uzak bir şekilde yürütmesi hekimler açısından olduğu kadar her bir birey ve bireylerin oluşturduğu toplumun sağlığı açısından da önemlidir. Hasta, açısından öncelik mevcut hastalığının tedavisi olup, tedavisini üstlenmiş olan hekime güven duyduğunda hastalığının tedavisinin başarı şansı mutlaka yükselecektir.

Hastalıklar, insanlığın varoluşu ile birlikte başlamış, insan canlı bir varlık olarak dünyada kaldığı sürece insanla birlikte varlığını sürdürecektir. Hastalıkların süregelmesi, gelecekte de devam edecek olması hasta ve hekimin de birlikteliğinin devam etmesine neden olacaktır.

Sonuç olarak; İnsanlık var olduğu sürece, hekim, hasta, ve hastalıkların bu birlikteliğinin devamı kaçınılmazdır. Bizlere Anabilim Dalımızı tanıtma imkanı verdiğinizden dolayı, sağlığın sesi ve yetkililerine teşekkür eder ve başarılar dilerim.

SAĞLIĞINSESİ :Zaman ayırdığınız için teşekkürler.


Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim