• BIST 93.469
  • Altın 228,909
  • Dolar 5,7332
  • Euro 6,5830
  • İstanbul : 16 °C
  • Ankara : 10 °C
  • İzmir : 16 °C

Hipokrat

Faik Çelik

Hekimlerin mesleklerini uygularken, yasal ve ahlâkî olarak hak ettiklerinden fazla para veya ekonomik getiri sağlama gayretleri, toplumda "bıçak parası" olarak adlandırılmaktadır. Bu kavram içinde, ameliyat için ek para isteme (ki bıçak parasına tam uyuyor), hastaneye yatırılmak için muayenehaneden geçme zorunluluğu, pahada ağır hediye istenmesi veya ima edilmesi, kişisel gereksinim için kullanılacak eşya vb sağlanması gibi geniş bir hareket alanı içinde yer alan uygulamalar vardır.

Bu durumda bir hekim olarak şu soruyu sormak istiyorum : Hekimlerin atası sayılan Hipokrat bıçak parası alır mıydı?

Tıp mesleğinin üstünde yükseldiği iki tarihsel temel vardır; "hümanizma" ve "bilimsel determinizm" . İkincisi bilimsel gelişmenin itici gücünü oluştururken, hümanizma ise insanı bir bütün olarak ön planda tutar. Başka bir deyişle determinizm hastalık olgusunu ele alırken hümanizm hastayı amaçlar. İşte tam da bu noktada etik kavramı ve beraberinde yasal sorumluluklar devreye girer, çünkü determinizmin hedefleri arasında yer alan tedavinin başarısı, ortalama yaşam süresi gibi parametrelerin istatistikî değerlendirmeleri yapılabilir, ancak hümanizmin hedefleri arasında yer alan acının, umudun, ölüm korkusunun, sevincin, dürüst ve ahlâklı olmanın istatistiksel bir değerlendirilmesi yoktur.

Hekimin bilgisini kullanmasını denetleyebilirsiniz, bu bilgiyi doğru kullanması için önlemler alabilirsiniz, malpraktis yasaları çıkararak müdahil olabilirsiniz. Bu bilgileri ceza yasaları ile cendereye alabilirsiniz. Peki , bu bilgilerini kullanmamasını ,ya da çıkarı amacına kullanmasını denetleyebilir misiniz?

Yanıt kesinlikle "hayır" dır. İşte bu ?hayır? etik değerleri de ortaya çıkarmaktadır. Hukuk ve yasalar bireyi hakları ve özgürlükleri açısından korur, bu hak ve özgürlükler arasında bireyin daha iyi bir yaşam için sağlık hakkı, doğa, çevre ve insanın bireye vereceği zararlara karşı koruma, bireyin sağlığına zarar gelmesini önleme görevi, bireyin kendi hakkında karar verebilme hakkının sağlanması, her bireyin sağlık hak ve hizmetlerinden eşit faydalanmasının sağlanması gibi kavramlar yer alır.

Hekim- hasta ilişkilerindeki ekonomik, daha açık bir deyişle parasal ilişkilerde, ya da hekimin bilgisini dürüst olarak kullanmamasında, etik değerler devreye girer.

Yunan tıbbının karakteristik özelliği "asklepion" denen tapınaklar ve burada görevli "asklepiades" denen din adamı-hekimlerdi. Tıp mesleğinin babadan oğula geçtiği bu rahip hekimler, sağlık tanrısı "Asklepios"un soyundan gelmektedirler. Hipokrat da (M. Ö. 460-370) bir asklepiadestir.

Ancak çağdaşı Sokrat'tan etkilenen Hipokrat, asklepion'dan çıkarak "gezgin hekim" dönemini başlatmış ve tıbbın eski kurumsal yapısını dağıtarak geçimini tıptan sağlayan bir filozof olarak tarihteki yerini almıştır.

Hipokrat'a göre hekim sadece tanı ve tedavi yapan kişi değil, aynı zamanda belirlenmiş ahlâkî değerleri de benimsemiş kişi demektir. Her hekim hekimlik değerlerini benimsemelidir. Bu değerler ona göre, erdem, haysiyet, namus, yardımseverlik, merhametli olmak, alçak gönüllülük, sakinlik, irade, sebat ve azim sahibi olmak, bilgi aşkıyla dolu olmak, birbiriyle yardımlaşmak, öğreticilerini anne-baba gibi "aziz" saymak, para peşinde koşmamak gibi kavramlar olduğu gibi, aşırı bedensel ve cinsel zevklerin önüne geçmek, nefsine, duygularına hakim olmak, ekonomik durumu iyi dengelemek, yüksek sesle gülmemek, fiziksel görünüme önem vermek (orta boyda ve hafif kilolu olmak), canlı bir çehreye sahip olmak gibi fizyolojik birçok özelliği içermektedir.

Hipokrat Andı ise şöyledir:

"Aşağıdaki sözlerimi ve yeminimi bütün güç ve kudretimle yerine getireceğime hekim Apollon, Asklepion, Hygieia, Panakeia, bütün tanrı ve tanrıçalar üstüne yemin ederim ve onların tanıklığına sığınırım :

Hekimlik hocamı ana babamla bir tutacak, tüm varlığımı onunla paylaşacak ve gerektiğinde yardımına koşacağım; çocuklarını kardeşlerim gibi sevecek, isterlerse hekimliği onlara karşılıksız öğreteceğim. Hekimlik kurallarını, oğullarım, hocamın oğulları ve tıp yasasına göre yemin etmiş ve söz vermiş öğrencilerden başka kimseye öğretmeyeceğim.

Hastaların tedavisini, bütün güç ve düşüncemle onların yararına ayarlayacağım, her türlü kötülük ve haksızlıktan kaçınacağım.

Benden, istense bile, hiç kimseye zehir vermeyeceğim ya da böyle bir telkinde bulunmayacağım; aynı biçimde hiç bir kadına çocuk düşürten bir alet vermeyeceğim. Yaşamımı namus ve dürüstlük içinde geçirecek, mesleğimi bu yönde uygulayacağım. Taş sancısı çekseler bile, hiç kimseye mesane ameliyatı yapmayacak, bunu söz konusu işle uğraşanlara bırakacağım.

Girdiğim her eve yalnızca hastaların yararı için gireceğim; bile bile yapılan ve bozucu nitelikte olan her türlü kötülük ve ahlâksızlıktan uzak duracağım; özellikle, özgür olsun köle olsun, kadınları ve erkek çocukları aldatmaktan kaçınacağım.

Mesleğimi yerine getirirken veya başka zamanlarda, toplum arasında gördüğüm ve işittiğim, gizli kalması gereken konularda ağzımı sıkı tutacak ve bunları sır olarak saklayacağım.

Bu yemini hiç bozmadan yerine getirebilirsem, yaşamımı ve mesleğimi mutluluk içinde geçireyim, insanlardan her zaman saygı göreyim; eğer yeminimi bozar ve yerine getirmezsem, bütün bunların tersi olsun."

Görüldüğü gibi Hipokrat Andı' nda hastaya saygı ve özen gösterme, sır saklama, ötanaziye karşı çıkma, uzmanlık dalına hürmet önemle vurgulanmaktadır. Buna karşın erkek egemen bir söylem, hocalar ile onların yakınlarına yönelik özel çıkar grubu oluşturmayı ima eden yaklaşımlar dikkati çekmektedir. Parasal konulara girilmemiştir. Acaba Hipokrat yukarıda saydığı özelliklere sahip olabilen bir hekimin para-pul konusunda etik dışı davranmayacağına mı inanmıştır,yoksa bu konudan hiç bahsetmemenin başlı başına bir mesaj olduğunu mu varsaymıştır ?

Halbuki Hipokrat'tan daha eski olan Mısır'da 3. Hanedanlık dönemine ait bir devlet adamı ve hekim olan İmhoetep'in andında "hastanın ödeme gücünün üstünde para istenmeyeceği" vurgulanır.

Aslında İmhoetep olsun, Hipokrat olsun veya daha eskilere ait Çin kaynakları veya Hipokrat'tan çok sonra, mistik şekillenmeyle ortaya çıkan İslâm tıbbına ait yazılı veya sözlü kurallar olsun, hepsinin işaret ettiği ortak nokta, insan haklarının bir parçası olan hasta haklarıdır. Burada temel yasalar "primum non necare" (önce zarar verme), "salus aegroti suprema lex" (hastanın iyiliği en üstün yasadır) ve "voluntas aegroti suprema lex" (hastanın iradesi en üstün yasadır) birbirlerini öncelemeyen ve ayrılamayan yasalardır. Beauchap bu temel yasaları tıp etiğinde dört başlığa ayırmaktadır:
a) yarar sağlama ilkesi,
b) zarar vermeme ilkesi,
c) özerkliğe saygı ilkesi,
d) adalet ilkesi.

Çok değil, yakın zamana kadar hasta hakları bir fantezi olarak görülmekteydi, şimdi ise uluslararası belgelerle ve bazı ülkelerde ulusal düzenlemelerle, insan haklarının bir parçası olarak görülmektedir.

Hasta hakları çeşitli uluslararası bildirgelerle şekillenmiştir. Bunlar:
? Lizbon Bildirgesi 1981 (Dünya Tabibler Birliği)
? Avrupa Hasta Hakları Bildirgesi 1994 (Amsterdam)
? Hasta Hakları Bildirgesi 1995 Bali (DTB)
? Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği 1998

Bunlardan Lizbon Bildirgesi temel niteliktedir. Aslında hasta haklarının "anayasası" olarak Hipokrat Andı kabul edilir. Buradaki kavramların çağdaş yorumları başta Lizbon Bildirgesi olmak üzere diğer metinleri ortaya çıkarmıştır.

Lizbon Bildirgesi (1981)
1. Hasta, hekimini özgürce seçmelidir.
2. Hastalar hiç bir etki altında kalmadan özgürce klinik ve etik karar verebilen hekim tarafından bakılabilmelidir.
3. Hasta yeterli bilgilendirmeden sonra önerilen tedaviyi kabul veya reddedebilme hakkına sahip olabilmelidir.
4. Hasta hekimden tüm tıbbi ve özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliğine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
5. Her hastanın onurlu bir şekilde ölmeye hakkı vardır.
6. Hasta dinî veya ruhî telkin ve teselliyi kabul veya reddetme hakkına sahiptir.

Bu bildirgede eksik olan husus (özellikle bizim gibi ülkelerde) her hastanın sağlık hakkından eşit ve ücretsiz olarak yararlanması ve hekim ile hasta arasına paranın girmemesi gerekliliği gibi konularının yer almamasıdır.

Aslında bu sadece bir hasta istemi değildir,hekim de hasta ile arasına parasal ilişkinin girmesinden rahatsızdır.Hasta ve hekim hakları birbiriyle çelişmeyen aksine birbirini destekleyen etle tırnak gibi iç içe geçmiştir.

Tüm bu yazdıklarımdan sonra siz karar verin Hipokrat "bıçak parası" alır mıydı?


Bu yazı toplam 2493 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim