• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul : 19 °C
  • Ankara : 19 °C
  • İzmir : 23 °C

Sevdiğin Ölüme Adım Adım Yaklaşırken...

<I>Sevdiğin Ölüme Adım Adım Yaklaşırken...</I>
Dilek Süzen

Hasta yakını, refakatçisi olmak dünyanın en zor işi... Hele o hasta, çok sevdiğin bir kişiyse ve ölüme mahkumsa, günleri sayılıysa...
Çaresizlik içinde bazen yalan söylemek zorunda kalmak, bazen onun ?ölüm yolcusu? olduğunu unutup, eziyet çektirmek pahasına doktorların önerdiği tetkikleri yaptırmak...
Sanki o illet hastalığın menşei bulunsa bir şey yapılacakmış gibi. Sanki o tetkikler sonucunda bir şey çıkacakta, tedavi edilip o çok sevdiğin kişi,o amansız hastalıktan kurtulacakmış gibi...
Safça ümit etmek ve koşuşturmak...Sevdiğini de sürüklemek...

Hastanedeki yatağında rahatça uyumak varken sevdiğini tekerlekli sandalye ile kapıya indirmek oradan yardımla sedyeye yatırıp ambulansa koymak, değişik servislere tetkike götürmek...

Bazen de daha erken zamana alındığı için dışarıda, özelde tetkik yaptırmak...
Batın BT?si, akciğer BT?si, mamografi, kemik sintigrafisi ve bir dizi kan ve akciğerden alınan sıvının tetkiki...

Doktoru her görüşünde belki bir kurtuluş ümidi olduğunu söyler diye ümit ederek onun yüzüne bakmak ve her defasında
"Yapılacak bir şey yok. Günleri sayılı" sözlerini işitmek...
Kahrolmak, yıkılmak...

Servisin tuvaletine gidip musluğu açmak ve hıçkırarak, duvarı yumruklayarak ağlamak, rahatlamaya çalışmak...
Sonra bir şey olmamış gibi yüzünü yıkayıp derin bir nefes alarak hastanın yanına geri dönmek...

BİR ŞEY YAPAMAMAK


Tıbbın çaresiz kaldığı hastalığa yakalanan ve her geçen gün ölüme biraz daha yaklaşan, o çok sevdiğin hastan için bir şey yapamamak...

Hastana hep önemli bir şeyi yokmuş izlenimi vermeye çalışmak. Hep güleryüzlü ve sakin olmak...
Hastalığını öğrenmek için yönelttiği sorulara da basit , kısa ama gerçek dışı yanıtlar vermek...

Yalnız kaldığında veya hastan uykuya daldığında da gözlerinden istemsiz akan sicim gibi göz yaşlarına engel olamamak...

Durumu ağırlaştığında, çürüyen ciğerleri yüzünden nefes almakta zorluk çekmeye başlayıp
" Nefes almak istiyorum. Ne olur, Allahım biraz nefes" diye yalvardığında da
"Yazıklar olsun bana, bir şey yapamıyorum, yer yarılsa da içine girsem" diye isyan etmek...
Ama bu isyanını içine akıtmak,ağlamamak için dudaklarını kanatırcasına ısırmak, hastana hissettirmemeye çalışmak...

Hastanı
"Geçecek biraz sabret. Doktor ilaç verecek, geçecek" diye yalan söyleyerek kandırmaya çalışmak....
O çok sevdiğin hastanın söylenilenlere inanmayan bakışlarını hissetmek...
Gözlerinin içine dik dik bakarak gerçekleri orada görmeye çalışırken bakışlarını kaçırmak...
Ama yalanlar dizisine devam etmek...

BİRLİKTE OYUN


Metastas olarak ciğerlerine sıçramış kanser illeti nedeniyle her geçen dakikası, bir önceki zaman diliminden daha kötü olan hastan, artık kimseye inanmıyor aslında. Ama o da inanmış görünerek oyuna katılıyor. Şikayetleri artmıştır, nefes almada zorlukları da...

Çürüyen ciğerlerde, çürük kısma dolan suyu alarak nefes almada biraz rahatlasın dönemi başlıyor. Bazen 7 bazen 10 günde bir hastaneye gidiliyor, ciğerlerin röntgeni çekiliyor. Su dolan bölge belirleniyor ve işleme koyuluyor.

Hastanın giysileri çıkartılıyor , sırtı açılıyor bir enjektör ve ucunda , yaklaşık 30-40 santimlik ince bir lastik boru, boruda boş serum şişenine sokulmuş. İğne röntgenden içinde su olduğu belirlenen bölgeye saplanıyor.

SIRTINDA ŞIRINGA, İSKEMLE ÜZERİNDE SAATLERCE BEKLEYİŞ


Başlıyor o iğneden boruya, borudan boş serum şişesine, vişne çürüğü renginde sıvı gelmeye. O serum şişesi 1000 cc lik. ve o gün onun dolması isteniyor. Dolarsa 7-10 gün kadar daha rahat nefes alacak.

Hastayla birlikte serviste hemşire odasına gitmek. Hasta belden yukarısı çıplak, bir iskemleye ters oturtulmuş şekilde, hareket etmeden 3-4 saat bekleyecek ki o şişe dolsun ...

Ve her 5-10 saniyede hastanın
"su geliyor mu" sorusuna yanıt vermek... İlk 10 dakikadan sonra oturuşundan ve sırtında saplı enjektörden duyduğu rahatsızlık nedeniyle
"doldu mu,doluyor mu" şeklinde sorulara da
"az kaldı" demek...
O az kaldı cümlesini yaklaşık 2-3 saat söylemek...

O, "Allahım bana sabır ver, doktorlar beni iyileştirmek için çabalıyorlar, bana dayanma gücü ver, onlara mahcup olmayayım" diye yalvarırken daha fazla dayanamayıp odadan çıkmak. ..
Birkaç dakika sonra ağlamaktan şişmiş gözlerini göstermemek için ondan uzakta durmak ve
" akıyor mu, doluyor mu, ne kadar kaldı" şeklindeki sorularına,
"akıyor, biraz daha kaldı" diyerek ona dayanma gücü vermeğe çalışmak...

Hastan fenalaşmaya başladığında hemşireyi
yada doktoru bulmak ve işlemin durdurulmasını sağlamak. Hastanın hemen yatağa yatırılışını, tansiyonun ölçülmesini izlemek...

HEP YALAN SÖYLEMEK...


Hastan kendine geldiğinde
"şişe doldu mu" şeklindeki sorusuna da daha yarısında olmasına rağmen, o memnun olsun diye
"doldu" diye yalan söylemek.

Doktorların
"Yapılacak başka bir şey yok, nefes almada zorlanınca, dayanamazsa gelirsiniz, suyu alırız. Şimdi evinize gidin"
sözlerini duymak...

Bu sözleri her duyuşunda değer verdiğin,o çok sevdiğin hastanın çaresiz hastalığın pençesinde olduğunu, sonun gittikçe yaklaştığını anımsamak ve göğsüne keskin bir bıçak saplanmış gibi dayanılmaz acı hissetmek...

Eve döndüğünüzde de
"Daha iyisin" diye onu telkinle kandırmaya çalışmak.
Bilinçli hastanın
"Bu ne biçim hastalık, bu su nereden geliyor, alınıyor alınıyor bitmiyor, ilacı, tedavisi yok mu" şeklindeki soruları karşısında, hayata olan bağlılığını, ümidini kaybetmesin diye kolay yutabileceği küçük bir vitamin hapını
"İşte doktorlar bu ilacı sana verdiler. Mikropla savaşmana yardımcı olacak, seni tedavi edecek. Günde bir tane alacaksın" diye vermek...

Arada bir de, sık sık ciğerlerinden su alınması sırasında protein kaybı da olduğundan, doktorların önerdiği bu tür hastalar için özel hazırlanmış mamaları
" tedavi edici ilaç" diye sunarak hastana hastalığından kurtulacağı ümidini vermek...

Onun
"Ne verirseniz içerim. Zehir olsa bile, yeter ki bu hastalıktan kurtulayım, rahat nefes alayım" şeklindeki sözleri üzerine ona yalan söylemek zorunda kaldığın için ızdırap duymak ve engel olamadığın gözyaşlarını göstermemek için bir bahane ile hastanın yanından uzaklaşmak.

ARKALARDA, GÖZDEN IRAK YERLERDE OTURMAK


Çevrenizdekilerle acınızı paylaşmaya çalıştığınızda
"metanetli ol" ,
"eh yaşlı, ne gençler ölüyor" ,
yada
"nasıl oldu, neler oldu" veya "nereden başladı, hangi doktorlara götürdün, ne dediler" ,
" bu kadar doktora götürüyordun, nasıl oldu bu",
" Şimdi üzülüyorsun ama öyle zaman gelecek ki onunla anılarını gülümseyerek anacaksın" gibi sözleri duymak...

Bu sözler söyleyenler tarafından doğal kabul edilse de, canından çok sevdiğin yakınını kaybetmek düşüncesini bile kabullenemediğin için duyduğun tarifsiz acının artırdığını hissetmek...

İşin gereği gittiğin toplantılarda hep en arkalarda, en ücra köşelerde oturarak seni tanıyanların, o çok sevdiğin hastanın sağlık durumuyla ilgili sorular sormasından kaçmak...
Gözyaşlarını kimseye göstermemeğe, dimdik ayakta durmaya çalışmak...
Sosyal çevreden uzaklaşarak, işine sarılarak, metanetli olmaya çalışmak...

..VE KAÇINILMAZ SON


Hastanın gün be gün eriyip hastalığının ilerlemesiyle birlikte çeşitlenen şikayetlerini sadece görmek, seyretmek...
Dua etmek. Daha fazla acı çekmesin diye dua etmek, Allaha Yalvarmak?Yalvarmak...

Bir- iki kaşık bir şey yedirebildiğinde sevinmek. İlaçlarını içemez, hiçbirşey yiyemez hale geldiğinde damardan serumla nasıl besleneceğini düşünmek... Sadece düşünmek ve kahrolmak...

Bir şey yapamamak, doktorların
"Hastan için yapılacak bir şey yok. Hastaneye yatırırsan, orasına burasına, borular takılır, kadını yaşatmaya çalışırlar ama daha fazla acı çekmesine de neden olur. Bırak evinde, yakınlarının , sevdiklerinin yanında acı çekmeden ruhunu teslim etsin"
sözlerine önce kızmak, sonra hak vermek...

Ve kaçınılmaz son geldiğinde de...

..Buraya kadar olanları yazarken sadece gözyaşlarına hakim olamazken şimdi klavyenin üzerindeki tuşlara basmaya çalışan parmakların titremesine de engel olamamak...

ÇOK SEVDİĞİN YAKININI KAYBETMEK ÜZERE OLMAK ÇOK ZOR...

HELE KAYBETMEK...

ONUNLA GEÇİRDİĞİN UZUN YILLARIN, GÜNLERİN, SAATLERİN, DAKİKALARIN, SANİYELERİN BİR ANDA SONA ERMESİ...

YAŞAMI BOYUNCA ÇEKTİĞİ SIKINTILARDAN, GEÇİRDİĞİ 5 BÜYÜK AMELİYATTAN HİÇ ŞİKAYET ETMEYİP HEP ŞÜKÜR EDEN, HEP CANLI, GÜLERYÜZLÜ, HAYAT DOLU, SEVECEN, FEDAKAR, İLERİ GÖRÜŞLÜ, PAYLAŞIMCI OLAN O ÇOK SEVDİĞİNİN...

CANSIZ, MUM GİBİ SARARMIŞ...
SOĞUMUŞ, CANSIZ BEDENİNE SARILMAK...

ONDAN HASTALIĞI SÜRESİNCE HEP GİZLEDİĞİN GÖZYAŞLARINI ARTIK SAKLAMAMAK...
RAHATÇA AĞLAMAK...
ONUN NEFESİNİ YÜZÜNDE HİSSEDEMEMEK...
ONU KAYBETTİĞİNİ KABULLENEMEMEK...

ÖPMEK..ÖPMEK... DOYASIYA ÖPMEK...HEPSİ BU KADAR...

YAZAN :
Dilek SÜZEN
Sağlığınsesi Yayın Yönetmeni


Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim