• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul : 22 °C
  • Ankara : 22 °C
  • İzmir : 24 °C

İşte O KONUŞMANIN İÇERİĞİ…

İşte O KONUŞMANIN  İÇERİĞİ…
İstanbul Tabip Odası(İTO) Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan’ın Denizli Tabip Odasında yaptığı konuşmanın metni ve İTO’nun sitesinde ve 16 Ocak 2008 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştı.

 

 

 

 

İşte o Yazı:

Din ve bilim yüzyıllar boyu çatışmış ve bilim haklı çıktıkça din adamlarının inanışları değişmek zorunda kalmıştır. Elbette bu değişim kolay olmamış ve birçok bilim adamı bu alanda can vermiştir. Rahip Giardino Bruno dünyanın canlı barındıran tek yer olmayabileceğini söylediği için yakılmıştır.

Din ve bilim çatışması İslam dünyasında pek görülmemiş ve ağırlıklı olarak Hıristiyan dünyasında yaşanmıştır. Bu çatışmalarda öne çıkan bilim adamlarının birçoğu engizisyon mahkemelerinde can verirken bazen de Galile örneğinde olduğu gibi bilim adamının geri adım atması dayatılmış ve sağlanmıştır. Galile’nin buluşlarını geliştirerek sunduğu Kopernik ise İncil’de yazılanları çürüten buluşlarını içeren kitabı Papa’ya adayarak tepkileri azaltmak yolunu seçmiştir.

Aynı görüşleri savunan Descartes ise İtalya ve Vatikan’dan uzakta durarak kendini emniyete almayı tercih etmiştir. Dinin bilimin üzerine bu kadar şiddetle gitmesi bir çok düşünürün ilgisini çekmiş ve bu konuda Bertrand Russell 1935 de yazdığı Bilim ve Din isimli kitabında din ve bilim çatışmasını otorite ve gözlem çatışması olarak tanımlamıştır. Otorite elbette söylediklerinin sorgusuz olarak kabulünü beklerken, bilim adamı gözlemler yaparak bir sonuca ulaşmayı ve “neden” ve “nasıl” sorularına yanıt aramayı kendine iş edinmiştir. Bilim adamı kuşkucu olmalı, sürekli olarak kendine sorular sormalı ve bunlara yanıt aramalıdır. Bunları yaparken de her türlü dogmadan kendini arındırabilmelidir. Buna karşın din ise bir anlamda soru sormayı yasaklamakta ve söylenenlerin itirazsız kabulünü beklemektedir. Bu çatışmayı yatıştıran gelişme ise Vatikan’ın “Din dindir ve bilim ise bilim, ikisi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.” anlamına gelecek açıklamaları olmuş ve bir anlamda bilimde de laiklik kavramının yer alması gerektiğini vurgulamıştır.

Batı toplumları içinde dindar olduğunu belirtenler arasında en yüksek oran % 90 ile ABD de bulunmuştur. İlginç olarak ABD’de dindar olduğunu belirten bilim adamlarının oranı ise % 40 da kalmıştır. Bilim adamları arasında ise en dindarlar matematikçiler (%65), en az dindar olanlar ise fizikçiler ve astronomi ile ilgilenen bilim adamları olmuştur (%22). Dindar olmayanlar mı bilime yöneliyorlar, yoksa bilim mi insanları dinden uzaklaştırmaktadır sorusunun yanıtı açık değildir. Ülkemizde ise Prof.Dr.Yılmaz Esmer yaptığı çalışmada seçmenlerin % 60 ının ‘dindar’ bir cumhurbaşkanı istediğini ve ayrıca AKP seçmeninin %59 unun, MHP seçmeninin %46 sının ve CHP seçmeninin ise %15 inin içinde bulunduğumuz dünyayı anlayabilmek için din kitaplarının bilimsel buluşlardan daha önemli olduğunu düşündüğünü göstermiştir.

İslam Konferansı Örgütü (İKO) oluşturan 57 ülkede 1.3 milyardan fazla insan yaşamaktadır. Bu ülkelerin arasında dünyanın en fakirleri bulunmakta ve yaklaşık yarısı gelişmekte olan ülkelerdir. Bu ülkelerden en zenginleri elbette körfez ülkeleridir. Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt ülkesel gelirin sadece % 0.2 sini bilime ayırmaktadır. Bu ülkelerin silah alımına ayırdığı pay ise % 7 civarındadır. Gelişmiş ülkelerde bilime ayrılan pay %2.3 dür. Türkiye’nin bilime ayırdığı oran da % 1 in altındadır. 2003 yılında uluslar arası bilimsel yayınlar incelendiğinde gelişmiş ülkelerde bir milyon nüfusa ortalama 137 yayın düşerken, İKO ortalaması 13 olarak bulunmuş ve İslam Ülkeleri arasında bir milyon nüfusa 107 yayını geçen ülke olmamıştır.

Uluslar arası yayınlara bakıldığında Türkiye’den yapılan yayınların diğer İslam Ülkelerinin yayınlarından farklı olarak fazla olduğu ve artış eğilimini de sürdürdüğü görülür. Türkiye en iyi 500 üniversite listesinde de farklı olarak öndedir. Yayın sayısı artan bir diğer İslam ülkesi ise İran olup, yayın sayısı Türkiye’den yapılan yayınların 1/3 ü oranında kalmaktadır. Daha önce yayın konusunda öncü olan Mısır’dan yapılan yayın sayısı 1988 den beri artmadığından Türkiye ve İran’ın gerisinde kalmıştır. (Nature, Kasım 2006) Türkiye’nin bilim alanındaki üstünlüğü görüldüğü gibi maddi kaynaklarından kaynaklanmamaktadır. Türkiye’yi diğer İslam ülkelerinden ayıran en önemli özelliği sahip olduğu demokratik ve laik sistemdir. İran ve Mısır örneklerinde olduğu gibi dinin toplum üzerindeki baskısı arttıkça bilim darbe yemektedir.

Din bir inanç ve bilim ise bir kanıt işi olduğundan bu iki kavramın birbiri ile karıştırılmaması gerekliliği ortadadır. Sosyal hayatın her kesiminde olduğu gibi laiklik kavramının bilim alanında da önemi nettir. Türkiye’nin yayın sayısı, bilime verdiği önem ve ayırdığı pay ile dünya bilimindeki yeri diğer İslam ülkelerinden farklı olarak iyi bir konumdadır. Ilımlı İslam adı altında yerleştirilmeye çalışılan sistem hiç şüphe yok ki din ağırlığının arttığı İslam ülkeleri örneklerinde olduğu gibi bilime ağır bir darbe vuracaktır. Toplumun en az yarısının bilimden çok kutsal kitaplara güvendiği ülkemizde laik sistemin korunması bilimin geleceği açısından bir zorunluluktur. 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim