• BIST 97.454
  • Altın 221,376
  • Dolar 5,5966
  • Euro 6,4117
  • İstanbul : 20 °C
  • Ankara : 12 °C
  • İzmir : 18 °C

KALP HASTALIĞI IÇİN PSİKOLOJİK RİSK FAKTÖRLERİ

Sedat Özkan

Kalp hastalığı için birtakım risk faktörleri vardır. Bunlar; kişilik özellikleri,düzensiz yaşam, stres, ani yaşam değişiklikleri, kayıp, A tipi kişilik özellikleri, kalp hastalıkları ve özellikle kalp krizi, psikiyatrik bozuklukların en fazla geliştiği hastalıklardandır.

Kalp krizi geçiren hastalar bir dizi zihinsel ve davranışsal uyum süreçleri yaşar. Kalp krizi geçiren hasta için en önemli tehlike, belirtilerin başlamasıyla hastaneye varış arasında geçen süre aralığının uzamasıdır.

Kalp krizinden ölümlerin %56-80? i ilk 4 saat içinde olurken, kişinin kendi yararına enerjik bir yol izlemesini engelleyen yadsıma savunma mekanizmasıdır. Yadsıma basit anlamda kişisel tehlikenin yok sayılmasıdır. Kalp krizinin başlangıcında ciddi psikolojik zorlanma söz konusudur. Bunun temelinde ölüm korkusu vardır.
Kalp krizi bir kayıp tepkisine ve yeterlilik-değerlilik duygusunun zedelenmesine yol açar. Bir anlamda kalple birlikte benlik (ego)?da enfarktüs ve zedelenme yaşamaktadır. Göğüs ağrısı yakınması ve kalp krizi şüphesi ile koroner bakım ünitesine yatırılan bir hastada kaydedilen davranış kalıpları; kaygı ,inkâr, depresyon şeklinde bir seyir izlemektedir. Bu hastalarda kaygı gelişmesinin beklenen ya da doğal oluşu tedavi ve bakım gereksinimini reddettirmez. Sebebi ne olursa olsun, kaygıya sonuçta psikopatolojik ve nörofizyolojik değişiklik ve bozukluk eşlik eder.

Kaygılı bir hastada otonom sinir sistemi aktivitesi bozulmuştur. Kaygılı durum kalp üzerinde ayrıca bir yüklenmeye yol açar. Hastalığın tedavisini olumsuz etkiler. Kaygı ve panikten sonra inkâr davranışı ön plana geçer. İnkâr, hastalığın anlam ve öneminin yarattığı kaygıya karşı bir savunmadır. Hasta bir kalp krizi geçirdiğine inanmaz. Hastaneye yatışa itiraz eder, bazen de durumu felâketçi yorumlar. İnkârdan sonraki aşama depresyon gelişimidir.

Kişi yaşam amaçları, duygusal yatırım alanları, ilgi alanları, programladığı uğraş ve hedeflerin, gerçekleşmeyeceği endişesini duyar. Gerçek kayıplar ya da hasta tarafından algılanan kayıp endişeleri, kaybedilen işlevler ya da işlev kaybı endişesi, cinsel yeterlilik endişesi, iş, ev ve sosyal etkinliklerini yürütemeyeceği kaygısı, kişide narsistik, zedelenmeye yol açar.

Kayıp tepkileri yanında geçmişe ilişkin suçluluk düşünceleri gelişebilir. Depresif dönemden sonra ise kişilik değişiklikleri dikkati çeker. Bu değişikliklerin bir çoğu, hastalık öncesi çoğunlukla baskılanan kişilik özelliklerinin abartılı şekilde ön plâna çıkması şeklindedir. Bazı hastalar kendilerinin hasta olmadığını ispat etme çabasına girerler. Sağlık için zararlı her türlü aktiviteyi ısrarla sürdürürler. Bazıları ise tam tersine her şeyden vazgeçici bir tutum geliştirirler. Yaşamaktan, mücadele etmekten vazgeçerler.

Bir diğer savunma biçimi de, kardiyak nöroz ve hipokondri gelişimidir. Bu hastalar tüm dikkat, enerji ve duygularını kalp bölgesine odaklaştırırlar. Normal sınırlar içindeki en ufak fizyolojik değişikliği kalp krizi şeklinde yorumlarlar, doktor doktor dolaşırlar. Bir çok kalp hastası yoğun bakımda kendini emniyette hisseder ve servise alınınca başlangıçta kaygılar artar.

Ameliyat olan hastalarda ise tam tersine servise alınınca kaygıları azalır. Kalp damar hastalıklarında başlangıç döneminde kaygı ve panik raharsızlığı, orta ve geç dönemde depresyon rahatsızlığı ortaya çıkar.

 

Bu yazı toplam 3956 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim