• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul : 18 °C
  • Ankara : 18 °C
  • İzmir : 20 °C

KANSERLE YÜZLEŞMEK

Yeşim Eralp


Psikiyatrik destek, kanserli hastalarımızda hastalığın ilk teşhis edildiği dönemden başlayarak, tedavi ve ardından gelen takip döneminde de büyük önem taşımaktadır. Kanser hastalığı daha tanı konmadan önce neden olduğu şikayetler dolayısıyla hastalarımızda endişe başta olmak üzere depresyona kadar giden geniş bir yelpazede yer alan ruhsal bir takım sorunlara yol açabilmektedir.

Kanser teşhisi konan hastaların aileleri ve yakın çevrelerinde de hastalığın algılanma düzeyi bu sorunların boyutunu bire bir etkilemektedir. Tüm bunların üzerine tedaviye ilişkin sıkıntılar ve geçirilen ameliyatlar veya girişimsel işlemlere bağlı olarak fiziksel görünümde değişim (örn. bir taraf memenin alınması, veya uzuv kaybı vb.) gibi faktörler eklendiğinde hastalarımız, çözülmesi oldukça güç bir sorunlar yumağı ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durum onların tedaviye bakış açılarını değiştirebilmekte ve tedavi ile oluşabilecek yan etkilere karşı dayanma sınırlarını zorlamaktadır.

Kimi hastalarımız tedaviyi reddetmekte veya tedavi sırasında beklenenden daha ağır yan etkiler yaşayabilmektedirler. Hastalarımız duygularını çoğunlukla; ?artık hiçbir zaman mutlu olamayacağım?, ?savaşmanın yararı yok, sonuç belli zaten?, ?savaşacak gücüm yok? veya ?artık gerçek bir kadın/erkek olamayacağım? gibi tepkilerle ifade ederler. Hastalığın çaresizliği içinde bir takım nedenler ararlar: ?ben bunu hak etmek için ne yaptım?.

AYNI DİLİ KONUŞMAK ÖNEMLİ

Bu sorunun yanıtını asla bulamayacakları için de bastıramadıkları çaresizlik duygusunu öfke şeklinde; ya kendilerine ?kendimden nefret ediyorum? veya hekimlerine ?doktorlar beni deney faresi gibi kullanmak istiyorlar? ifadeleriyle yönlendirirler. Tüm bu sorunları hastalarımızın o zor günlerinde kendi kendilerine çözümlemeleri oldukça güçtür.

Bir kanser hastasını tanı sürecinden tedavinin başlangıcına doğru ruhsal bütünlüğünü koruyarak götürmenin anahtarı ailenin ve hekimlerin birlikte hareket edebilmeleri ve aynı dili konuşmalarıdır. Çoğunlukla onkologlar ile birlikte psikiyatri hekimlerinin ve psikologların birlikte bir ekip olarak çalışması gerekmektedir. Ancak bu konuda hasta yakınlarına da çok büyük görevler düşmektedir.

Hastalığı ilk duyduklarında ailenin yaşadığı şok hali bir süre sürmekte ve genellikle ilk tepki hastaya tanısını söylemekten kaçınma olmaktadır. Hasta yakınları bu tutumlarını çoğunlukla sürdürmekte ve kanser tedavisi için geldikleri onkologlardan da aynı tavır içinde olmasını beklemektedirler.
Oysa, her kanser hastası ayrı bir birey olarak ele alınmalı ve ?hastalık değil, hasta? olduğu gerçeğinden yola çıkıldığında, her hasta için tek doğru tedavi olmadığı akılda tutulmalıdır. Genellikle biz onkologlar, hastalarımıza tedavi seçeneklerini anlatmak ve tedavi kararını onlarla paylaşmak istemekteyiz. Bu kararı hasta yakınlarına bıraktığımızda veya hastamızla doğru yöntemle konuşmadığımızda hastaların tedaviyi kabul etmemesinin yanısıra, belki de iyileşmelerini sağlayacak bir tedaviden kaçmalarına dek varan olumsuzluklarla karşılaşabilmekteyiz.

Hasta ile hekim arasında doğru diyaloğu kurabilmenin önemini anlatan bir örnek olgu İngiltere?den bildirilmiş: ?Hastamız 29 yaşında bir erkek hasta; işi, arkadaşları ve kız arkadaşı arasında son derece dengeli ve sağlıklı yürüttüğü bir yaşam sergiliyor. Bir gün kız arkadaşıyla cinsel birlikteliği sırasında sol yumurtalıkta şişlik fark ediyor.

Yapılan tetkiklerinde testisde yerleşik germ hücreli tümör tanısı konuyor. Hasta onkoloğu ile konuştuğu günün akşamı, arkasında bir not bırakarak intihar ediyor.? Olgumuzda saptanan testis tümörünün kemoterapi ile %98 oranında şifa sağlanabilecek bir hastalık olması, kendi içinde üzüntülü olan olayın vahametini daha da arttırmakta ve hekim-hasta diyaloğunun çok hassas ve kırılgan olan yönlerini vurgulamaktadır.

Hastalıkla ilk yüzleşme anında ve sonrasında hastalarımızın yaşadığı çöküntü ve çaresizlikden kaçmak yerine, psikiyatri ekibinin yardımlarıyla bu durumu el ele vererek birlikte atlatmaya çalışmak herkes açısından en doğru yaklaşımdır. Biz hekimler çuvaldızı kendimize batırdığımızda madalyonun farklı bir yönüyle karşılaşmaktayız.

RUHSAL DESTEK ŞART

Çoğumuz, ailenin de endişelerinin etkisiyle ?kötü haberi aktarmak? konusunda büyük bir ikilem yaşamaktayız. Hatta çoğumuz bundan kaçmaktayız. Çünkü, hasta ile kurulacak doğru bir iletişim, onu ve yakın ailesini çok iyi tanımayı gerektir. Günde onlarca yeni hastayla böylesi bir yakınlığı kurmanın güçlüğü bir yana, her hasta ile hergün farklı bir trajedi yaşıyor olmak hekim açısından da çok tüketici bir durumdur. İşte bu noktada kapsamlı bir ruhsal destek sadece hasta için değil, hekim için de bir gereksinimdir.

Tedavi kararı paylaşımının yanısıra, hastanın ağır yan etkileri olan bir tedaviyi göğüsleyebilmesi ve hastalığıyla birlikte yaşamını idame ettirmesi için hastanın tedavi eden hekimiyle iyi bir iletişim içinde olması gerekmektedir. Günlük pratiğimizde çalışma ortamında bu iletişimi sağlamak hakikaten çok güç olmaktadır. Bu aşamada da psikiyatri bölümü ile ortak hareket etmek hastanın zor tedavi sürecini daha rahat atlatmasını sağlayacaktır.

Tedavisi tamamlanan hastalarımızı takip döneminde gelecek kaygısı, çocuklarının mutlu günlerini görememe korkusu, eşiyle arasında sorunlar, toplumsal rol değişimi ve karşılanamayan beklentilerle örülü bir süreç beklemektedir. Tedavi sırasında ona kol kanat germiş olan eş veya yakın aile bireyleri artık kendi yaşamlarına dönmek, kendi aileleriyle ilgilenmek ve işlerine dönmek zorundadır.

Eşler tedavi sırasında birçok olumsuzluğa karşı savaşmaktan yorgun düşmüşler ve bu ortamdan biraz olsun uzaklaşmak istemektedirler. Hastamız daha önce çalışıyorsa, profesyonel yaşamdan uzaklaşmış ve döndüğünde büyük olasılıkla eskisi gibi kabul görmeyeceği inancındadır. Bütün bunlar ağır bir tedavi sürecini tamamlamış ve hastalığıyla biraz olsun yaşamayı öğrenmiş olan hastamızı giderek artan bir yalnızlığa itecektir. Bu dönemde psikiyatri ekimizin desteği çok büyük önem taşımaktadır.

Hastaların aile içinde ve sosyal yaşamdaki bağlarını onarmaları, kimi ilişkileri yeniden oluşturmaları ve değişen toplumsal rollerine uyum sağlayabilmeleri ancak sıkı bir iletişim ve danışmanlık hizmeti ile sağlanabilir. Bu hedefe ulaşabilmek için kanserle ilgili tüm branşların güç birliği halinde omuz omuza çalışması gerekmektedir.

 

Bu yazı toplam 9088 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim