• BIST 97.454
  • Altın 221,376
  • Dolar 5,5966
  • Euro 6,4117
  • İstanbul : 20 °C
  • Ankara : 12 °C
  • İzmir : 18 °C

Magazin muhabiri İbrahim Tatlıses’ e neden yalvardı?

Dilek Süzen

İbrahim Tatlıses in Derya Tuna? dan olan oğlu daha birkaç aylıktı. İstanbul Tıp Fakültesi ?
ne, Prof. Dr. Gündüz Gedikoğlu? nun servisine yatırıldığı haberini aldım.

Gündüz Hoca çocuk doktoruydu ama aynı zamanda lösemi ile ilgileniyordu. Lösemili Çocuklar Vakfı?nın da başkanıydı. Akla tabii hemen, çocuk lösemili mi sorusu geliyordu .

Sabahleyin erkenden hastaneye gittim. Çocuk Hastalıkları Servisinin en üst katına çıktım. Çünkü lösemili çocuklar için ayrılan bölüm buradaydı. Kapının önünde kalabalık vardı.

Magazin muhabirleri servisin kapısındaki- sonradan İbrahim Tatlıses? in adamları olduğunu öğrendiğim- kişilerden içeri girmek, Derya Tuna ile görüşmek, fotoğraf çekmek için izin istiyorlardı. Ama izin alamıyorlardı. Hele bir kadın magazin muhabiri içeri girmek için kıvranıyordu,
"Ne olur izin verin, içeri gireyim, bir kere Derya Hanımla görüşeyim . Elinizi ayağınızı öpeyim? şeklinde yalvarıyordu.
Kapıyı tutanlar ise İbrahim Tatlıses? in biraz sonra geleceğini izni ondan almalarını, aksi taktirde kimseyi içeri sokmayacaklarını söylüyordu.

GAZETECİ OLDUĞUMU ANLAMADILAR

Bu arada serviste yatan lösemili çocukların anneleri, içeri girip çıkıyorlardı. Zaten onlardan başkasına izin verilmiyordu.

Gazetecilik yaşantımda hiçbir zaman bir işe elimde ya da boynumda fotoğraf makinesiyle gitmedim. Makinemi hep çantamda taşıdım. Görüşme sırasında makinemi çantamdan çıkarırdım. Ama özellikle magazin muhabirleri boyunlarında fotoğraf makineleriyle gezerler. Her an tetikteler, bir sanatçıyı gördüklerinde hemen fotoğraf çekmek için harekete geçerler ya
...

O günde makinem çantamdaydı. Kimseye bakmadan servisin kapısına doğru ilerledim. Kapıdakiler engel olmaya çalıştıklarında da Gündüz Hocayla görüşeceğimi söyledim. Elimde fotoğraf makinesi yok ya, gazeteci olabileceğimi düşünmeden kapıdan çekildiler.

İçeri girince doğru Gündüz Hocanın odasına yöneldim. Gündüz Hocayla sağlık muhabiri olarak birkaç defa görüşme yapmıştım. Tanıdı, içeri davet etti. Durumu anlattım, çocuğun lösemili mi olduğunu sordum. Gündüz hoca başladı anlatmaya,
"Yok Dilek, ne lösemisi. Ben çocuğun doktoruyum. Ateşlenince hemen buraya getirmelerini ,tetkikler yapacağımı söyledim. Muhtemelen griptir. Ama tabii iyi bir inceleme yapacağız."

DERYA TUNA PANİKLEMİŞTİ

Servisin sorumlusu olarak Derya Hanım? la görüşmeme izin vermesini isteyince de,
"Ben izin veriyorum ama önemli olan Derya Hanımın izni.?
Derya Tuna? nın bulunduğu odaya gittim. Ama makinem hala çantamdaydı.

İçeri girip geçmiş olsun dileğinde bulundum, isteğimi dile getirdim. Gazeteci olduğumu öğrenince panikledi;
"Aman ne olur, fotoğraf filan çekmeyin, İbrahim bey çok kızar? dedi.

Magazin değil sağlık muhabiri olduğumu, çocuğun hastalığı hakkında Gündüz Hoca? dan bilgi aldığımı söylediysem de Derya Hanım, fotoğraf çekmemem için odanın içinde adeta köşe bucak kaçıyordu. Panikten ne yapacağını şaşırmıştı. En çok da dışarıdaki korumaları aşarak odasına kadar nasıl girebildiğimi merak etmişti.

Derya Tuna? yı daha fazla rahatsız etmemek için odasından çıktım. Aslında biraz daha üstelesem onun fotoğrafını çekerdim ama sonuçta ben magazin muhabiri değildim!...

Sağlık muhabiri olarak da gerekli bilgileri almıştım, daha fazlasına gerek yoktu. Bir fotoğraf çekeceğim diye kişileri rahatsız etmemek gerekir diye düşündüm ve dışarı çıktım.

Kapıdaki o kalabalık arasında İbrahim Tatlıses de vardı. Magazin gazetecileri ondan bilgi almak, içerden fotoğraf çekmek için büyük çaba sarf ediyorlardı. Bir ara Tatlıses? in fotoğrafını çekmek isteyenler oldu, korumalar hemen engelledi.

Ben kalabalıktan sıyrılmış kenarda durumu gözlüyordum. Sonraki yıllarda özel bir televizyon kanalında çalışan, o baştan bahsettiğim kadın magazin muhabiri İbrahim Tatlıses? e yalvarıyordu,
"Ne olur abicim izin ver, bir fotoğraf çekeyim. Elini, ayağını öpeyim, kurbanın olayım"


Midem bulanmıştı, bir insanın hele bir kadının bu şekilde yalvarması beni çok rahatsız etmişti. Fotoğraf çekmesin, gerekirse şefinden fırça yesin ne olur ki! Dünyanın sonu mu gelir? Bu kadar alçalmaya değer miydi?
Daha fazla duramadım ve hızla oradan uzaklaştım.

Müdürüme her şeyi anlattım, edindiğim bilgileri verdim. Haber öğrendiğim bilgiler ışığında çıktı. Diğer gazetelerde de fotoğraf yoktu. Yani İbrahim Tatlıses kimseye fotoğraf çekmek için izin vermemişti. O yalvaran kadın magazin muhabirine de?


Bu yazı toplam 2377 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim