• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul : 18 °C
  • Ankara : 18 °C
  • İzmir : 20 °C

MALPRAKTİSİ OLMASI GEREKTİĞİ BİÇİMDE SAPTAMAK VE

Yener Ünver

MALPRAKTİSİ OLMASI GEREKTİĞİ BİÇİMDE SAPTAMAK VE

ÖNLEYİCİ TIP HUKUKU İÇİN BİR ÖNERİ (II)

 

 

II - İSVİÇRE KONFEDERASYONU ÖRNEĞİ

 

Tıp Bilimleri İsviçre Akademisi (SAMW)  1943 yılında beş tıp ve iki veteriner fakültesi aracılığıyla ve İsviçreli doktorlar FMH ile bağlantılı olarak kurulmuştur. Bu Akademi, diğer üç üye kurum (İsviçre Doğa Bilimleri Akademisi=SCNAT, Felsefe ve Sosyal Bilimler İsviçre Akademisi=SAGW ve Teknik Bilimler İsviçre Akademisi=SATW) ile birlikte İsviçre Bilimler Akademisini oluşturmaktadır. ‘Tıp ve Toplum’ ve ‘Tıp Bilimi ve Uygulama’ isimli iki ana programıyla şu temel noktalarda görev yapmaktadır: 1) tıbbı gelişmelerle bağlantılı olarak etik sorunların ve bunların toplum üzerindeki etkilerinin aydınlatılması, 2) tıbbın geleceği hakkında geniş kapsamlı araştırmaya dayalı değerlendirmeler, 3) yüksekokul, bilim ve eğitim politikasında mesleki işbirliği yapmak ve uzmanlar ve danışmanlar ile politikacılar ve resmi makamlar arasında temaslar kurmak, 4) bilimsel talepleri, özellikle de klinik araştırmalardaki beklentileri karşılamak, 5) biyotıp ve klinik araştırmalarda yüksek araştırma kalitesini korumak, 6) bilimsel tıp ile uygulama arasında irtibatı kurmak. Bilimsel araştırmalar yapmak ve bunları desteklemek, komisyonlar ve çalışma gurupları aracılığıyla spesifik sorunlar üzerendi çalışmalar yapmak, tıbbi-etik sorunlara ilişkin direktifler yapmak, belirli konulara ilişkin genelgeler yayınlamak, bilimsel sempozyum, kongre, konferans vs. düzenlemek, ulusal ve uluslar arası akademik kurumlarla işbirliği yapmak ve toplumsal çalışmalar yapmak suretiyle görevlerini yerine getiren akademinin organları senato, başkanlık, genel sekreterlik, komisyonlar ve denetim kurumlarından oluşmaktadır. İsviçre Bilim Akademisi’nin bir üyesi olan SAMW kuruluş kanuna göre bir vakıf tüzel kişiliğine sahiptir. Bu akademinin en yüksek organı senato olup, münferid ve kurumsal üyeler yanında, tıp alanı ile veterinerlik alanındaki fakülte temsilcileri, FMH İsviçre doktorları ve diğer organizasyonların temsilcilerinden oluşmaktadır. Bu senato yılda iki kez toplanır, diğer uygulamalar başkanlık tarafından yürütülür ve kararların icrası ve idari işlemler genel sekreterlik tarafından yerine getirilir. Bu akademi her yıl araştırma kanunu uyarınca İsviçre Konfederasyonu tarafından desteklenir. Akademinin merkezi etik komisyonu tıp alanındaki etik sorunları tartışır ve karara bağlar ve tıp uygulamaları ve biyotıp alanına ilişkin araştırmalar için yardımcı araçları tanımlar ve bu konularda direktifler ve tavsiye kararları verir. Bu direktif ve tavsiye kararları kural olarak İsviçre FMH doktorları tarafından kabul edilir ve böylece FMH doktorları bu direktif ve kararlar ile bağlıdır. Direktifler düzenli aralıklarla gözden geçirilir ve geliştirilir.

 

Bu kurumun karar altına aldığı ve çoğunlu halen yürürlükte olan bu yöndeki çeşitli direktiflerin bazıları hem direktif hem tavsiye niteliğinde hükümler içermekte ve keza bazıları hem hukuksal hem de etik ilkeleri düzenlemektedir. Bunlardan önemli bazılarını belirtecek olursak: 2009 tarihli Hasta Hukuksal Tasarrufları (Hasta Vasiyetnamesi), 2008 tarihli cesetler ve ceset parçalarının tıbbi araştırmalarda kullanılması, 2008 tarihli Reanimasyon kararı almak, 2008 tarihli canlı organ bağışı, 20. 05. 2008 tarihli engelli insanların tıbbi tedavisi ve korunması, 23, 05. 2006 tarihli palyatif tedavi, 2006 tarihli insani biyolojik materyalin elde edilmesi, muhafazası ve kullanımına ilişkin biyobankalar, 2006 tarihli doktorlar birliği ve endüstrinin işbirliği, 2005 tarihli hastanın özgürce seçimi (rıza/onam) hakkı, 24. 05. 2005 tarihli tıpta cebri önlemler, 2005 tarihli organ nakli ile ilişkili olarak ölümün tespiti, 2005 tarihli hayvanlar üzerinde deney-denemeye ilişkin etik ilkeler ve direktif, 2004 tarihli bakıma muhtaç yaşlı kimselerin tedavi ve bakımı, 2003 tarihli uzun süredir ağır hasta kişilerin tedavi ve bakımı, 2002 tarihli tutuklu veya hükümlü kimselere ilişkin doktorluk mesleğinin icrası, 03. 06. 1999 tarihli tıp ve etik açısından yoğun bakım tıbbının temel sorunları, 19. 05. 2009 tarihli Tıbbi Müdahalelerin Kalitesi Hakkındaki Verilerin Elde Edilmesi, Analizi ve Yayınlanması ve 1998 tarihli insanlar üzerinde somatik gen terapisi hakkındaki direktif.

 

İsviçre’de tıp bilimi ve özellikle uygulamalarının bu akademi çevresinde birleştiğini, geliştiğini, tıp bilimi uzmanları kadar hukuksal kurumların da bu kurumun direktif ve kararlarına itibar ettiğini vurgulamak gerekir. Örneğin, Akademi’nin 2002 yılında kabul ettiği doktorlar ile endüstri işbirliğine ilişkin direktifi, 2005 yılında İsviçre FMH doktorları tarafından benimsenmiş ve ülkedeki her doktor açısından bağlayıcı nitelik kazanmıştır. Bu bağlılığın nedeni, kanuni düzenlemeler yanında bu Akademi ile İsviçre Konfederasyonu arasında İsviçre Araştırma Kanunu’nun 31a maddesine istinaden yapılan (SR.240.1) ve 2008-2011 yıllarına özgü yükümlülükler de içeren Görev Sözleşmesi’nin hükümleridir.  Aynı taraflar arasında SAMW’nın görev alanına ilişkin konular yanında çeşitli ulusal ve uluslararası sözleşmelere ve teknik ve tıbbın yeni gelişen alanlarına ilişkin görevler, işbirliği ve olanaklar sağlayan ve keza bazı düzenlemelerdeki önlemlere ilişkin ilave yükümlülükler içeren Görev Sözleşmesi 2010 tarihli Ek Protokol hükümleri de bu konudaki önemli hukuksal dayanaklardan birisidir. Aynı şekilde 25. 02. 2010 tarihli değişiklikleriyle birlikte İsviçre Bilimler Akademisi Bilimsel Araştırmalar Hakkında Federal Kanun’u hükümleri, İsviçre Sağlık Bakanlığı SAMW ile Sağlığın Korunmasına İlişkin İsviçre Federal Kanunu’na ilişkin Tüzük hükümleri de bu hususta önemlidir (Ayrıca bkz. Akademien der Wissenschaften Schweiz. Wissenschaftlichen Integrität – Grundsätze und Verfahrensregeln., Bern 2008).

 

Toplumsal bağlantılar da içeren bu kurumun işleyişinde tüm uzman hekimlerin bilgi ve tecrübeleri değerlendirilmekte, yeni gelişmeler ve yapılacak bilimsel araştırmalar konusunda ilke kararları alınmakta ve tıbbi standardı belirleyen değerlendirmeler yapılmaktadır. Hedefi bilim ve uygulamayı bir araya getirerek tıp uygulamasını sağlamak, bütün branşlarda tıp biliminin yüksek kalitesini korumak, tıbbi araştırmalardaki ihtiyaçları karşılamak, tıptaki yeni gelişmeler ve uygulamadaki farklı örnekleri önceden belirleyip düzenlemelere gitmek olan bu kurum, uygulamalarında toplumu, politikacıları ve resmi bürokratik kesimi bir araya getirmektedir. Kurum diğer uzman kurumlarla işbirliği yapmakta, yeni sorunları irdeleyip çözüm yolları önermekte, projeler yürütmekte, çeşitli uluslar arası kurumlarla işbirliği yapmakta ve gerek ulusal gerek uluslararası bilgi alış-verişini sağlamaktır.

 

 

III - FEDERAL ALMANYA ÖRNEĞİ

 

            Bu konuda Federal Almanya’da (ilaç üretimi alanıyla ilgili diğer önemli kuruluşlar dışında) asıl dikkate alınması gereken kurum, Alman Federal Doktorlar Dairesi, resmi simiyle Alman Doktorlar Daireleri Çalışma Kurumu’dur (Bundesärztekammer). Bu kurum, 1945 yılına kadar Batı Almanya’nın her üç işgal bölgesindeki doktorlar dairesi birbirinden bağımsız çalışmaktaydı. İkinci dünya savaşı sonunda 1946 yılında ilk kez Bayern Federe Alman Devleti’nde bir kamu hukuku tüzel kişiliği olarak federe doktorlar dairesi oluşturuldu ve bunu takip eden yıllarda ise diğer federe devletlerde benzer oluşumlar gözlemlendi. Batı Almanya açısından son olarak 1962 yılında Berlin’de benzeri bir daire kuruldu. Buna karşılık Doğu Almanya’daki doktorları bağımsız, özgür ve kendi kendini idare edebilen bir daire oluşturabilmeleri DDR’in sona ermesi ve Batı ile temasa geçilmesiyle mümkün olabildi. İlk olarak 1990 yılında yeni federe devletler (eski DDR) sathında 5 doktorlar dairesi kuruldu. Daha sonra Nordrhein Westfalen federe devletinde 2 ve diğer federe devletlerde 1’r tane olmak üzere toplam 17 federe doktorlar dairesi kuruldu. 1991 yılındaki 94. Alman Doktorlar Günü’nde 250 delegenin oy ve kararıyla tüm Alman federe doktorlar daireleri birleştirilerek bugünkü Federal Doktorlar dairesi oluşturuldu.

 

1947 yılında Batı Alman Doktorlar Daireleri Çalışma Dairesinden hareketle oluşturulan bu kurulan, 31. 12. 2008 tarihindeki rakamla Federal Almanya’da doktorluğu meslek olarak icra eden 421.686 doktoru temsil etmekte olup, 17 Alman Doktorlar Dairesinin Çalışma Kurumu olarak Federal Doktorlar Dairesi’ni (BAK) toplum sağlık politikasına ilişkin düşünce oluşturmak ve vatandaşın görüşlerini dikkate alarak yeni bakış açıları geliştirmek ve sorumluluk bilincine dayalı sağlık ve sosyal politikalar kabul ve uygulamak açısından aktif olarak etkilemektedir. Bu konuda her iki kurumun da kanuni görevleri mevcuttur ve özellikle tıp biliminde kalite güvenliğin oluşturulması ve güvenceye alınması ile organ nakline ilişkin kanuni düzenlemeler yapmak açısından önemli kanuni görevler üstlenmişlerdir.  Kurum kamu hukuku hükümlerine tabi bir yapı olup, yılda bir kez toplanır. Bu toplantısı, Federal Doktorlar Dairelerinin Ana (Genel) Toplantısı,  yani “Doktorların Parlamentosu” olarak adlandırılır. Federal Doktorlar Dairesi’nin temel görevleri şöyle belirtilebilir: Federe ve Federal alandaki doktorlar arasında bilgi ve tecrübe değiş-tokuşunu sağlamak suretiyle toplumun iyi tıbbi gereksinimini güvenceye almak, bütün Almanya’da faaliyette bulunan doktorlar arasında aidiyet hissini oluşturmak ve sağlık alanı ve sosyal yaşamda doktorlar açısından önemli konularda tavsiyelerde bulunmak, doktorluk esleğinin birlik-bütünlük halinde icrasına yönelik kurallar oluşturmak ve tüm tıp alanlarında doktorluk faaliyetinin ilkelerini belirlemek, mesleki olanaklar ve yerel yetkiler konusunda mesleki kurallara uyumu sağlamak ve siyesi partiler ve özellikle de Federal Hükümet ile teması kurup devam ettirmek, sağlık politikası ve tıbbi sorunlara ilişkin doktorların pozisyonunu/tutumunu temsil etmek, doktorluğun gelişmesini sağlamak, kalite güvenliğini sağlamak, tıp bilimi ile yabancı ülkelerdeki doktorlarla ilgili kurum ve kuruluşların bağlantısını sağlamak, mesleki düzene ilişkin düzenlemeler yapmak (örneğin doktorlararası ve doktorlar ile hastalar arasındaki etik ve hukuksal yükümlülükleri düzenlemek) ve keza tıbbın geliştirilmesine ilişkin düzenlemelere gitmek (örneğin uzman doktorluk ilişkileri ve uzman doktorların mesleki gelişiminin içeriğini, hedeflerini ve sürekliliğini düzenlemek gibi). Hatırlatmak gerekir ki, bu kurumlar yanında ayrıca her federe devletin ayrı ayrı doktorlar birliği ve bunlara ilişkin hukuki düzenlemeler de vardır ve 2001 yılında gerçekleştirilen 104. Alman Doktorlar Günü’nde kabul edilen Federal Doktorlar Dairesi Tüzüğü gerek bu federe ve federal kurumlar arasındaki ilişkilere gerekse bu kurumların yaptıkları hukuki düzenlemelerin etki ve sonuçlarına ilişkin hükümler içermektedir.

 

Halen bu kurum sadece sağlık ve sosyal politikalarla ilgili aktivite ve görev icra etmekle kalmamakta, bunun yanında özellikle son yıllarda önplana çıkan tıp etiği sorunları, etik komisyonlar, yoğun bakım tıbbı, gen tekniği araştırmaları, tıp ve teknikteki gelişmeler ve etkileri, yeni tedavi ve teşhis yöntemleri vb.’nde de görev ve işlev üstlenmiştir. Birçok sorun açısından ilgili kurumları aracılığıyla kanuni düzenlemelerin yapılmasına katkı sağlanmış ve bu bağlamda örneğin üretim tıbbı, embriyon zerinde araştırmalar, beyin ölümü, yapı kalitesi ve kalite koşulları, uzmanlık gereklilikleri, etik ve mesleki yükümlülükler, ilaç güvenliği ve gen terapisi alanlarındaki kanuni düzenlemelere aktif katkı sağlamıştır. Ayrıca tıp alanında çeşitli direktifler, tavsiye kararları, bilirkişi raporları ortaya koymuştur. Özellikle mesleki hukuki yükümlülükler, kamuoyu oluşturmak, tedavi yöntemlerinin derlendirilmesi, organ nakli, kan nakli, ilaç ve psikiyatri tedavisi alanlarında bu kurumun aktif düzenleme ve kanuni düzenlemelere katkı faaliyetleri göze çarpmaktadır. Nitekim SAMW bu bağlamda, 2004/23/EG tarih ve sayılı Alman Doku Nakli Direktifini de doğrudan ilgilendiren, 14. 01. 2010 tarihli İnsandan Oran Naklinde Kalite ve Güvenlik Standardı Direktifi değişiklik tasarısı (08. 12. 2008-KOM (2008) 818) hazırlamış ve yürürlüğe sokulmasını talep etmiştir. Alman Federal Doktorlar Dairesi ayrıca, manyetik rezonans (MR) tomografide kalitenin güvenliğinin sağlanmasına ilişkin olarak yönetmelik hazırlamış ve bu ‘Deutsches Ärzteblat 97, 29. 09. 2000, Heft: 39, sh: A 2557- A 2568’de yayınlanmıştır. Aynı kurum 07. 05. 2010 tarihli bir değişiklikle hastanelerdeki proton tedavisiyle ilgili Tıbbi Müdahale Metodları Direktifi’nde değişikliğe gitmiştir.

 

 

IV - SONUÇ

Bilindiği üzere, bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi için, en az hukuken geçerli rızanın (gerekli ve yeterli aydınlatmaya dayalı onamın) varlığı kadar gerekli koşullardan birisi de, yalpan tıbbi müdahalenin tıbbi standarda uygun müdahale olması ve somut olayda bunun standarda uygun icrası gerekliliğidir.  Dolayısıyla, hastanın rızası dahil diğer bütün koşullar var olsa bile, tıbbi standarda aykırı müdahale halinde sağlık personelinin müdahalesi hukuka aykırı ve bazen de ayrıca suç (en basit haliyle kasten insan yaralama suçunu) ve/veya disiplin suçunu oluşturacaktır. Kaldı ki, hukuken geçerli rıza, tıbbi standarda aykırı değil, ancak tıbbi standarda uygun müdahaleyi hukuka uygun hale getirir. Günümüz Türkiye uygulamasında hukuksal sorun çıktıktan sonra C. Savcılığı veya mahkemelerin ve az da olsa tarafların kişisel başvurularıyla ilgili kurum veya kişiden aldıkları bilirkişi raporlarıyla yapılan tespite göre bu müdahalenin tıbbi standarda uygun olup olmadığı sonucuna ulaşılır. Bu durumda ise, eğer aleyhe rapor var veya mahkeme bu yönde karar vermişse ne etik ilkeler ne de iyi niyet sağlık personelini içinde bulunduğu hukuksal açmazdan kurtaramaz. Buna karşılık, bu yazıda önerdiğimiz nitelikte bir kurum, her ne kadar bilirkişilik uygulamasını sonlandırmayacak ise de, bir taraftan bilirkişilerin de dikkate almak zorunda olacakları standartları belirleyecek diğer taraftan ise sağlık personeli açısından ilke, kural, araç ve yöntemler açısından tıbbi müdahaleleri önceden öngörülebilir ve uygulanabilir biçimde açıklığa kavuşturacağı için, kaçınılabilir tıbbi hatalardan çok önemli ölçüde kaçınmayı sağlayarak, sağlık personeli lehine ciddi bir önleyici tıp hukuku kurumunu oluşturacaktır. Meslek içi eğitime, kurumlararası akredite olmuş standart belirlemelerine ve özerk kurumlar aracılığıyla hukuksal hatalardan öneli ölçüde arınmış bir hukuk uygulamasına da yardımcı olacaktır. Sonuç olarak, sağlık personelinin tıbbi müdahale hatası yoksa bu en kısa sürede ve tüm açıklığı ile tespit edilmeli, tıbbi standarda aykırılık varsa bu da aynı şekilde tespit edilmelidir. Ancak, bunlara ilaveten bir yandan hekimlerin önceden bu standardı önemli ölçüde bilmesini sağlamak ve bilirkişilerin hatalı raporlarını ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde azaltacak bu tür bir kurumun oluşturulmasına, özellikle yargı uygulamasındaki hatalı ve kötü örneklerin çokluğu karşısında acilen ihtiyacımız vardır.

Bu yazı toplam 3419 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim