• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul : 17 °C
  • Ankara : 16 °C
  • İzmir : 21 °C

MECBURİ HİZMET

Ercan Kırımi

Daha önceki yazılarımızda sık sık bölgemizdeki mecburi hizmetin zorluklarından, bölgeye mecburi hizmet nedeniyle gelen doktorların geriye tayin yaptıramadıklarından bahsetmiştik. Şöyle ki ilimiz sınırları içerisinde mecburi hizmetini tamamlayan meslektaşlarımızın %85-90’ı maalesef istifa ederek bölgemizden kötü duygularla, bir daha hiç dönmemeye yemin ederek ayrılıyorlar.

Mecburi hizmet meslektaşlarımızı örseleyen, ülkemiz için sağlık sistemi için menfi duyguların olumsuzlukların ortaya çıkmasına neden olan bir sistem olarak ortada durmaya devam ediyor. Bizlerin, doğudaki birkaç tabip odasının dışında da bunları maalesef kimse gündeme getirmiyor. Hatta hafta sonu katıldığımız TTB Genel Kurulunda bile gündeme getirmeyi başaramadık. Bunun yerine koskoca siyasilerin, Millet Meclisimizin bile çözemediği Kürt Sorununu tartıştık durduk ve havanda su dövdük. Yazık, çok yazık. Sonunda bu düşüncelerimizi doğrulayan ve mecburi hizmetin çilesinden geçmiş, hayatı darmadağın olmuş bir meslektaşımızın mektubu geldi, geçen hafta. Hiç noktası, virgülüne dokunmadan sizlerle paylaşıyorum ve bu mektubu Sağlık Bakanlığı yetkililerine olduğu kadar TTB Merkez Konseyi yöneticilerinin de dikkatine sunuyorum.

 

BİR DOKTORUN HAYATI= BİR İNSANIN HAYATI= BİR ANNENİN HAYATI= BENİM HAYATIM

Erciş Devlet hastanesinde 2008’den beri Fizik Tedavi uzmanı olarak görev yapmaktayım. İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’nde memur öğretmen bir baba ile ev hanımı bir annenin 6 yıllık özlemden sonra ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Babam kendimi bildiğimden beri bana doktor olmamı istediğini söyledi. 1994 yılında tıp fakültesini kazandığımda babamın en mutlu günlerinden biriydi. 33 yıllık memuriyetinden emekli olmak için 2000 yılında mezun olmamı bekledi.

İlk TUS’u kazanamayınca bir süre evde ders çalıştım. İkinci kez de olmayınca kuraya katılarak pratisyen hekim olarak Demirci devlet hastanesinde memuriyete başladım.  O zamanlar evli olmadığımdan babam kız evladını tek başına bırakmak istemedi ve benimle Demirci’ye geldi. Annem de  okulları nedeniyle diğer kız kardeşlerimle kaldı. 2 yıl Demirci de acil poliklinikte canla başla çalıştım. Hastalarım halen bana Demirci’den selam yollar.

2003 yılında TUS’ da Fizik tedavi bölümünü kazandım. Tabii babam da benimle birlikte.. Yola çıktık. Beş yıllık asistanlığımda babam beni yalnız bırakmadı. Son yıl elektronik mühendisi sevgili eşimle tanıştım. Babam o zaman ‘Benim emekliliğim işte şimdi geldi’ demişti. Nerden bilsin daha yolumuz  olduğunu? Eşim 4 yıldır Aselsan da çalışmasına rağmen eşimin yanına tayinimin çıkamayacağını? Stratejik personel denilerek Van Erciş Devlet Hastanesi’ ne atandım.

Erciş Devlet Hastanesi’nin lojmanı veya tek başına kalacak hekimler için bir misafirhanesi yoktu. Tekrar babamla birlikte ev kiraladık. Birbuçuk ay sonra ev sahibi evi sattı bizde kapı dışarı olduk. 31 aralık 2008 bir kış günü taşındık.  Bu arada eşim işinden ayrıldı ve böylelikle benim yanıma daha sık gelebiliyordu, bir yandan da akademisyen olmak için doktoraya devam ediyordu. Bu şekilde ben babamla Erciş’ te hem kendimizin hem de eşimin masraflarını karşılıyordum, eşimin öğrenimine devam etmesini için her türlü okul masrafını yüklendim. Bir yandan da mecburi hizmetimin bitmesi için gün sayıyordum. mecburi hizmetim bitince stratejik personel olmaktan çıkacağım diye düşünüyordum ya!

Bu arada mutlu birşey oldu. Nisan 2009 da bebek beklediğimi öğrendim. Nerden bilirdim bir gün bu cümleyi yazarken göz yaşlarımı tutamayacağımı? Stresli, eşimden uzakta, kar kış altında riskli bir gebelik geçirdim. 3 kez düşük tehdidi atlattım. Bir kez hastanenin tam ortasında tüm hastaların önünde bayılarak düştüm. Bunu, bu hikayenin gerçekliğine hastaların şahitliği için yazıyorum. Riskli bir gebelik geçirmeme rağmen 2-3 gün dışında hiç rapor almadım, çalıştım. Bebeğimi babasıyla birlikte evimizde büyütmek için mecburi hizmetimi bitirmek zorundaydım. Çok yoğun ve zor şartlar altında riskli bir gebelik geçirerek çalıştım. 2009 ekimde doğum iznine ayrılarak eşimin yanına gittim. 8 Aralık 2009’ da doğum yaptım. Aynı eşime benziyordu. Bebeğim çok güzeldi.

Ancak Hacettepe Üniversitesinin otopsi raporuna göre bir genetik veya konjenital anomali olmamasına rağmen gebelikte geçirilmiş kronik hipoksi nedeniyle ( anne karnında oksijensiz kaldığı için) bebeğim 3 günlükken vefat etti. Bebeğimin bana bir kez anne dediğini duyamadım. Bebeğim şu an Ankara Yenimahalle mezarlığı D-19 / 1506 parselde yatıyor. Dualarınızı bekliyorum.

Mecburi hizmetimin son kalan 2 ayını tamamlamak üzere bebeğimin ölümünden 2 ay 10 gün sonra şubat 22’ de tekrar Erciş’e döndüm. Bu esnada eşim üniversitede 2547 /33 k. Araştırma görevlisi kadrosu aldı. Mecburi hizmetim de bitince, eşimin de devletten maaş aldığı bir işi olduğundan yeniden tayin isteyecektik. Nerden bileyim?

Temel insan hakkı olan sağlık hizmetinin devlet tarafından verilmesi gerektiğini düşünen, ‘Ben hiçbir zaman özelde çalışmam, bana göre değil!’ diyen bir doktorun, bir insanın, bir annenin, benim; mazeret gösterilmeden tayini tekrar reddedildiği için, 9 yıllık memuriyet hayatını 17 Haziran 2010’da istifa ederek bitireceğimi? Nerden bileyim?

 

Şu an işsizler kadrosuna katılmak üzereyim. Özel hastanelere duyurulur.

Halka ve hastalarıma sesleniyorum. Beni özel sektöre ilgili kurumlar itti.

                                                                         Bir doktor…

 

(BU YAZI SAĞLIĞINSESİ GAZETESİ TEMMUZ 2010 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR)

Bu yazı toplam 1843 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim