• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul : 9 °C
  • Ankara : 10 °C
  • İzmir : 16 °C

METABOLİK SENDROM MASAYA YATIRILDI

METABOLİK SENDROM MASAYA YATIRILDI
Dilek Süzen

Metabolik Sendrom Derneği tarafından 8-12 Nisan 2009 tarihlerinde Antalya?da düzenlenen 6. Metabolik Sendrom Sempozyumu'nda ?Dislipidemi Tedavisinde Arayışlar, Trigliseritten Kalp Yetersizliğine Omega 3, Çocuk ve Adolesanda Metabolik Sendrom, Hipertansiyon Aşısı, Gıda Güvenliği, Genetiği Değiştirilmiş Ürünler, İnsülin Direncinde Farmakolojik Tedavi, Oral Antidiyabetik Tedavide Gündem gibi birçok güncel konu tartışıldı. 400?ü aşkın katılımcının takip ettiği, 60?ı aşkın oturum başkanı ve konuşmacının yer aldığı sempozyumda Türklerin Avrupa?nın en şişman insanları olduğu, her 3 kişiden birinde metabolik sendrom görüldüğü açıklandı.

Sempozyum programı çerçevesinde düzenlenen ?aile hekimliği ve metabolik sendrom" panelinde aile hekimleri çalıştıkları bölgelerdeki sorunları ve beklentilerini dile getirdiler.

Kongre hakkında bilgi vermek amacıyla düzenlenen basın toplantısına ise Prof. Dr. Aytekin Oğuz, Prof. Dr. Yüksel Altuntaş, Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ, Doç. Dr. Ahmet Temizhan ve Doç Dr. Meral Kayıkçıoğlu katıldı.
Oğuz, Altuntaş, Karşıdağ Metabolik Sendrom Derneği?nden Temizhan ve Kayıkçıoğlu da Türk Kardiyoloji Derneği?ndendi. Toplantıya Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Çetin Erol ?da katıldı.

İşte basın toplantısından özet bilgiler:


TÜRKİYE?DE DİYABET TEDAVİSİNDE NEREDEYİZ?



Prof. Dr. KUBİLAY KARŞIDAĞ :

Türkiye?de diyabet tedavisinde henüz daha emekleme aşamasındayız. Çünkü tedavi dediğiniz zaman sadece ilaç vermeyi kastetmemek gerekir, bizim için en önemli tedavi parametresini önlemedir, provansiyondur. Diyabetle ilgili sorunlar katlanarak gitmeye devam ederse 2030 yılında Türkiye?deki diyabet tedavisi inanılmaz rakamlara ulaşacak.

Bu nedenle ilk önce yapılması gereken tedavide herkesin işbirliği yapmasıdır. Tedaviyi iyi bir tablo olarak kabul edersek herkes bu tablonun bir parçası. Hastalıktan koruma önemli ki bunu beceremiyoruz.

Ya diyabetin ortaya çıkmasını engelleyeceksiniz ya ortaya çıkmış diyabet için medikal tedavi yöntemlerini uygulamaya çalışacaksınız. Şuanda biz öncelikle medikal tedavi yöntemlerini uygulamaya çalışıyoruz. Çok ayrıntılı önleme programlarımız henüz daha oturmadı. Bunun en büyük sebebi bu iş için sadece ve sadece hekimlere dayanmaması aynı zamanda hem medyanın hem devletin çok büyük atılımlar yapması.

Okul alanlarında, yeme içme alanında televizyonlarda kısa bildirimler olması özellikle annelerin çok iyi eğitilmesi. Tüm bunlar açısından bakarsak ve diyabet tedavisinin neresindeyiz diye sorarsanız henüz daha emekleme evresindeyiz diyebilirim.

2009?da olası beklenen rakam nedir?


Prof. Dr. KUBİLAY KARŞIDAĞ :

Şuanda Türkiye?de 1997 verilerine göre diyabet görülme sıklığı 20 yaş üzeri için %7.2. bozulmuş glikoz toleransı yani gizli şeker görülme sıklığı %6.9. 2030 yılında bunun yaklaşık %50 artacağı düşünülüyor.

Prof. Dr. AYTEKİN OĞUZ :

Derneğimizin yaptığı ulusal bir çalışmada diyabet oranı %12 bulundu. Diyabet hastalarının Türkiye?de %65 ?i kontrolsüz durumda ve hedef değerlerinin üzerindedir. Oldukça kötü kontrol oranı olan hemoglobin A1C?nin Türkiye ortalamasının 8 olması bizim için oldukça düşündürücüdür.

Türkiye?de diyabet hastalarının hemoglobin A1C ortalaması 6,5?un altında olması gerekirken, hiç olmazsa 7?nin altı kabul edilebilirken, genel ortalama 8?dir. İnsülin kullanan TİP1 diyabet hastalarında bu oran daha da kötüdür. Bu durum TİP1 karakterinden dolayı böyle geliyor. TİP2 diyabet de nispeten daha iyi. . Türkiye?de hem birçok hastalığa yol açması açısından, hem maliyet açısında, hem toplum sağlığı açısından diyabet ve hipertansiyon en önde yer almaya başladı.
Bu gidiş Türkiye?de diyabetin önemli sonuçları olacağını gösteriyor.

Artan diyabet TİP1 diyabet değildir. Diyabet diye konuştuğumuz grubun % 90?ından fazlası TİP2 diyabettir. Bu kişiler öyle çok şeker hastalığı ile gelmeyenlerdir.

Prof. Dr. KUBİLAY KARŞIDAĞ :

TURGEV?in 1997?de yapmış olduğu araştırmaya göre hastaların 2/3?ü diyabet olduğunu biliyor, 1/3 ?ü ise diyabet olduğunu bilmiyor. Bu araştırma Türkiye?de diyabet verilerini en iyi gösteren çalışmadır. Dünya devlet federasyonu ile ortak yapılan bir çalışmadır. Aynı çalışma tekrar dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, eğitim araştırma hastaneleri güncel verilerin ne olduğu hakkında aradan geçen bu kadar yıl sonra Türkiye?de ortak bir çalışma gibi yeni baştan oluşturmaya çalışıyor.

Bizim bozulmuş glikoz toleransı dediğimiz neredeyse diyabete yaklaşan orandaki kişiler bu oranın hiçbir şekilde farkında değiller.

Prof. Dr. AYTEKİN OĞUZ :

Bir kişi hiç diyabet olduğunu bilmeden diyabetin bir komplikasyonu olan kalp krizi ile ilk defa hastaneye başvurabilir. Kardiyoloji kliniklerinde hiç diyabet olduğunu bilmeyen kalp krizi ile başvurmuş hastalar var. Bu nedenle kan şekeri yükselecek, onun belirtileri çıkacak ve ben onu tedavi edeceğim. Edemezsem komplikasyon çıkacak ve kalp krizine yol açacak gibi bir süreç beklenmemelidir.

Yani kiloluysanız ve bel çevreniz genişse bu sizin için bir belirtidir. Ailenizde yakın akrabanızda diyabetle ilgili bir hastalık çıkmış ise bu sizin için bir belirtidir. Kan yağlarınız bozuk ise kan şekerinizi sık kontrol etmeniz sizin için ağız kuruması kadar önemlidir. Polikistik over sendromu veya iyi bebek doğurma öyküsü olması gibi. Hareketsiz yaşıyorsanız diyabeti çok farklı bir şekilde gelir gibi düşünmemeniz lazım.

Diyabet artık hemen hemen yaşam tarzı bozuk olan herkesin kapısını çalabilecek bir tablodur. Benim ailemde diyabet yok, bu yüzden bende diyabet çıkmaz diye düşünmemek lazım. İki nesil önce diyabet çok azdı, bir nesil öncemizde diyabet arttı, bizde daha fazla, çocuklarımızda muhtemelen bu oran söylemek istemesem de çok daha fazla olacak gibi gözüküyor.

Ailede kalp damar riski olması, sizde diyabet riskinin yüksek olmasını gösterir. Çünkü diyabet ile kalp damar hastalığı birbirleri ile bağlantılıdır.

Doç. Dr. AHMET TEMİZHAN :

Geçmişinde hiçbir şekilde diyabeti ile karşılaşmamış olan hastalar çoğunlukla kalp krizi ile başvuruyorlar. Hatta hastalara gelişinde ilk sorduğum şeylerden biridir kalp krizi. İkinci soru şeker hastalığınız var mıdır ve özellikle bayan hastalarda bu oran daha da artıyor. Bizim yaklaşımımızı da değiştiriyor.

Şeker hastalığı olan bir kalp krizine yaklaşımımızla olmayana yaklaşımımız çok fark ediyor. Zaten görünürde kalp krizi gelmese bile biz şeker hastalarını kalp hastaları ile eşdeğer kabul ediyoruz. Yani şeker hastası olması TİP2 için kardiyovasküler hastalığı da var kabul ediyoruz vb. şekilde tedavi ediyoruz.

Doç. Dr. MERAL KAYIKÇIOĞLU :

Kardiyolojide diyabetik hastaları biz hatta endokrinden daha çok ilk kez tanı koyarken görebiliyoruz. Burada bir de halk arasında gizli şeker denen metabolik sendrom ya da prediyabet dönemi. Bu dönemde çok önemli. Çünkü siz bu dönemde hastayı yakalayabilirseniz diyabetin komplikasyonunu önleyebilirsiniz.

Diyabet aşikar hale geldiğinde, yani şeker hastalığı başladığında aslında damar sistemi de bozulmuş oluyor. Bunun öncesinde bir 7-8 yıllık periyod var. İşte bu şeker metabolizmasının bozulduğu dönem ve damar sistemindeki bozukluklar bu dönemde başlıyor.

Mesela çok genç yaşta enfaktüs geçirmiş hastalarımız var. Ve bunları takip ettiğimizde görüyoruz ki 10 yıl içerisinde bunlarda şeker hastalığı gelişiyor. Bunları çok erken yaşta yakalayıp bu şeker metabolizma bozukluğunu ya da diyabeti engelleyebiliyor olsak muhtemelen kalp krizi geçirmelerini de çok ciddi şekilde önleyebiliyor olacağız.
Türkiye?de Avrupa ülkeleri ve ABD?den çok daha fazla kalp krizi ile de karşılaşıyoruz.

ÇOCUKLARDA DİYABET


Prof. Dr. KUBİLAY KARŞIDAĞ :

Artık 20?li yaşlarda, 20?li yaşların erken dönemlerinde gizli şeker ve erken TİP2 diyabet görmeye başladık. Şeker metabolizması bozulduğunda yalnızca TİP2 diyabet diye bakmamak gerekiyor. Ondan önceki basamak da çok önemli. Çünkü biz biliyoruz ki diyabet tanısını koyduğumuz andan itibaren aslında şeker metabolizmasında bozukluk 8 ila 10 yıl önce başlıyor.

Yani önemli olan bu 8 ila 10 yıl sürede hastayı yakalamak ve olmasını engellemeye çalışmak. Yani çok önemli bir kavram. TİP1 diyabet önlenemez. Bunu bütün çalışmalar söylüyor. Çok erken dönemde yakaladığınız zaman önleyemiyorsunuz.

TİP2 Diyabet önlenebilen bir hastalıktır. Bu nedenle bizim hedef kitlemiz çocuklar. Çocuklarda sadece diyabeti değil de kilo fazlalığını ve bunun doğurmuş olduğu insülin direnci dediğimiz kanda insülin fazlalığı ile giden çeşitli tabloları takip edip de buna göre önlemleri almaya çalışmak çok daha akıllıca.

KAN ŞEKERİNE NE ZAMAN BAKILACAK?


Prof. Dr. YÜKSEL ALTUNTAŞ :

Normalde bir bireyin 45 yaşından sonra 3 yılda bir kan şekerine bakılması öneriliyor. Ama risk faktörleri var ise 30 yaşından sonra her yıl kan şekerine bakılması gerekiyor. Sağlıklı birey 45 yaşından sonra 3 yılda bir, ama risk altında hastalar her yıl.

ETKEN MADDE TARTIŞMASI


Prof. Dr. AYTEKİN OĞUZ:

Üretiminden dolayı ilk elde edildiğinde ilacın fiyatı yüksektir. Sonra patent haklarının da doğmasıyla jenerik dediğimiz ilaçlar üretilir ve fiyatlar düşer. Jenerik ilaç tüketiminin kontrol altında olmak şartıyla özendirilmesi ülkenin sağlığının ekonomik boyutundan önemlidir.
Hiçbir şekilde bir jenerik ilacın orijinal isimli ilaçtan daha etkisiz olduğu konusunda bir spekülasyona gitmemek gerekir.

Kolesterol tedavisinde bazen itirazlarımıza neden olan değişikler oldu. Burada özellikle kardiyovasküler alandaki sosyal güvenlik kurumunun ve sağlık bakanlığının aldığı kararlar konusunda Türk Kardiyoloji Derneği son derece dinamik olarak bakanlıkla irtibata geçerek bu konuda uyarıyor. Ve zannediyorum bakanlıkta bu uyarıları genellikle ciddiye alıyor ve değerlendiriyor. Böyle de olması gerekiyor. Bir tarafta ilaç firmaları bir tarafta devletin resmi otoritesi bir tarafta akademisyenler ve sivil toplum örgütleri birlikte götürmeli. Şu anda sağlıklı bir seyir gidiyor ve ben rahatım.

Prof. Dr. YÜKSEL ALTUNTAŞ :

Ben bu konuda otorite değilim ama diğer ülkelere baktığımızda Türkiye?deki ilaç harcaması sağlık harcamasında çok yüksek bir oran. Buna rağmen gerçekten oran olarak yüksek %27,5 - %12,5. Türkiye?de siz burada olmayan bir ilacı yurt dışından getirtebiliyorsunuz. Ayrıca burada bir dozun kulanım dışı endikasyonu varsa yazıyor ve onay alıyorsunuz. Ve doktora imza attırarak getirtebiliyorsunuz. Yurt dışından rahatlıkla ilaçlara ulaşabiliyoruz.

DİYABETİK ÜRÜNLER DİYE?


Prof. Dr. AYTEKİN OĞUZ:
Geçen yıl iç hastalıkları kongresinde belirttiğimiz bir çalışmamız vardı diyabet hastalarına soruyorsunuz diyetinize uyuyor musunuz diye evet hep kepekli ekmek yiyorum diyor. Hiçbir ekmek çeşidinin diğerinden daha az kalorisi olmadığını ifade etmek lazım yani renkli yediğiniz zaman bu değişmiyor bazı tatlıları çok kalori veren tatlılar diyabetli için yasak tatlılar bazı tatlılar biraz serbest tatlılar zannetmek.

Fazla miktarda tüketildiğinde çok yüksek kan şekeri bozukluğu yapabilecek gıdaları diyet gıdalar diye alıp tüketmek yanlış.
Egzersiz eksikliği Türkiye?nin temel problemlerinden biri, metabolik sendrom için söylememiz gereken bir şey var egzersiz eksikliği ile ilgili yıllardır kiloya dikkat çekiyoruz ben şunu söylüyorum 75 kilo bir erkek bel çevresi 90 cm bir başka erkek gene 75 kilo fakat bel çevresi 100 cm böyle iki insan tipi mümkün, kilosu eşit ama bel çevresi birbirinden farklı peki nedir aralarındaki fark? birinin karnındaki yağ oranı fazla kollarındaki bacaklarındaki kasları erimiş incecik kollar incecik bacaklar karında bir yağ kitlesi var.

Bir diğerinin kasları yerinde bel çevresi geniş değil. Aynı kilodaki iki kişiden birisi metabolik olarak obezdir, diğeri metabolik olarak obez değildir demek ki metabolik olarak obezite diye bir kavram daha var.

Kilonuz çok artmayabilir özellikle yaşlanan kişilerde kilosunun artmadığını düşünür ama bel çevresi artmaktadır dikkat edin hep söylerler ?çok yemiyorum ama bende artık yavaş yavaş bir göbek başladı? bunun sebebi kasların iyi kullanılmamasıdır. Türkiye?de temel sorunlardan birisi insanlarımızın egzersizi etkili ve yeterli bir şekilde yapamamalarıdır metabolik sendrom salgınının epidemisinin en önemli sebeplerinden bir tanesidir .

Doç. Dr. Meral KAYIKÇIOĞLU:

Biz hep hastalıklarla uğraşıyoruz. Aslında gelişmiş ülkelerde bu biraz daha başarılmış ama esasında hastalık ortaya çıkmadan önce engellenmesi gerekiyordu. Burada bir şeyler yapılması gerekiyor. Toplum sağlının korunması ki bu çok pahalı bir yöntem olduğu için genelde başvurulmuyor ama aslında ilaçlara verdiğimiz parayla karşılaştırıldığında çok daha ucuz bir yöntem.
Ve biz bunu tam olarak başaramadığımız için toplumdaki yüksek riskli bireylerleri saptayıp bunları tedavi etmeye çalışıyoruz. Burada aslında medyaya da çok büyük bir görev düşüyor.

Özellikle toplumsal alanın korunmasında kepek ekmeğinde halk arasında öyle bir inanış var ki çok daha az kalori diye.

Çocuklar bütün zamanını TV ve bilgisayarda geçiriyor. Bu da ergenlik dönemindeki çocukların ileride kalp krizi geçirmesine neden oluyor. Toplumun sağlının korunması için sanayinin bunu desteklemesi gerekiyor. Fakat sanayide genelde maddiyat ön planda olduğu için bu konuda çok fazla destek alamıyoruz. İnsanlar hekimlerden duydukları şeylerden çok gördüklerini uyguluyorlar. Sanayinin desteği derken bunu kastediyorum.

Yani çıkar ve para kazanmak gibi kaygılar var ama bunu belirli doğrultuda verilmesi gerekiyor. Mesela biz çocukluğumuzdan beri öyle reklamlarla büyüdük ki çocuğunu seven anne çocuğuna katı yağ yedirir gibi reklamlar izledik. Bu o zamanda yanlış bir bilgiydi ve sürekli tekrarlanırdı bu olay şimdide devam ediyor.

Sonuçta kadının eğitimi çok önemli ve bu eğitimin büyük bir kısmını tv ve gazetelerden alıyor. Burada sanayinin biraz daha duyarlı olması gerekir. Bir ürün pazarlanacağı zaman artı ve eksisiyle verilir. Çok sevdiğimiz popüler sanatçılar sahneye sigara ile çıkıyor ve bütün gençlik bunu örnek alıyor.

Doç. Dr. Ahmet TEMİZHAN:

Türkiye?de metabolik sendrom sıklığı ve abdominal obezite ile ilgili Prof. Dr. Çeytin Erol?un da içinde bulunduğu çalışmada; Türkiye?nin obezite yani şişmanlık oranı %30.4 çıktı, yani her 3 kişiden biri obez.

20-29 yaş arasında başlayarak her 10 yaşlık dilimlerde tıpkı bel çevresindeki artış gibi burada da bir sıçrayış var. Bbel kenarı çevresinde fazlalık genelde 20- 29 yaşlarında %20 iken abdominal obezite bir anda evlendikten sonra %50 oluyor.

Obezitede biraz daha farlkı yani 20?li yaşlarda bir kadının obezitesi 28 iken 40?a kadar çıkıyor 10 yıllık yaş diliminde. Ama orantılı, muhtemelen yaşam tarzımızın değiştiği dönemle çok ilgili. Evlilik ve doğum? Ben şuna inanıyorum: Türkiye?de ev kadınlarının yaşam tarzını değiştirirseniz Türkiye?nin yaşam tarzını değiştirirsiniz. Çocuğunun beslenmesini, eşinin beslenmesini ev hanımları belirliyor. Eşinin spora gitmesine bile o karar veriyor.

PRATİĞE YANSIMASI


Prof. Dr. AYTEKİN OĞUZ:

Her yıl bir öncekinden çok daha fazla bel çevresi ölçümü yapıldığını görüyoruz. Biz kliniklerimizde eskiden hastanın muayene formunda tansiyonu, nabzı, kilosunu, boyunu yazardık. Şimdi hemen onun yanına vücut kitle indeksini hesaplansın diye yazıyoruz, bel çevresini yazıyoruz. Bir asistan sınava girdiğinde olgusunu takdim ederken ona, bel çevresini ölçtün mü diye soruyoruz. Genellikle cevap olumlu oluyor.

Bel çevresi için özel bel çevresi ölçen mezurlardan olabildiğince dağıtılmaya çalışıyor. Ama yeterli mi derseniz, bana göre yeterli değil. Bel çevresi hala, hekimler adına da sağlık kuruluşlarında da çok ölçülen bir parametre değil. Halbuki bana göre olmazsa olmaz parametrelerden biri.

Kardiyoloji kliniklerinde de iç hastalıkları kliniklerinde de? Hatta metabolik sendrom sadece kardiyolojinin, iç hastalıklarının değil bugün psikiyatrinin de konusu, gastroenteroloji kliniklerinin en önemli konularından biri, kadın doğum kliniklerinde polikistik over sendromu, kısırlık gibi pek çok sebep metabolik sendromla bağlantılı. Romatoloji ve fizik tedavi kliniklerinde önemli oranda metabolik sendromlu hasta görüyoruz.

BALIK TÜKETİN


Doç. Dr. Ahmet TEMİZHAN:

Üç tarafımız denizle çevrili ve biz balık tükettiğimizi sanan bir toplumuz. ABD?de kalp derneği? de öneriyor haftada 2 kere her birey balık tüketmeli bu net bir rakam. Kalp yetersizliği olanlarda gerçekten faydalı olma durumu var. Kalp yetersizliği hastası balığı tüketiyorsa birazcık daha fazla yararlanıyor.

Türkiye?de balık yağı içeren reçeteleyebileceğimiz bir ilaç yok. Bu yüzden balık yenilsin. Özellikle soğuk deniz balığı yenmeli ülkemizde rahatlıkla ulaşılacak iki balık var; Somon ve uskumru. Balık kesinlikle ızgara yada fırında olmalı, diğer türlü kırmızı etle eş değer oluyor.

Doç. Dr. Meral KAYIKÇIOĞLU:
Biz yumurtayı herkese kısıtlamıyoruz bizim kısıtladığımız kolesterol. Kişi isterse yumurta yesin fakat bu durumda günün geri kalanında kolesterol tüketimini en aza indirmesi gerekir. Yumurtanın beyazı her zaman yenebilir. Buna kimsenin bir şey dediği yok. Fındık, badem bunlar yenilsin deniliyor insanlar ne yapıyor diyetin üzerine bunu tüketiyor bu yanlış normal aldığınız yağı bununla değiştirmeniz gerekiyor. Her yağdan bir miktar tüketmeniz gerekiyor. Dengeli yağların topluma önerilmesi lazım.


Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim