• BIST 97.454
  • Altın 221,749
  • Dolar 5,6039
  • Euro 6,4186
  • İstanbul : 19 °C
  • Ankara : 14 °C
  • İzmir : 17 °C

ÖLMEK HAKKI MI, YAŞAMAK ZORUNLULUĞU MU?

Yener Ünver

 

ÖLMEK HAKKI MI, YAŞAMAK ZORUNLULUĞU MU? 

 Bilim insanları arasındaki ötenazi konusundaki onlarca yıldır devam eden tartışmalar, önümüzdeki yıllarda da daha da şiddetlenerek devam edecek görünmektedir. 

A - TÜRK HUKUKUNDAKİ DURUM

Bilim insanları arasındaki ötenazi konusundaki onlarca yıldır devam eden tartışmalar, tıp  bilimi ve tıp teknolojisindeki önemli gelişmeler ve kanun koyucuların daha cesaretli attıkları adımlara karşılık, önümüzdeki yıllarda da daha da şiddetlenerek devam edecek görünmektedir.

            Türkiye’deki hukuki durum kısaca şöyle açıklanabilir: İcrai aktif isterse ihmali hareketle gerçekleştirilsin pasif ötenazi eylemleri ile kanımca ötenazinin hukuksal bir türü olmayan ve fakat tıp bilimi çevrelerince sıklıkla ötenazi türleri arasında sayılan dolaylı ötenazi eylemleri herhangi bir suç teşkil etmemektedirler. Bu hastanın tedaviyi red hakkı içinde hukuka uygun bir eylem olup, hastanın iradesine aykırı olarak zorla tedavi başta kasten insan yaralama ve özgürlüğü kısıtlama suçları olmak üzere olmak üzere çeşitli suçlara vücut verebilir. Aktif ötenazi eylemleri ise halen ülkemizde suç olup, gerçekleştirilme biçimine göre intihara yardım (Türk Ceza Kanunu (TCK). m. 84) veya kasten insan öldürme (TCK. m. 81 vd.) suçuna vücut verir. Bunun nedeni, öğretide sanıldığının aksine TCK.nun 26/2. Maddesi olmayıp, TCK.nun 84. Maddesinde intihara azmettirme ve her türlü yardımın cezalandırılmasıdır. 1986 sonrası tüm TCK (Ön)Tasarılarında acıyı dindirme saiki vs. isimleriyle özel bir düzenlemeye yer verilerek, aktif ötenazi eylemlerinin basit cezalarla karşılanması amaçlanmış ise de, bu hükümler kanunlaştırılmamıştır. Hukukumuzda aktif ötenazi eylemini cezalandırmayan veya cezasını azaltan bir düzenleme olmadığı gibi, bundan daha geniş bir kavram olan Talep Üzerine İnsan Öldürmeye ilişkin özel bir düzenleme de bulunmamaktadır. Olması gereken hukuk açısından, gerçek anlamda ötenazi kavramı kapsamındaki eylemlere münhasır olmak üzere, aktif ötenaziyi suç olmaktan çıkaran bir yeni düzenlemenin yapılması ve/veya intihara yardım maddesinde yeni bir düzenlemeye gidilmesi gerekir (Türk hukuku ve karşılaştırmalı hukukta ötenaziye ilişkin hukuksal durum için bkz. ÜNVER, Yener. Türk Ceza Hukuku Acısından Ötenazi., in: Ötenaziye Evet mi, Hayır mı?., XII . Levha yayınları, İstanbul 2011).

            Bu yazımda, yukarıda atıf yapılan eser ve onun yayınlandığı kitapta karşılaştırmalı hukuk açısından yapılan açıklamalara ilave olarak, tümü hukuk kaynaklarını, bizim gibi,  ağırlıklı olarak Almanya’dan almış üç Asya ülkesindeki (Tayvan, Japonya ve Güney Kore) hukuksal durum hakkında bilgi vererek, konsepte uygun kısa ara değerlendirmelerde bulunacağım.

B – TAYVAN HUKUKUNDAKİ DURUM

            Tayvan Ceza Kanunu (CK)’nun 217. maddesi insan öldürme suçu ve buna teşebbüs eylemlerini cezalandırdığı (fıkra: 1-2) gibi, Türk Hukukunda olmayan ve fiil ceza hukuku ilkeleriyle çelişir biçimde insan öldürmeye hazırlık hareketlerini de 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırmaktadır (fıkra: 3). Tayvan CK’nun 274. maddesi mülga (765 sayılı) TCK’nun ilk şeklinde mevcut ve fakat sonradan yürürlükten kaldırılan bir suç tipine kısmen benzeyen bir biçimde, bir annenin kendi çocuğunu öldürmesini veya yeni doğmuş çocuğunu öldürmesini veya buna teşebbüs etmesini 6 ay hapis cezasıyla cezalandırmaktadır. Bu suçun işlenebilmesi için, annenin onurunu kurtarma saiki aranmadığı gibi, çocuğun mutlaka yeni doğmuş bir çocuk olması da gerekli değildir. Aşağıda değinilecek intihara yardım maddesinin uygulanmadığı durumlarda, fail hakkında bu hükümler uygulanacaktır. Tayvan CK.nun 275. Maddesine göre, intihara yardım etmek veya azmettirmek bir suç olduğu gibi, bir kimseyi kendi talebi üzerine veya rızasıyla öldürmek de bir suçtur ve 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suça teşebbüs cezalandırılmaktadır (fıkra: 1-2).

Bu düzenlemede, kendisi suç olmayan bir eyleme yardım veya azmettirmenin neden suç olduğu çelişkisi bir tarafa bırakılırsa, intihara yardım veya azmettirmenin çok hafif bir ceza ile karşılanması makul görülebilir bir tutum olmakla birlikte, talep üzerine veya rızayla insan öldürme halinde ötanazinin (ciddi biçimde ağır ve tedavisi olanaksız, ağır acılar veren hastalık, bilinçli irade vs.) koşullarını aramamak çok tehlikeli ve suiistimallere açık bir husustur. Bunun yerine, yalnızca gerçek anlamda ötanazi ile sınırlı tutulmak kaydıyla, belirtilen eylemleri suç olmaktan çıkarmak çok daha yerinde bir düzenleme olurdu.

Bu maddenin 3. fıkrasına göre, yukarıda belirtilen eylemler fail ile mağdurun birlikte ölmek için kararlaştırdıkları bir eylem olarak gerçekleştirilir ve faillerden birisi ölmez ise, hakim o kişiye ceza vermekten kaçınabilir. Bu düzenleme de, ceza hukuku açısından ciddi biçimde ispat sorunlarına yol açacak ve uygulamada suiistimal edilebilecek bir düzenleme olup, yukarıdaki eleştirilerden payını almaktadır.

C – JAPON HUKUKUNDAKİ DURUM

            Japon CK’nda intihara yardım veya azmettirme suç teşkil eden bir eylemdir. Öğretide bu düzenlemeyi destekleyen yazarlar bulunduğu gibi, eleştirenler de mevcuttur. Japon hukuku açısından ötenazi eylemleri ve hukuksal düzenlemelerin arka planını anlayabilmek için, intihar vakaları ve Japon kültürüne de göz atmak gerekir. Takeshita’nın açıklamalarına göre, 2000 yılından beri Japonya’da resmi kayıtlarla tespit edilebilmiş intihar vakası sayısı 30.000’dir. Resmen tespit edilemeyenlerle bu sayı daha da fazladır. Japon toplumunda her 100.000 kişiden birisi intihar etmektedir. Japonya intihar eylemlerinin çokluğu açısından Dünya’da 6. sıradadır. Bu sıralamada nüfusa göre Kore %21.9 ile 9. sırada; Çin %13.9 ile 26. sırada; Hindistan %10.5 ile 46. sırada; Tayland %7.8 ile 56. sırada; Fransa %17 ile 19. sırada ; Almanya %13.0 ile 30. sırada; ABD %11.0 ile 42. sırada; İspanya 56. sırada; İtalya %7.1 ile 62. sırada ve  İngiltere % 6.7 ile 65. Sırada yer almaktadır  (Bkz. TAKESHITA, Ken. Der kulturelle und ethische Hintergrund der Einschaetzung des Selbstmords in Japan., IVR – Special Workshop, Frankfurt am Main 2011).

            Her ne kadar Japon kanun koyucusu intiharla mücadele ve bu eylemleri önlemek için özel bir kanunu 2006 yılında yürürlüğe sokmuş ise de, nedenleri işsizlik, iflas, fazla borç ve diğer sosyal nedenler olan intihar eylemlerini önlemede başarılı olamamıştır. Hatta, 1991 sonrası ekonomik iyileşmelere rağmen, intihar eylemlerinin sayısı artmıştır; bu nedenle, halen diğer asli nedenleri araştırılmaktadır. İntihar vakalarının nedenleri arasında, mantalite ve dini bakış açıları, özellikle Budizmin etkisi üzerinde durulmaktadır. ‘Serbest ölüm” veya “iyi ölüm” olarak da söz edilen intihar vakaları “Harakiri” metodunu akla getirmekte ise de, öğretide bunun yanıltıcı olduğu belirtilmektedir. Harakiri Japon savaşçılarının sadakatlerinin bir ispatı ve savaşçının başarısız kalarak toplumuna karşı işlediği günahının bedelini ödemek, yani günahından arınmak için yaptığı, belirli bir ritüele tabi bir eylemdi; günümüzde bu türde bir harakirinin artık yaşanmadığı belirtilmektedir. Günümüzde harakiri olarak görünen eylemler, özgür  tercihle-iradeyle yapılan bir eylem olmayıp, utanma duygusu ve toplumdan özür dilemek için adeta yapılmak zorunda kalınan, toplumsal baskıyla gerçekleştirilen bir eylemdir. Toplum o kişiyi, tıpkı Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgelerindeki bazı illerdeki ailelerin baskısında olduğu gibi, intihara zorlamaktadır (TAKESHITA, Der kulturelle und ethische Hintergrund der Einschaetzung des Selbstmords in Japan). Bu tespit belirli bir ölçüde kabul edilebilir olmakla birlikte, her somut intihar eyleminin toplum baskısıyla gerçekleştirildiğini, yaşam hakkının bireye değil topluma-kamuya ait olduğunu veya yaşamı muhafaza etmenin bir yükümlülük olduğunu iddia bilimsel ve sosyal gerçeklik karşısında etmek kabul edilemez. Ötanazi kapsamında sayılacak bir bireyin topluma ne verebileceğinin çok tartışma götürdüğü gerçeği bir yana, bireyin  topluma karşı yaşamak, hayatta kalmak zorunluluğu olmadığı gibi, çok acı çekerek yaşamak, ıztıraplara katlanmak yükümlülüğü hukuken izah edilemez; bu sadece dinsel bazı gerekçelerle ileri sürülebilir bir tez olabilir.

Japonya’da aktif ötenaziye karşı çıkan yazarlar dahi, buna bazı istisnalar getirilmesini, hukuk ve ahlak arasındaki bu alanda gördükleri aktif ötanazi eylemlerine istisna tanınabilmesi görüşlerinin gerekçesi olarak, “hukuktan arınmış alan teorisi”nin bu istisnayı tolere edebileceğini  ileri sürmektedirler (TAKESHITA, Ken. Der kulturelle und ethische Hintergrund der Einschaetzung des Selbstmords in Japan., IVR – Special Workshop, Frankfurt am Main 2011).

D – GÜNEY KORE HUKUKUNDAKİ DURUM

            Güney Kore CK’na (prg. 252/2) göre, intihara yardım, Türk hukukunda olduğu gibi, bir suçtur. Buna karşılık, öğreti ve uygulamada bu suçun koşulları üzerinde, pasif ötenazinin tanımı dolayısıyla, bazı tartışmalar yaşanmaktadır. Pasif ötenazi gerçekte Güney Kore’de suç değildir ve Kore Yüksek Mahkemesi çok yeni tarihli bir kararında, öğretide somut olayda pasif ötenazi sayılabilecek bir konu olup olmadığı tartışmasına karşılık, pasif ötenaziyi hastanın iradesine uygun ve suç teşkil etmeyen bir eylem olarak değerlendirerek bu kabulü pekiştirmiştir (Bkz. deabupwon 2009. 5.21., 2009da 17417. Karş. Seulgodeungpown 2009. 2.10., 2008 na 116869).

            Güney Kore’de aktif ötenaziye karşı çıkılmasının gerekçelerinin temeli, kişinin bedenine zarar vermesini yasaklayan, neredeyse gereksiz saç kesimini bile günah olarak değerlendiren Konfiçyus Felsefesi ve ilkeleridir. Bu felsefe uyarınca aktif ötenazi ciddi bir tabu olup, günahla eşdeğer görülmektedir. Hukuk öğretisinde bu dinsel, akılöncesi (irrasyonal) ve inanca dayalı bir görüş olarak kabul edilmekte, akla dayalı hukuk normlarına uygun bir tutum olarak kabul edilmemektedir. Hatta, liberal bakış açılarının dahi, aktif ötenaziyi günahla eşdeğer ve hukuka uygun saymakta hiçbir katkısının olamayacağı genel kabul gören bir anlayıştır (KIM, Young-Whan. Die gegenwaertige Diskussion um Sterbehilfe in Korea -anhand einer aktuellen Falles., in: IVR – Special Workshop, Frankfurt am Main 2011).

            Güney Kore Mahkemeleri ölümün çok yakın olduğu vakalarda pasif ötenazi eylemlerini rahatlıkla hukuka uygun kabul ederken, bazı vakalarda eylemin aktif ötenazi mi pasif ötenazi mi olduğu ciddi biçimde tartışma konusudur. Yakın tarihte, öğretide bu sorunun çözümü için Güney Kore CK’ndan intihara yardım suçunun çıkarılması önerilmektedir. Nitekim, bu suça ilişkin kanuni düzenlemenin yürürlükten kaldırılması talebinin bir gerekçesi olarak, CK’nun bu hükmünün çok az uygulama alanı bulduğu da gösterilmektedir. Ayrıca, bu suçun işlenebilmesi için teorik açıdan ölüme yardım niteliğinde asli tipik bir eylemin yokluğu da hukuksal bir gerekçe olarak ileri sürülmekte ve Alman CK’ndaki gibi (prg. 216) Talep Üzerine İnsan Öldürme suçu gibi bir kanuni düzenlemenin yapılması önerilmektedir. Talep üzerine insan öldürmenin yalnızca insan onuruna uygun bir ölümün gerçekleşmesine hizmet ettiği durumlarda, hukuka aykırı bir eylemden söz edilemeyeceği tezine dayanan bu görüş, ceza hukukunun insanileştirilmesini talep etmekte ve liberal bir hukuk düzeninde hastanın veya sağlıklı insanın özgür tercihine aykırı olarak geniş bir yaşam korumasının gereksiz olduğunu ileri sürmektedir (Bkz. KIM, Young-Whan. Die gegenwaertige Diskussion um Sterbehilfe in Korea -anhand einer aktuellen Falles., in: IVR – Special Workshop, Frankfurt am Main 2011).

E - SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ

            Günümüz ötenazi tartışmaları içinde gözden kaçırılan önemli bir husus, sağlık mensuplarının, hastanın iradesine aykırı olarak onu zorla yaşamda tutmak için müdahalede bulunmalarının, insan onuruna aykırı bir davranış olduğudur. Ayrıca yaşamak kadar ölmek de bir haktır ve bu hakkı kullanıp kullanmayacağına, her tür toplumsal, etik, politik ve dinsel bakış açılarından ayrık olarak, bireyin özgür iradesiyle kendisinin karar vermesi gerekir. Yaşamı muhafaza etmek, acı çekerek yaşamak gibi bir yükümlülük bulunmadığı gibi, ne bu yaşam hakkının topluma ait olduğu söylenebilir ne de bu eylem adi insan öldürme eylemi ile eşdeğer tutulabilir. Bireyin iradesi, vasiyetnamesi (ölüm öncesi veya sonrası etki doğurmak üzere önceden gerçekleştirdiği tasarruf) mutlaka ve yakınları dahil herkesçe tereddütsüz kabul edilmelidir.

            Esasında yaşam hakkının korunmasının mutlak olup olmadığı ve kime karşı bu korumanın hukuken mümkün olduğu sorgulanmalıdır. Iztırar hali, meşru müdafaa veya savaşta öldürme gibi eylemler üçüncü kişilere karşı korumanın istisnalarını oluştururken, kişinin kendisine karşı kendi yaşamını korumanın AİHS’nce de korunduğu söylenemez. Aksine, 6 ve 13 no.lu Protokoller yapılıncaya kadar, AİHS ölüm cezasını bile yasaklamamaktaydı. AİHS veya AY gerçekleştirilmesi gereken yaşam koruması bireyin kendisi dışındaki kişilerden kaynaklı saldırılara karşı korumadır. Dini ve iç politikaya yönelik gerekçeler arakasına sığınılmaz ise, hukuken bireyi kendisine karşı koruma gibi bir yükümlülük veya haktan söz edilemez.  Bireyi kedisine karşı korumak, bizi, onun intihar girişimini her koşulda engellemek ve bunun için her şeyi yapmayı hukuka uygunluk nedenleri veya kusurluluğu etkileyen nedenlere sığınılarak meşrulaştırma gibi, tehlikeli ve hukuken dayanaksız  bir tezin kabulüne götürür. Yaşama atfedilen soyut kutsallık veya geçirilmesi gereken zorunlu imtihan sıfatlarından ziyade, insan onuru ve yaşam kalitesinin değerlendirmelerde ölçüt olarak ele alınması gerekir.

            Unutulmamalıdır ki, hiç kimsenin veya hiçbir kurumun özgürce tercih yapabilen bir bireyi yaşamaya zorlama hakkı bulunmamaktadır.

Bu yazı toplam 13102 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
gurgucali
18 Mayıs 2013 Cumartesi 20:19
Olmek hakki
Sayin hoca,verdiginiz bilgiler icin tesekkur ederim.Olmek haktir.Bu secimi yapmak ve uygulamak hic bir zaman hekimin gorevi degildir.Yogun bakimda kimin fisi cekecegini merak ettim.Bilgi verirse-niz,bir cok hekime yardimci olursunuz.Prof.Dr.Can Ali Gurguc,( gurgucali@Yahoo.com)
85.97.76.8
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim