• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul : 18 °C
  • Ankara : 18 °C
  • İzmir : 20 °C

ÖNCE ZARAR VERME

Kaynak Selekler

TIPTA KURAL: ÖNCE ZARAR VERME

Günlük gazetelerin birinin 26 Ekim 2013 tarihli nüshasında iki yazı vardı: Biri manşette, diğeri Ankara ekinde. İkisi de yağlar ve kolesterol üzerine. Birincisi doymuş yağları önerirken ikincisi doymamış yağları tavsiye ediyordu.

Tezat gibi görünen bu durum günümüz tıbbında artık sık karşılaşılan bir olay. Gerçekliği yüzde yüz ispatlanmamış ve konsensus (mutabakat) sağlanmamış konularda farklı düşünceler, yayınlar, araştırmalar çok. Günümüz tıbbında bilgiler eskiye göre süratle değişebiliyor. Örnekleri fazla. En bilineni yumurta. 

Haftada bir yumurtadan günde bir yumurtaya gelindi. Fakat günde on yumurta önerisi ne kadar doğru?

Hastalıkların kişiselliği

Tıp fakültelerinde öğretilen bir söz var: Hastalık yok, hasta var. Bu hastalıkların kişiden kişiye farklı görünebileceği ve seyredebileceğini ifade eder.

Eğer her hastalık herkeste aynı şekilde ortaya çıksaydı, tıp çok kolay olur, uzmanlaşmaya gerek kalmazdı.  Peki neden hastalıklar farklı şekilde ortaya çıkıyor? Bunu etkileyen ve belirleyenler genetik, beden yapısı, içinde bulunulan yaşam koşulları, kişinin yaşam tarzı, geçirilen hastalıklar ve beslenme şekli gibi etkenler.

Hipokrat’a atfedilen bir söz var: “Önce zarar verme!” ( primum non nocere).  İster Hipokrat’a ister başka birisine ait olsun bu söz tedavideki en önemli prensibi dile getirir. İlk amaç hastaya zarar vermemek olmalıdır. Türkçe deyimde söylendiği gibi “Kaş yapayım derken, göz çıkarma!” Tedavi planlanırken, tavsiyeler yapılırken hastanın öz ve soy geçmişi, birlikte bulunan hastalıklar, yaşı, beden yapısı vd gibi faktörlerin hepsi göz önüne alınır.

Genellemelerin sakıncası

Yazılı, sözlü ve görüntülü basınla, kısaca medya üzerinden topluma yapılan tıbbi tavsiyeler, genelde yukarıdaki etkenleri göz önüne almaz.

Aslında bu sakıncadan kaçınılmak istense de tamamen başarılı olamaz. Genetiği farklı, orta yaşlı-yaşlı, kadın-erkek, zayıf-şişman, sağlam-hastalıklı kişiler bir torbaya konur veya hitap edilen kitle aradaki farkı değerlendiremeyebilir.

Tıpta birçok konu tartışmalıdır. Araştırmalarda elde edilen sonuçlar birbiriyle çelişkilidir. Bu tip konular akademik ortamlarda konunun uzmanları tarafından tartışılır veya tartışılmalıdır, konunun uzadığında olan toplum karşısında değil.

Söz gelişi A hastalığında veya konusunda iki farklı görüş varsa, bunun sadece bir yönünün kesin doğruymuş gibi yayın organlarıyla topluma aktarılması, beyan edilmesi bilimsel değildir. Bilimsel olmadığı gibi kişiler yönünden sakıncalıdır, zararlı da olabilir.

Birçok örnekten biri: Kolesterol

Bunlardan biri kolesterol ve beslenme tarzı. Kolesterol üzerinde tam bir mutabakat yok. Aslında yüksek kolesterolün damar sertliğini artırdığı, kalp krizine, felce neden  olduğu eskiden beri bilinen ve kabul edilen bir husus. Bu konuda tıp literatüründe binlerce araştırma, çalışma ve yazı var.

Fakat bazıları da bu konuda kolesterolü masum buluyor. Bu iddiayı da ileri süren araştırmalar, yayınlar var. Kısaca konsensus yok.

Şimdi, konunun sadece bir tarafını değerlendirip kolesterol masumdur, istediğiniz kadar doymuş yağ, yağlı et vs. yiyebilirsiniz gibi kişisel düşünceler, tek doğru bu imiş gibi, topluma basın yoluyla nasıl aktarılabilir?

 

Kaldı ki, hitap edilen kitlede konunun ayrıntılarını doğal olarak bilmeyen, genetiği, yaşı, beden yapısı, birlikte bulunan hastalıkları, yaşam koşulları birbirinden farklı kişiler bulunurken. Örneğin, babası kalp krizinden, annesi felçten ölmüş, tansiyonu yüksek, şeker hastası bir kişi için bu tavsiyeler ne kadar uygundur?  Ayrıca 2013 ACC/AHA rehberi (2013 ACC/AHA Guideline on the Treatment of Blood Cholesterol to Reduce Atherosclerotic Cardiovascular Risk in Adults)’nde tuz ve trans yağlar yanında satüre yağların da kısıtlanması ve 4 grup hastada (kalp hastalığı olanlar, LDL düzeyi190 mg/dL üzerinde olanlar, 40-75 yaşındaki tip 2 diyabetliler ve yine 40-75 yaşında olup 10 yıllık kalp hastalığı riski % 7.5 üzerinde olanlara kolesterol düşürücü ilaçların kullanılması öneriliyor.

 

“Efendim, benim dedem tereyağı, kuzu eti yerdi, yüz yaşına kadar yaşadı” sözü, “benim dedem günde üç paket sigara içerdi, yüz yaşına kadar yaşadı” sözüne benzer ve haklılık içermez.  Çünkü dedenizin yaşam koşulları, çevresi, beden yapısı hatta genetiği sizinle aynı olmayabilir.

Türk toplumunda böyle bir çalışma yok

Maalesef,tıpta konulara hep yabancıların ileri sürdüğü düşüncelerle yaklaşıyoruz. Onları mutlak doğru kabul ediyoruz. Halbuki yukarda belirttiğim gibi onlar, bir süre sonra ilk söylediklerinin yanlış olduğunu, yeni araştırmalarının başka sonuçlar verdiğini ifade edebiliyor.

Türk toplumunda yüksek kolesterolün etkileri hakkında bir çalışma yok. Aslında kolesterolün etkilerinin ne olduğunu, bilimsel yöntemlerle (binlerce kişinin denek olduğu, bir kısmına bol kolesterollü diyet verildiği, aynı sayıda kontrol gruplu, randomize, yıllarca süren) Türkiye’de yapılan bir çalışmanın sonuçlarına dayanarak ifade etmek gerekir. Yoksa gerisi kişisel bir iddiadan öteye gitmez.

Son söz

“Önce zarar verme!”

Bu yazı toplam 3304 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim