• BIST 94.552
  • Altın 193,835
  • Dolar 4,7378
  • Euro 5,4908
  • İstanbul : 26 °C
  • Ankara : 25 °C
  • İzmir : 27 °C

Prof. Dr. Temel Yılmaz: Canan Karatay Kanıtsız Konuşmamalı

Prof. Dr. Temel Yılmaz: Canan Karatay Kanıtsız Konuşmamalı
Gazete Habertürk yazarı Prof. Dr. Temel Yılmaz, Canan Karatay'ın son dönemde yaptığı açıklamalar için "Depresyonu turşu yiyerek çözmek gibi önerileri tartışmak istemiyorum. Somut kanıtları olmadan konuşmamalı.” dedi

Gazete Habertürk'ten Kübra Par yazıyor.Malum, şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle birlikte nişasta bazlı şeker tartışması yeniden alevlendi. Peki nişasta bazlı şeker ile pancar şekerinin farkı ne? Sağlık açısından vücudumuza ne gibi etkileri oluyor? Bu sıcak gündemi konuşmak için konunun en önemli uzmanlarından, 2015’te Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından verilen diyabet alanında ‘Yılın Bilim Adamı’ ödülünü alan, Habertürk Gazetesi Sağlık Yazarı Prof. Dr. Temel Yılmaz’ın kapısını çaldım. Temel Hoca’ya yalnızca şeker meselesini değil Canan Karatay’ın tartışma yaratan açıklamalarını da sordum.

 Temel Bey, şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle ilgili gündemle beraber nişasta bazlı şeker tartışması da yeniden alevlendi. Şeker pancarıyla nişasta bazlı şekerin farkı ne?

Konunun iki farklı yönü var: Politik boyutu ve sağlık boyutu. Öncelikle bu konu ile ilgili yürütülen politikalar konusunda düşüncemi söylemek istiyorum. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine de pancar üretiminin sınırlandırılmasına da karşıyım. Üretim ağırlığının nişasta bazlı şekerlere kaydırılmasını doğru bulmuyorum. Olayın sağlık boyutuna gelince; bu konuda çok ciddi bilgi kirliliği var.

Şekerleri kısaca gıdalarda doğal olarak bulunan ve tatlı tadı veren glikoz, fruktoz ve sakkaroz benzeri maddeler olarak tanımlıyoruz. Türkiye’de ticari ölçekte üretilmekte olan şekerler, şeker pancarından elde edilen “çay şekeri” sakkaroz ile mısırdan elde edilen “mısır şekeri” fruktoz-glikoz karışımları. Sakkaroz yani çay şekeri, vücuda alındıktan sonra midenin asitli ortamında ve bağırsaklarda inversiyona uğrayarak yarı yarıya glikoz ve fruktoza dönüşür. Nişasta bazlı şeker (NŞB) ise mısırda bulunan nişastanın işlenmesiyle elde edilen fruktoz içeren şekerler olarak tanımlanıyor. Mısırdan üretildiği için “mısır şekeri” ya da “mısır şurubu” olarak da adlandırılıyor. Gerek pancar şekerinin (çay şekeri), gerek mısır şekerinin 1 gramı vücuda 4 kilokalori enerji veriyor. Sonuçta mısır şekeri hem karışım hem de kalori olarak pancar şekeri ya da sanayi şekerine benziyor.

 Madem öyle, neden nişasta bazlı şeker ile ilgili tartışma var?

Aralarındaki önemli fark şu; mısır şekerinin içindeki fruktoz daha yüksek. Fruktoz, çeşitli meyvelerde ve balda doğal olarak bulunan basit bir şekerdir. Özelliği sakkaroza göre yüzde 30 daha tatlı olması ve vücutta emiliminin glikozdan daha yavaş gerçekleşmesidir.

 Nişasta bazlı şekerin, daha doğrusu mısır şurubunun sağlığa zararlı olduğu doğru değil mi?

Yapılan çalışmalar, aşırı fruktoz alımı ile kanda trigliserd artışına neden olduğunu ve NASH adını verdiğimiz non alkolik karaciğer yağlanmasını artırdığını gösteriyor. Pankreas kanseri ile ilişkisi konusunda yayınlar tartışmalı. Ancak özellikle son yıllarda gençlerde büyük artış gösteren NASH yani karaciğer yağlanmasından aşırı şeker tüketimi sorumlu gösteriliyor. Sonuçta sağlık açısından mısır şurubu vitrindeki sorumlu ama mide-bağırsaklarda fruktoz ve glikoza dönüşen pancar şekerinin de sağlık açısından sorumlu olduğunu unutmamak gerek.

 “Pancar şekeri de masum değil” diyorsunuz yani?

Evet, nişasta bazlı şeker zararlı ama pancar şekeri de masum değil. Özellikle genç kuşakta hangi çeşit olursa total şeker alımını sınırlamak gerek.

 "DEPRESYON İLAÇLARI AŞIRI TÜKETİLİYOR"

 Canan Karatay, son günlerde depresyon ilaçlarıyla ilgili açıklamasıyla gündemde. İstanbul Tabip Odası’nın Karatay’a para cezası kesmesine ne diyorsunuz?

Canan Hoca’nın açıklamalarını artık biraz üzüntüyle izliyorum. Depresyonu sadece bağırsaklara ve faydalı-zararlı bakterilere bağlamak, sorunu turşu yiyerek çözmek gibi önerleri de tartışmak istemiyorum! Sorun bu tür talkshow türü yorumlardan çok daha ciddi. Sadece bizim toplum değil, dünyadaki tüm toplumların sorunu. Hekimler arasındaki bu tür tartışmaların yeri medya değil, olmamalı. Bir hipoteziniz varsa, bununla ilgili olarak bir araştırma yaparsınız. Oturup araştırmayı kaleme alırsınız, sonra bu çalışmayı hakemli dergilerden birisine gönderirsiniz. O arada da bir bilimsel kongrede sunmak istersiniz. Oradaki sunumda konunun uzmanları sizi dinler, onayladıkları noktalarda onaylar, akıllarına yatmayan noktalarda da sorularını sorar. Ondan sonra o düzeltmelerini yapar. Yayın, hakemli bir dergide çıkar. Bu artık uluslararası standartlarda yapılmış bir araştırmadır ve herkes bunu uygular.

 Karatay’a temel eleştiriniz, araştırma bulgularını önünüze koymadan konuşması mı?

Evet, somut kanıtlar olmadan konuşmamalı.

Siz Karatay’ın şeker yükleme testine karşı çıkmasını da eleştiriyorsunuz değil mi?

“Şeker yükleme testini yaptıranların çocukları şeker hastası olur, kalbi delik olur” diyorsanız, bunu kanıtlamanız lazım. Tıpta gelişigüzel konuşma hakkınız yok. İnsan hayatıyla ilişkili olarak karar veren ve daha sonra hesap sorulmayan mesleklerden biri hâkimlik, diğeri de hekimlik. Bir hasta, gelip sizi bir otorite olarak aldığı zaman, ağzınızdan çıkacak her kelimeyi izler. Söylediğiniz bir kelimeye takılır, sabaha kadar uyumaz. Canan Hoca’nın, glikoz tolerans testi yapılmış annelerin çocuklarının verilen glikoza bağlı olarak diyabet olduğuna dair kendi klinik araştırmasını ya da literatüre ilişkin araştırmasını bekliyorum. Baktım ama bulamadım.

 Ama Karatay depresyon ilaçlarının aşırı yaygınlaşmasını eleştirmekte haklı değil mi?

Depresyon ilaç tüketiminin aşırı olduğuna katılıyorum. Bunun temel nedeni, gelişen teknolojinin insanlara getirdiği yeni hayat modeli. İnsanlar artık çok daha uzun saatler çalışıyor, daha uzun süre kapalı ortamlarda kalıyor, daha hareketsiz ve daha stresli. Mesaj-mail trafiği de düşük yoğunluklu stresi tüm güne yaydı. İnsanlar artık sürekli çalışan, sürekli izlenen ve sürekli uyarı ve emirlerle sürekli yönetilen modern köleler haline geldi ve tüm toplumlarda depresyon patladı. İlaç kullanımı da arttı. Ancak bu durum tek başına bu kadar aşırı ilaç kullanımını izah etmez. Sorunu psikoterapik rehabilitasyonlarla çözümlenebilecek birçok insan hemen ilaca yönlendiriliyor. Aşırı miktarda gereksiz, indikasyonsuz ilaç tüketimi var. Bu ilaçlar duyguları etkileyen ilaçlar, stres ve üzüntüleri azaltırken sevinç ve mutlulukları da buduyor. Çalışma koşullarının biraz daha düzeltilmesi, işyerlerinde çalışana psikolojik danışmanlık sağlanması gibi önlemler, sorunların çözümünde çok önemli rol oynayabilir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim