• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul : 16 °C
  • Ankara : -2 °C
  • İzmir : 16 °C

Ruh Sağlığını Bozan İstanbul Mu?

Ruh Sağlığını Bozan İstanbul  Mu?
“Kentte yaşamanın getirdiği sıkıntılar, ruh ve beden sağlığına verdiği ya da verebileceği zararlar…”

 Kentte yaşamanın getirdiği sıkıntılar, ruh ve beden sağlığına verdiği ya da verebileceği zararları burada tekrarlamayacağım. Kent yaşamıyla ilgili hepimizin neredeyse klişeleşmiş düşünceleri, derin saptamaları var. 

İstanbul’dan usananların listelerinin başında, trafik gelmekle birlikte, bu daha ziyade bir yerden bir yere gitmenin uzun sürmesi (ve yolda küçük ama çok sayıda) tehlike atlatmak geliyor. Can güvenliği, işsizlik ya da hayat pahalılığı gibi nedenler daha arka sıralarda (bu daha az önemli anlamına gelmese de, hayatı tehdit edenden ziyade tadını kaçıran sebeplerin önde olması üzerine düşünmek lazım).

Yaşayanların da, ziyaretçilerinin de sevdikleri kadar şikayet edecek çok şey bulabildiği büyük-büyük kentlerden birisi olan İstanbul’da,  kentten usananların hayallerini kurcaladığınızda karşınıza neler çıkıyor? Dağ başında bir kulübede, ya da ıssız bir koya demirlemiş köhne bir teknede yaşamak benim dar çevremde en çok duyduklarım oldu.  Çemberi biraz daha genişlettiğimde, memlekete dönmek, başka ülkelere göçmek, sonuçta ne olursa olsun buradan gitmek İstanbul’dan yakınan, usananların çıkış yolu olarak gördükleri.  Ben 24 senedir  İstanbul'da  yaşıyorum. Bu hayallerini gerçekleştirenlerin bir süre sonra kendilerine göre sebeplerle geri döndüklerini gözlemliyorum, bir türlü ayrılamadığımız bir durum var İstanbul'da.

                Birçok insan İstanbul'daki  yaşamın ruh sağlığını bozucu etkilerinin yanı sıra, düzenleyici, geliştirici yanlarını da görüyor ki, terk edemiyor burayı. Varsayımım bu.New York ve Londra şehirlerinin de ruh sağlığı üzerindeki kötü etkileri konuşuluyor, fakat bu şehirlerin hayatı kolaylaştırarak veya zorlaştırarak ruh sağlığımız üzerinde yaptıkları etkileri görebilmemiz mümkün müdür?

Sağlık bakanlığının Hacettepe Tıp Fakültesiyle birlikte düzenlediği bir ankette, kentte yaşayanların kırsal kesimde yaşayanlara göre daha çok ruhsal bozukluklar gösterdiği saptanmış. Düzen bozucu ve başkalarına zarar veren davranışların yanı sıra içe dönük olan; depresyon, kaygı bozukluğu, kendine zarar verme gibi davranışlar da kaydedilmiş. 1996’ da yapılan çalışmaya göre doğu ile batı kesimleri arasında bir  fark mevcut. Batıda bulunan büyük bir kent ile doğudaki büyük kent arasında birçok farklılık mevcut. Batıda bulunan büyük bir kentte yaşayanlar daha fazla ruh sağlığı problemi bildiriyorlar. Dikkat, bu başvuru oranı değil, dolayısıyla hizmetin varlığından bağımsız.

                Ruhsal sorunlar çocuk ve gençlerde yüzde 11’ lere ulaşıyor.  2-3 yaş grubunda görülen problemlerde ise hizmet varolsa bile ruh sağlığı problemi bildiren yok; oran neredeyse “sıfır”; oysa sadece otizm binde 5.  Bağdat Caddesi,  Kadıköy  civarında arkadaşlarımla bir saha çalışması düzenledik ve insanları teşvik etmek için ruh sağlığında bir sorun olduğu düşünülen katılımcı çocuğun  ücretsiz hizmet sağlayıcısı doktorunun bizzat ben olacağımı belirttim.  Birçok insana taramalar yaptık; sorunları saptadık. Fakat kimse gelip de bu hizmetten yararlanmadı. Her ne kadar kentlerde ruh sağlığı çalışmalarına daha çok yer verilse de, hizmetin varlığı, kullanılmadığında bir yarar ya da anlam gösteremiyor. Bu eksiklik özellikle de çocukların ruh sağlığı alanında, hizmet sunulsa da yeterince ya da uygun kullanılmadığında kendini belli ediyor. Küçük kentlerde çalışan arkadaşlarımız ise, bunu daha az gözlemliyor.

Erişkinlere “son 12 ay içinde herhangi bir ruhsal rahatsızlık geçirdiniz mi?” sorusu sorulduğunda yüzde 17 ‘si en az bir rahatsızlık geçirdiğini söylüyor ve bu rakam kadınlarda ikiye katlanıyor.

Depresyon gibi tanılara birçok ayrı bölgede rastlanmaktadır. Kızlarda depresyon erkeklere oranla 2,3 kat daha sık görülmekte ve 14-15 yaşları depresyon için kritik sayılmaktadır. Depresyonda görülen bu artış hem kent hem de kırsal kesimi etkilemektedir. İstanbul’da olmak, ergenliğe yeni girmiş bir kız çocuğu iseniz, nerede olursanız olun, tırmanıyor. Buna yardım ve destek, ise nerede ve hangi toplumsal kesimde olduğunuza göre fark edebilir.

Stresli  olayların sayısı arttıkça depresyonun görülme sıklığı artar, kent yaşamı kasaba yaşamına göre daha stresli (daha fazla stres verici olay gerçekleşiyor) olduğundan bireylerde depresyon eğilimini arttırmaktadır. Bu bulgu “kent yaşamı hasta eder” tezini destekliyor. Fakat kentte yaşayan herkes olaylardan aynı şekilde etkilenmiyor.

Genler olayların insanlar üzerinde etkisinde çok büyük rol oynar. Bazı genleri taşıyan insanlar stresten çok fazla etkilenmezken örneğin taşıyıcısı geninin “kısa” çeşidini taşıyan bireyler, stresle karşılaştıklarında depresyona daha yatkın oluyorlar. Bu yüzden kimileri için kent yaşamı bir kabus olurken kimileri için de birçok fırsat sunan ve hizmet çeşitliliği veren bir ortam olarak tanımlanmakta. Nasıl bir genetik mirasınız olduğu, stresin sizin için anlamını değiştirebiliyor.

Kent yaşamında en çok karşılaşılan şikayetler; eski komşulukların olmayışı, bakkal amcaların yerini süper marketlerin alması gibi örneklerle anlatılan eskiden olan dayanışma ve sosyal desteğin zayıflaması. Küçük kentlerde bu desteği gözlemlemek hâlâ çok kolaydır. Herkes kendini diğerleri adına sorumlu hisseder. Bu birçok durumda, başkasına karışma, başkasının davranışlarına müdahale sonucunu da doğurur.  Bu durumda, gençlerin bilhassa genç kızların kasabadan ayrılması, (çevre baskısına dönüşmüş olan sosyal destekten kurtulup) özgürlüklerine kavuşmaları anlamına gelmektedir.

Gen tipi ve (az önce belirttiğim sakıncalara rağmen) sosyal destek varlığı depresyon gibi ruhsal problemleri etkileyen en önemli iki unsur. Eğer bu iki öğe de sizi depresyona meyilli yapıyorsa, örneğin genetik olarak stresten etkilenmeye yatkın, tek başınıza yaşayan ve kapınızı kimsenin çalmadığı 75 yaşında bir bireyseniz kent yaşamında depresyona girmeniz neredeyse kaçınılmaz.  Ama, genetik yapınız sizi depresyona (tekrarlanan strese dayanıksız) yatkın bir birey yapmıyorsa, kapınızı kimse çalmadan televizyon karşısında depresyonsuz bir hayat sürdürebilirsiniz.

Her birimiz  farklı bireyleriz. İçinde yaşadığımız koşullar kimimiz için rahatsız edici olurken,  kimimiz için  güzel, eğlenceli, ifade olanağı bulunan ortam olarak değerlendirilebilir. Bilimsel çalışmalar, araştırma sorusuna cevabın araştırıldığı grubun çoğunluğu için geçerli olan yanıtı öne çıkartır.  Bu anlamda, “İstanbul ruh sağlığını bozar mı?” konusuna tekrar gelirsek, evet, İstanbul’daki ruh sağlığı bozukluğu Kütahya’dan da Nazilli’den de daha yüksek. Ama ruh sağlığımızı sadece, hatta en çok, İstanbul bozmuyor.

  Yazan: Prof. Dr.  Yankı Yazgan

(Marmara Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bilim Dalı)

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim