• BIST 92.227
  • Altın 213,577
  • Dolar 5,3320
  • Euro 6,0605
  • İstanbul : 6 °C
  • Ankara : 6 °C
  • İzmir : 9 °C

Sağlık Hukuku Konusunda Verilen Kararların Değerlendirilmesi

Sağlık Hukuku Konusunda Verilen Kararların Değerlendirilmesi
YARGITAY’IN SAĞLIK HUKUKU İLE İLGİLİ OLARAK VERDİĞİ BAZI YENİ TARİHLİ KARARLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

 

1 – Bir Annenin 28 Haftalık Çocuğunu Düşürmesi – Çocuk Düşürme Suçu

Yargıtay verdiği yeni tarihli bir kararında, çocuk düşürme suçunu işlediği iddia olunan bir anne hakkında dava açmayan savcılığın kararını onaylayan Ağır Ceza Mahkemesi kararını bozarak, kuşkuların ciddi olduğunu ve bunun araştırılması için ceza davası açılarak, eğer iddia doğru ise çocuğunu bilerek düşüren annenin TCK.nun 100. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğine karar vermiştir (Bkz. Yargıtay 8.CD. 05.04.2011., E:2010/14557, K:2011/2772). Bu karara konu olayda, şikayetçi koca ile evli anne 28 haftalık evli iken, sağlık kontrollerine gitmemiş ve bundan kuşkulanan hamilelik takibini yapan… Aile Sağlık Merkezi ebesinin telefonla araması üzerine, ebeye 19.09.2009 tarihinde evde düşük yaptığını söylemiştir. Kocanın durumdan şüphelenip şikayetçi olması üzerine, alınan ifadesinde …. Devlet Hastanesinde düşük yaptığı ve çocuğu aldıkları şeklinde çelişkili beyanlarda bulunmuştur. Suçlanan annenin çelişkili ifadesi ve yapılan araştırma sonucunda annenin ilgili hastaneye herhangi bir müracaatının bulunmadığını da dikkate alan  Yargıtay, “bu büyüklükte bir gebeliğin düşükle sonlanıp sonlanamayacağı, erken doğum halinde bebeğin canlı veya ölü olup olmadığı ve delillerin takdir ve münakaşasının mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği”nin gözetilerek, anne hakkında ceza davası açmayan savcılığın kararını onaylayan … Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bozarak, ceza davası açılmasını istemiştir.

 Yargıtay’ın bu kararı yerindedir. Annenin tıbbi bir zorunluluk olmadan, 28 haftadır hamile iken ve bir suç nedeniyle hamile kalınması halinde 20 haftaya kadar istek üzerine hamileliliğin sonlandırılmasına imkan veren TCK.nun 99/6. maddesi kapsamında da bulunmaması karşısında, annenin çocuğunu bilerek düşürerek çocuk düşürme suçunu işlediğine ilişkin ciddi delillerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu koşullarda, ceza muhakemesi hukukundaki kamu davasının (iddianame düzenlenmesinin) mecburiliği ilkesi (CMK. m. 170 vd.) karşısında, C. Savcılığının anne hakkında ceza davası açması zorunludur. Mahkeme önündeki davada anne hakkındaki iddia her tür kuşkudan arınmış biçimde ispatlanırsa anne bu suçtan mahkum, aksi takdirde beraat ettirilmelidir.

2) Bir Kimsenin Yaş veya Cinsiyet Kaydının Düzeltilmesi – Hekimlerin Bilirkişiliğinin Bağlayıcılığı

Yargıtay yeni verdiği yeni tarihli başka bir kararında, bir kimsenin 6. 9. 1992 olan doğum tarihinin ay ve günü baki kalmak kaydıyla 1991 olarak düzeltilmesini istediği, yaş tashihi (düzeltilmesi) davasında, bilirkişi sıfatıyla ….. Devlet Hastanesi, 2. 4. 2008 tarihli Sağlık Kurulu raporunda “kemik grafileri ve nasiyeyi haline göre küçük Nesibe’nin 15 yaşın sonunda olduğu”nu belirtmiştir. Buna karşılık, Mahkeme, ilgili kişinin “duruşmada izlenen dış görünümüne göre yaşının 16-17 olabileceğinin müşahade edildiği” gerekçesi çocuğun yaşının büyütülmesine karar vermiştir.  Yargıtay ise, kanımca haklı olarak, her ne kadar bilirkişi raporları hakimleri kesin olarak bağlamamakta ise de, bu konunun bilimsel bir konu olduğu, keyfi karar verilemeyeceği gerekçesiyle, “bilimsel verilere dayanan ve aksi ispatlanamayan heyet raporuna aykırı olarak hüküm kurulması”nı hukuka aykırı bulmuştur (Yargıtay 18. HD. 22.03.2011.,E:2011/1372, K:2011/3797). Konunun teknik bir konu olması nedeniyle, hakim burada bir bilirkişilik kurumundan yararlanmış ve hekimleri bilirkişi olarak atamıştır. Bilirkişi raporlarının mutlak bağlayıcılığı olmamakla ve hakimlerin tüm delilleri değerlendirerek takdir etme hakları bulunmakla birlikte, hukuksal olmayan ve bilime aykırı gerekçeler arkasına sığınılarak, hakim/mahkemeler keyfi kararlar veremezler. Bu nedenle, Yargıtay’ın bu kararını yerinde buluyorum.

 Nitekim Yargıtay yeni tarihli ve yerinde/haklı bulduğum başka birkaç kararında da bu hususun altını önemle çizmiş ve “Hakimin nüfus kayıtlarında düzeltme yaparken, kayıtlar arasında çelişki meydana getirmemeye ve hayatın doğal akışına ters düşecek durumlara yol açmamaya özen göstermesi gerekirken, bu hususa dikkat edilmeksizin nüfus kayıtlarında çelişki yaratacak şekilde hüküm kurulması” ile “02.10.2007 tarihli Sağlık Kurulu raporunda 60 aylık olduğu belirtilen Kadir Laçin'in doğum tarihinin 6 yaşını bitirecek şekilde 20.05.2001 olarak düzeltilmesi”ni de bilime ve hukuka aykırı bularak, yerel mahkeme kararını haklı olarak bozmuştur (Yargıtay 18. HD. 28.02.2011., E:2011/212, K:2011/27459; Yargıtay 18. HD. 17.02.2011., E:2010/13926, K:2011/196).

  Çünkü, bir kimsenin “doğum tarihinin düzeltilmesine ilişkin davalar diğer kayıt düzeltme davaları gibi kamu düzeni ile yakından ilgili bulunduğundan, hakim istemle bağlı kalmayarak kendiliğinden de yapacağı araştırma ile elde edeceği bulgulara göre ve diğer kayıtlarla çelişki meydana getirmeyecek şekilde karar vermek durumundadır (Yargıtay 18. HD. 30.11.2010., E:2010/11242, K:2010/15320).

 Hatta bazı davalarda hekimlerin veya sağlık kuruluşlarının bilirkişi olarak görevlendirilip bilimsel incelemelere dayalı raporları alınmadan, sadece tarafların beyanlarına dayalı olarak, iki farklı vücut görünümlü kardeşin ikiz olduğuna karar verilmesi, ilgili küçüğün ebeveyninin davaya katılımı sağlanmadan veya küçüğün cinsiyetinin kız olduğuna ilişkin Sağlık kurulu raporu alınmadan taraf anlatımları ve görünüşe itibar edilerek, yaş veya cinsiyet kaydı düzeltilmesine karar vermek, tamamen hukuka aykırıdır. Yargıtay’ın son zamanlarda, bu tür yetkin sağlık kuruluşları veya hekimlerden bilirkişi olarak görüş almadan, tamamen keyfi takdirle verilen mahkeme kararlarına müdahale ederek, bu kararları bozması ve hekimlerce bilimsel inceleme yapılarak bunun sonucuna göre karar verilmesi gerektiği yönündeki yeni içtihatları takdirle karşılanmalıdır (Bkz. Yargıtay 18. HD. 25.03.2010., E:2010/748, K:2010/4586. Aynı yönde: Yargıtay 18. HD. 30.11.2010., E:2010/11237, K:2010/15316; Yargıtay 18. HD. 08.02.2010., E:2009/11409 K:2010/1474; Yargıtay 18. HD. 08.06.2010., E:2010/5491, K:2010/8684; Yargıtay 18. HD. 09.02.2010., E:2010/291, K:2010/1761 ve Yargıtay 18. HD. 08.06.2010., E:2010/5491, K:2010/8684).

 Keza Yargıtay, yerel mahkemece, davacının yaşının tespiti için özel bir tıp merkezi tarafından düzenlenen tek hekim raporu ile yetinilip, davanın kabulüne karar verilmesini de usul ve yasaya uygun bulmamakta, tam teşekküllü bir hastane veya yetkin bir hekimin bilirkişi olarak görevlendirilerek, ondan alınacak rapora dayalı karar verilmesi gerektiğinin altını çizmektedir ki (Bkz. Yargıtay 18. HD. 08.03.2010., E:2009/13942, K:2010/3364 ve Yargıtay 18. HD. 15.02.2010., E:2009/10866, K:2010/2139), bu kararları yerinde ve hukuka uygun buluyorum.

 Yazan:Prof. Dr. Yener Ünver (Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı)

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim