• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul : 18 °C
  • Ankara : 18 °C
  • İzmir : 20 °C

Sağlıkta Özelleştirmenin Sonu Geldi Mi?

Süleyman Büyükberber


Sağlıkta aşırı ve hızlı reformun getirdiği aşırı ekonomik yük hizmet olarak halkımıza tam olarak yansımadı. Sağlık sistemini özel sektörün yararına olacak şekilde ciddi ve hızlı gelişen bir pazar olarak sunmanın maliyeti henüz sağlık harcamalarında 10-12 katlık bir artışa neden olmuş durumda. Daha işin başında çok küçük bir yüzde tutan bu özelleşmenin maliyeti bile sınırlarımızı aslında zorluyor.

Bu artan harcamanın halkımıza daha kaliteli bir sağlık hizmeti, sağlık çalışanlarına kısmen daha iyi bir hayat standardı sağladığı söylenebilir ancak bu düzelme harcamadaki 10-12 katlık artış ile kesinlikle korelasyon göstermiyor.

Harcamaların çoğu ne yaptığı tam belli olmayan özel hastane ve merkezlere ait. Pazar öylesine ciddi rant sağlıyor veya sağlayacak ki eski müteahhitler, ilaç depo sahipleri, ticarete yatkın pratisyen hekimler, medikal cihaz ithalatçıları vb konuyla ilgili hemen herkes kendi ölçeğinde özel sağlık tesisleri kuruyorlar.

Apartmanların 1. katları, işhanlarında 3-5 büroluk laboratuarlar mantar gibi bitiyor. Ancak halen bu alanın tam cazip hale gelmemesi nedeniyle dev firmalar ve büyük aileler bekleme durumundalar. Çünkü bu marka isimler yapınca hakkıyla yapmak durumundalar.

Mevcut geri ödeme rakamları ve SGK kurallarıyla bu devler bu alanı henüz karlı bulmuyorlar. Bunların fazla ilaç, fazla medikal malzeme, fazla tetkik ve gereksiz aşırı tedavi vs gibi yolsuzlukları fatura ettirmeleri mümkün değil.

Bence bu özel tesislerin kurulmasıyla ilgili finansman sorunu 8-10 yıldır artan bir ivme ile çözülmüş durumda. Şimdi sıra kurulan tesislerin birer darphane gibi çalıştırılmasında. Ancak bunun önünde bazı engeller var.

1. Sosyal Güvenlik Kurumunun aktif ve objektif denetleme çalışmaları yetersiz bile olsa ciddi bir hakperest, vicdan sahibi, ülkesini seven ve kanıta dayalı tıp bilgisine sahip hekim popülasyonu mevcut. Bu hekimler özelde bile çalışsalar kanıta dayalı tıp kurallarını ve vicdanlarını dinliyorlar. Bu hekimlere lüzumsuz tetkik, ameliyat, girişim, ilaç harcaması yaptırmak imkânsız.

2. Kaliteli ve kariyer sahibi hekimleri bu merkezlere çekmek kamudaki kadar kolay değil. Bu hekimlere 2-3 kat fazla ücret bile cazip gelmiyor. Akademik özgürlük isteği, eğitimsiz patron olgusu ve bilimsel olmayan hastane ortamları bu hekimleri itiyor.

Çünkü 5 yıldızlı otelvari özel hastanelerin güzel görünse bile barındırdığı hekim portföyü ve cihaz altyapısı ile aslında derme çatma olduğunu biz hekimler çok iyi biliyoruz. Çünkü birçok önemli hastalık multidisipliner çalışma ortamı gerektiriyor.

Bir onkologun iyi bir patolog, radyolog, radyasyon onkologu, cerrah ve hatta laboratuar olmadan iyi hasta tedavi etmesi imkansız. Bu saydığım ekibin kanser için özel bir hastaneye toplanması da bu geri ödeme fiyatlarıyla neredeyse imkansız.

3. Kaliteli ve kariyer sahibi hekimler özel hastaneler yerine muayenehane açmayı tercih ediyorlar. Böylece akademik kimlik korunuyor. Ayrıca tam teşekküllü güvenilir kamu hastanesi elinin altında kalıyor ve patron baskısı olmuyor.

Zaten bu açmazı gören Özel sağlık sistemi tröstleri popüler bir ağızla muayenehaneleri tasfiye etmeye çalışıyorlar. Maksat ucuza kaliteli hekim çalıştırmak. Sanki tam gün yasası taslağı da bunu kolaylaştırıyor. Ya üniversitene döneceksin ya da istifa edeceksin.

Ancak istifa etsen muayenehanende kalsan bile SGK ile anlaşması olan özel sağlık kuruluşlarında çalışamazsın. Ben de üniversite hocasının muayenehane açmasını istemiyorum ama gidene de adres göstermek doğru değil.

Böylece üniversitede belli bir ücret cenderesine sıkışan hoca dışarı çıksa bile hem muayenehane hem özel hastane ortamında çalışamasın sadece özel hastanenin insafına razı olsun. Böylece kamudan birazcık daha iyi bir ücrete özel hastanelerde istediğin gibi çalışacak bir hekim kitlesi oluşturulmak istenmektedir.
Ancak bu tutmaz. İnsanın doğasına aykırı.

Dünyanın hiçbir sisteminde gönülsüz iyi bir iş üretilemez. Hastalar kalitesizliğe mahkum olur. Sağlık sistemi hukuka, siyasete, mühendislik bilimlerine benzemez. Tamamen insana bağlıdır, tecrübeye, yakın ilgiye ve günübirlik güncel bilgiye dayanır.

Teknoloji gelişse bile yorumlayacak ve değerlendirecek hep hekimdir. Hekimi iyi ve özverili bir hekim olmaya hiçbir şekilde zorlayamazsınız.

4. Bu tröstlerin ikinci oyunu hekim sayısını aşırı artırarak. ucuza işgücü temin etmek. Böylece kaliteli ve kariyerli hekimlerin ucuza yapmayacağı hekimliği bunlara yaptırmaya çalışmak. Hekim kimliğini yozlaştırmak. Ancak bunun yerli kaynaklardan sağlanamayacağı anlaşıldı.

Hekim sayısını artırarak yurt düzeyinde kaliteli ve uzman hekimi homojen dağıtmak imkânsızdır. İnsanlar iki şey için fedakârlık ederler.1. Hemen sağlanabilecek daha güzel bir maddi ve manevi yaşam için 2. Gelecekte yaşanabilecek daha güzel bir maddi ve manevi yaşam için. Ayrıca şu unutuluyor ki hekimlik mesleğini seçen insanlar tüm dünyada istediği mesleği seçebilecek yetenek ve becerideki insanlardır. Bu insanları diğer meslek grupları gibi çalıştırmak imkânsızdır.

Bunun örnekleri için dünyaya bakmak yeterlidir. ABD?de en çok çalışan ve kazanan meslek grubu hekimlerdir. Kesinlikle siyasetçi ve bürokratlar değil. Bu eski Sovyetler de de böyleydi. Her zaman Polit Büro üyelerinin hemen altındaki grupta yer aldılar. Hekim dert dinleyen özverili insandır.

Gelişen ve zenginleşen dünyada dert dinlemeye, hesap vermeye, sürekli okumaya, gece gündüz fark etmeden çalışmaya tahammülü olan insan kalmamaktadır. Hekimlik ağır iş kapsamındadır. Zaten Tıpta daha zahmetli branşlara olan talebin azalması bunu net olarak ortaya koymaktadır.

5. Özel sağlık sektörüne karşı var olan güven bunalımı. Birincil amacın para olduğu bir kurumda hekim patrona ve kendi vicdanına, hasta ise hekime ve yapılan tetkiklere güven duyamıyor.

Acaba gereksiz bir tedavi mi? Abartılıyor mu? Bunun örneklerini bir kanser doktoru olarak ben her gün yaşıyorum. İkincil görüş alma istekleri hergün katlanarak artıyor. Halkımız bu konuda son derece haklıdır. Bunun örnekleri de yıllarca önce gelişmiş ülkelerde yaşanmış ve halen yaşanmaktadır.

Özel sağlık sistemlerinin geliştiği ülkelerde özel sağlık kurumlarını bizzat parayı ödeyen özel sigorta şirketleri denetliyor. Kamu adına denetimin objektif olması zaten imkansızdır. Bugün ülkemizde sağlığa yapılan harcamanın 10 kat artmasına karşın var olan düzelmenin bu boyutta olmayışının en önemli nedeni budur.

Sağlıkta tek müşteri devlet iken satıcılar hızla özel şirketler olmaktadır. Bu kapitalizmin bir çıkış aramasıdır. Gelişmekte olan ülkelerin sömürülmesinde en önemli harcama kalemi ilaç, tetkik kitleri, ileri teknoloji cihazlarıdır. Ne kadar kullanım yaygınlaştırılırsa kapitalizm o kadar rahatlayacaktır.

Gelişmiş ülkeler artık biyolojik ürünler, küçük moleküllü ilaçlar, biyolojik silahlar ve henüz gün ışığına çıkmamış bilgisayar teknolojilerini, bankacılık ve sigorta sistemlerini ellerinde tutarken, konvansiyonel silah sanayini güvenilir 2. grup ülkelere, güncel bilgisayar teknolojilerini 3. grup ülkelere, otomotiv ve makine sanayini, 4. grup ülkelere, tekstil tarım ve madencilik işlerini, 5. grup ülkelerdeki kendi ekiplerine bağlı sağlam ellere bırakmışlardır.

Türkiye 4. grup ülkeler arasında en geniş pazara sahip gittikçe kapitalistleşen bir ülke durumundadır. Bugün dünya ilaç harcaması sıralamasında 13. (bence 10 .veya 11.) olmamızı bu tezi doğrulamaktadır.
Zaten tıbbi cihaz çöplüğü olmamızda bunun göstergesidir. Bu 13. sıraya 5 yıl içinde sıçramamız da ilginçtir.

6. Özel hizmet pahalıdır. Dünyanın her yerinde özel hizmet pahalıdır. Çünkü basit güzelleştirmeler, otelcilik hizmetleri ve insan ilişkilerinde medeni bir düzey tutturmakla satılan hizmet 3 kat pahalı verilmektedir.

Ülkemizde Medulla sisteminin verilerine bakılacak olursa tiroidektomi, appendektomi, prostatektomi, kolesistektomi gibi basit operasyonlardaki hizmet payının özel hastaneler lehine hızla arttığını ve nüfus artış hızımızla hiç korelasyon göstermeyecek şekilde son 5-6 yıla yığıldığını görmekteyiz. Keza yapılan tetkik sayılarında da çok hızlı ve mantıklı olmayan bir artış görülmektedir. Elektif işlemler için yapılan bu harcamaların artış hızı iyi niyet olmadığını net olarak göstermektedir.

Özel sektörden ihtiyaçlara göre planlamış kaliteli ve özverili bir hizmet beklemek ticaret yasalarına aykırıdır. Karlı ve basit alanlar özel sektöre kaydırılırken ihtiyaç bulunan fakat zor ve karsız alanları kamunun sırtına daha pahalıya yüklemek sadece özel sektöre hizmettir.

Özel sektör, kanser, kronik hastalıklar, acil bakım, geriatri, diş gibi karsız alanlara yatırım yapmamaktadır. Sağlıkta kalitenin harcamalara paralel artırılabilmesinin yolu kesinlikle özelleştirilme olamaz. Aslında halkımızın böyle bir talebi de yoktur. Bu da halen kaliteli sağlık hizmeti veren üniversitelerdeki yığılmayla görülmektedir.

Halk güvenilir ve kolay ulaşılabilir hizmet beklemektedir. Ve özel hastanelerin kalitesi ve güvenirliği mevcut gidişat ile hep sorgulanmaya devam edecektir.

Kapitalizmin oyunu ile İsveç?te bile sağlık hizmetlerinin sadece kamu tarafından verileceğine dair yasa kaldırılmıştır. Almanya?da halkın karşı oyuna rağmen hastanelerin %30?u özelleştirildi. Danimarka?da son 10 yılda özel hastanelerin sayısı 10 kat arttı. Dünyada birçok ülkede sağlıkta özelleştirme halka sorulmadan sessizce yapıldı.

Çünkü halk kendi cebinden para çıkmadıkça bunu sorgulamıyor. Ancak verilen hizmetle korele olmayan sağlık harcamalarındaki bu artış aslında halkın cebinden buharlaşıyor. Sağlık sisteminde özelleşmenin sonunu görmek isteyen ABD?e bakmalıdır.

Dünyada sağlık sistemi tamamen özelleşmiş tek ülke ABD?dir. Dünyadaki tüm sağlık harcamalarının %40?ını tek başına 300 milyonluk nüfusu için yapmaktadır. Üstelik nüfusun %18?inin sağlık sigortası olmadığı için bu harcamanın çok az bir kısmı bu %18?e kısıtlı sağlık hizmeti olarak harcanmaktadır.

ABD?de sağlığın özelleştirilmesi, müşteri ile satıcının aynı olmaması prensibiyle devreye sokulmuştu. Plana göre böylece harcamalarda israf önlenecek, maliyet düşecek, verim artacaktı ancak gelinen noktada bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Şimdi kapitalizm kendine bizim gibi ülkelerde çıkış yolu arıyor.

Yani aslında sağlıktaki pek çok değişimde de olayların arkasında kapitalizmin düştüğü global kriz var.

Yaptığım bilirkişiliklere dayanarak diyebilirim ki ülkemizdeki mevcut gidişatıyla Sağlıkta özelleştirme sonu kötü bitecek bir macera gibi gözükmektedir.

Yeni yerli güç odakları oluşuyor olmasında bir sakınca görmesem bile neticede asıl kazanan kapitalizmin büyük oyuncuları olacaktır.

Ancak bu küçük kazanımlar bile kapitalizmin eli kanlı çöküşünü durduramayacaktır. Acilen her konuda olduğu gibi milli bir sağlık politikasına ihtiyacımız vardır. Bu konuda iyi niyetli olmak yeterli değildir. Devlet masa başı denetlemelerle özel sağlık sektörünü kontrol edemez.

Denetleyeni denetleyecek ve sonuçta ihmali ve eksiği görüleni tamamen sistemin dışına atacak aktif ve dinamik bir denetleme sistemi şarttır.
(BU YAZI SAĞLIĞINSESİ GAZETESİ' nin MAYIS 2009 SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR.)

 

Bu yazı toplam 7292 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim