• BIST 109.330
  • Altın 156,133
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul : 16 °C
  • Ankara : -3 °C
  • İzmir : 14 °C

Tıbbi Onkoloji Kongresinin Ardından…

Tıbbi Onkoloji Kongresinin Ardından…
Anadolu Tıbbi Onkoloji Derneği(ATOD) tarafından düzenlenen ‘6. Ulusal Tıbbi Onkoloji Kongresi’ 24-28 Eylül 2009, tarihlerinde Su Sesi Hotel Antalya’da yapıldı.

400 civarında katılımın gerçekleştiği kongrede ulusal sorunlar, kanser tedavisinde uygulamada yaşanılan sorunlar ve kanıta dayalı tıp zemininde kemoterapi rasyonelleri, kemoterapötikler ve farmakoekonomi konuları masaya yatırıldı.


Dernek Başkanı Prof. Dr. Süleyman Büyükberber “Kongre programımızda klasik bilgilerin ve çalışmaların özetinden ziyade klinisyen olarak hepimizin zorlandığı konularda var olan birikimlerin özetlenmesi, laboratuardan kliniğe yansıyan gelişmeler ve bunların pratik uygulamaları, kanserle ilgili diğer branşlardaki bizi ilgilendiren gelişmeler ele alındı ” dedi.
Salonların kongre boyunca hep dolu olduğu toplantı, konferanslardan konuşulanlardan birkaç alıntı:

Kolon Kanseri Genetiği:
Prof.Dr Hakan Akbulut
(Ankara üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji BD )

Kolorektal kanseri patognezinde rol oynayan başlıca genler APC, KRAS, p53 ve DNA tamir genleridir. Beşinci kromozom uzun koluna yerleşen APC geni bir tümör baskılayıcı gendir.
APC geni özellikle,Wnt tümör yolağındaki hücre döngüsünü uyaran genlerin transkripsiyonunda önemli rol oynayan beta-catenin’ i bağlayarak kontrolsüz hücre çoğalmasını engeller.

APC geninde fonksiyon kaybı kolon mukozasında kontrolsüz hücre proliferasyonu ile sonuçlanır.
Kolondaki adenomların yüzde 60’ ından fazlasında bu gende mutasyon olması özellikle kolorektal karsinogenezinde erken aşamasında bu genin kaybının rol oynadığını göstermektedir.

Genin özellikle beta-catenin bağlama bölgesindeki mutasyonlar kolon kanserinde kötü prognoz işareti olmakla birlikte APC mutasyonlarının rutin hasta takibinde yararı konusunda yeterli bilgi birikimi mevcut değildir.

 


SERVİSK KANSERİ
Op.Dr. Nejat Özgül

 (Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanlığı)

“Seksüel aktif olan kadınların aşılanması hasta ile doktorun birlikte vermesi gereken bir karardır. Öncelik organize tarama yapılamayan gruplara verilmelidir.
Ebeveynlerle ilgili bilgilendirmelerde görev; KETEM, sağlık ocağı aile hekimleri ile pediatristlere düşmektedir.
Erkek çocukların aşılanmasının gerekip gerekmediği tartışılmalıdır.
Erkek çocukların da aşılanması sadece kızların aşılanmasına göre servikal kanser insidansını azalmasına ek bir katkı yapmamaktadır.
Aşının uygulanmasında toplum geleneklerinin nasıl aşılacağı ilgili kurumlarca tekrar tartışılmalıdır. “

Hedefe Yönelik Ajanlar Toksik Değil Mi?
Doç.Dr. Abdullah Büyükçelik

(Özel Acıbadem Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniği)

“Gün geçtikçe daha çok hastaya kanser tanısı konuluyor ve bu hastaların yaşam süreleri uzuyor . Bu nedenle hedefe yönelik tedavi alan kanserli hasta sayısında önemli bir artış olacaktır.
Bu bağlamda hedefe yönelik tedavilerin toksisitelerini bilmek ve diğer ilaçlarla olan etkileşimlerini anlamak gittikçe daha önemli hale gelmektedir.”

Radyolog Ve Onkolog Arasında Neden İletişim Güçlü Olmalıdır?
Prof.Dr. Sedat Işık

(Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı)

”Kanserli hastanın tanımlanması, değerlendirilmesi, sağaltımı ve izlenmesi ; onkolog ilgili diğer klinik uzmanlar (cerrah, nefrolog, kardiyolog vb) radyasyon onkoloğu radyolog, immünolog, psikiyatrist, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, hemşire, teknisyen v.d görevlilerden oluşan bir takım çalışmasıdır.
Hasta bu takımın merkezinde yer alır.Takımda bulunan görevliler için yalnızca bir amaç, görevlerinin gereği olarak yapmak zorunda oldukları bir iş değildir.
Doğrudan takımın öğesidir.
Sorunun tanımlanmasından, çözümüne ve izlenmesine dek her aşamada aynı zamanda bir çözüm ortağıdır. Takımın her görevlisi ile eşit konum ve sorumlulukta bulunmaktadır.
Takımda yer alan tüm görevliler, kendi uzmanlık alanlarının sağladığı yetkiyi kullanırken kişisel olarak sorumluluklarının olduğunu; karar ve eylemlerinden tümüyle ve kişisel olarak sorumluluklarının olduğunu unutmamalıdırlar.


Bu sorumluluklar tıp etiği ve genel hukuk kurallarına, göre asla devredilemez sorumluluklardır.
Radyolog da bu görevlilerden biridir.


Ancak radyolojik tanı yöntemlerindeki baş döndürücü gelişmeler, diğer yandan girişimsel radyolojinin tümör tanısı ve sağaltımı, hastanın yaşam niteliğinin korunması ve yükseltilmesi doğrultusunda, giderek artan etkinlikleri, radyologun yükümlülüklerini arttırdığı gibi sorumluluklarını da ağırlaştırmaktadır.”

Nüks Over Kanserinde Yeni Tedavi Yaklaşımları
Doç. Dr. Aziz Karaoğlu

 (Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi )

”Over kanserleri kadınlarda görülen tüm kanserlerin yüzde 3’ünü, jinekolojik kanserlerin yüzde
25’ ini oluşturmaktadır. Tanı ve tedavideki tüm gelişmelere rağmen over kanserleri, jinekolojik kanserlerin neden olduğu ölümler içinde halen birinci sıradadır.

Bunun en önemli nedeni tanı anında olguların yüzde 75’ inin ileri evrede olmasıdır.
İleri evre over kanserli olguların büyük bir kısmında başlangıç tedavilerine tam klinik cevap elde edilmesine karşın, olguların yüzde 80’ inden fazlasında hastalığın yinelemesi kaçınılmazdır.
Maalesef günümüzdeki tedavi modaliteleri ile yineleyen over kanserlerinde şifa sağlama şansı yoktur.
Yineleyen olgularda ortanca sağ kalım 2 yıl kadardır. Klinik over nükslerinde uygulanacak kemoterapiye yanıtı öngörmede kullanılabilecek pek çok faktör tanımlanmıştır.
Bu faktörler içinde tedavi seçimini etkileyen en önemli faktör platin içeren kemoterapi sonrası geçen süredir.
Daha önce uygulanan platinli tedaviye cevaplı ve tedavi bitiminden 6 ay sonra nüks eden olgular
“ platin-duyarlı nüks” olarak ve platinli tedaviye cevapsız veya primer tedavi bitiminden sonraki 6 ay içinde olan nüksler ise “platin-dirençli nüks” olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye’de Devletin Kansere Bakış Açısı
Prof.Dr.Murat Tuncer
(Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkan Vekili)

”Dünya sağlık örgütü verilerine göre 2000-2007 arasında kanserden ölen kişi sayısı, yaklaşık yüzde 32 oranında artarak 2007 yılında 7.9 milyon kişiye çıktı.
Aynı rapora göre 2007 yılında dünyada bütün ölümlerin yaklaşık yüzde 13’ ü kanserden kaynaklanmıştır.
2007 WHO mortalite tahminine göre, kanser türleri itibariyle bakıldığında;
akciğer,mide, kolon, karaciğer ve meme kanserlerinin sırasıyla en fazla ölüme neden olan kanserler olduğu görülmektedir.
2007 yılında yaşanan 7.9 milyon ölümün yüzde 70’ i dünya nüfusunun yüzde 80’ ının yaşadığı gelişmekte olan ülkelerde olduğu tahmin edilmektedir.
Aynı dönemde yeni vaka sayısı 12 milyonun biraz üzerine çıkarken kanserle yaşayan vaka sayısı ise 25 milyon civarında öngörülmektedir.
Türkiye’de kanserli hasta sayısı her geçen yıl artmaktadır. Türkiye’de kaba kanser insidansı 8 il verilerinden hareketle, 2004 sonu itibariyle yüzbinde 167 olarak hesaplanmıştır.
Ülkemizde her sene yaklaşık 12-130 bin arasında yeni kanser olgusu tesbit ediliyor.

Türkiye’de yaygın olarak görülen kanser türleri;
Erkeklerde dünyada ilk üç sırada akciğer, prostat ve mide kanserleri sıralanırken Türkiye’de bu sıralama akciğer, prostat ve mesane kanserleridir.

Kadınlarda dünyada ilk üç kanser türü; meme, kolon ve akciğer kanseriyken Türkiye’de sıralama meme, troit ve akciğer kanseri şeklindedir. Bu veriler çerçevesinde Türkiye için bir prevelans tahmini yapıldığında, kanserli hasta olarak teşhis edilmiş halen yaşamını bu teşhisle sürdüren toplam nüfus 350-400 bin kişi arasında tahmin edilmektedir.

Kanser insidanslarının artması, morbidite ve mortalite hızlarının yüksek seyretmesi ve kanserin ölüm nedenleri arasında birçok ülkede ikinci sıraya yükselmesiyle, kanser özellikle sağlık politikaları ve kaynak tahsis programlarında öncelikli alanların içinde yer almaktadır.

Kanser kontrolünün ülkemizde daha organize yapılması için ulusal kanser kontrol programının yapılması öncelik arz ediyordu.
Programın en önemli başlıkları şunlardır:
Kanser kayıtları
Kanserin önlenmesi
Kanser taramalar
Kanser tedavileri
Palyatif bakım
Ulusal kanser kontrol programı ülkemizde kanser kontrolü için önemli bir adımdır. Bu programın başarıya ulaşması ileriki yıllarda ülkemiz insanının hem hayat kalitesini arttıracak hemde sağlık harcamalarında önemli bir azalma yaratacaktır.

 

 

SORUNLARIMIZ BEKLENTİLERİMİZ
Prof. Dr. Süleyman BÜyükberber
(Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji BD Başkanı)
(Anadolu Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı )

Tıbbi Onkolojinin Önemli Sorunları
Tıbbi Onkolog yetersizliği?
Tıbbi Onkolog dağılımındaki dengesizlik
Anadolu Üniversitelerinin Öğretim Üyesi Sorunu
Anadolu Üniversitelerinin Fellow sorunu
Üniversite aleyhine ücret dengesizliği
Mecburi hizmet uygulaması
Kanserin devlet nezdindeki eksik algılanması, yeterince ciddiye alınmaması
Doktorun öne sürüldüğü sağlık sistemi
Yetersiz ve uygunsuz hastaneler
Yetersiz kayıt ve istatistikler
Yardımcı eleman eksikliği
Klinik araştırmaların önündeki engeller
Ulusal veri eksikliği
İlaçlar için yanlış ve kararsız ekonomik tedbirler
Sağlık harcamaları
Sağlıkta özelleştirme

Tıbbi Onkolog yetersizliği?
Gerçekten sayı yetersizdir. Bugün 200 olan sayı optimal kabul ettiğimiz 600’e çıksa bu sayıda Tıbbi Onkologun hizmet vereceği kalitede hastane yoktur. Tek başına onkolog, kanser cerrahisi, radyoloji, patoloji, nükleer tıp, gastroenteroloji, bronkoskopi vs olmadan hastasını kendi şehrinde tutamaz

Tıbbi Onkolog dağılımındaki dengesizlik
Tıbbi Onkologların büyük kısmı 5-6 şehirde toplanmıştır. Bunun nedenleri
Ekip arayışı ve hasta yoğunluğunu tek başına omuzlama güçlüğüdür.
Fakat bunun yanında Özel hastanelerin verdiği yüksek ücretlerde büyük şehre beyin göçünün önemli nedenlerindendir.

Anadolu Üniversitelerinin Öğretim Üyesi Sorunu
Tıbbi Onkolojide kolay doçent olunması bunu tetiklemektedir. Üniversite dışından, hatta özel hastanelerden başvurarak kolayca doçent olma ve doçentlik unvanıyla özel hastaneye kapağı atmak Tıbbi Onkolojide her fellowun veya genç uzmanın rüyası olmuştur. Bu çok tehlikeli bir gidişattır. Doçentlik sadece bir sınavdır. Doçent olmak ve bu unvanı kullanmak için hoca olmak gerekir. Bu işleyişle akademik unvan ticaretidir. Anadolu’da çalışacak enayi (özür dileyerek) bulmak bu nedenle mümkün olmamaktadır.

Anadolu Üniversitelerinin fellow sorunu
Aslında üniversitelerin fellow sorunu demek daha doğru olur. SB Eğitim Hastanelerinde aylık 5-6 bin TL ücret alarak uzman olmak varken ayda 2 bin TL alarak uzman olmak çocuk sahibi olmuş, 35 yaşına gelmiş dahiliye uzmanını tercih yaparken zorlamaktadır. Yan dal uzmanlık öğrencileri daha kaliteli eğitim alabilecekleri üniversiteleri tercih etmekte maddi anlamda çıkmazda kalmaktadır. Aslında bu da Sağlık Bakanlığının üniversiteleri küçültme operasyonlarının bir devamıdır.

Üniversite aleyhine ücret dengesizliği, Performans dengesizliği
Hizmetin ücretlendirilmesinde çifte standart uygulanmaktadır. Performans uygulaması için oluşturulan puantaj sisteminde SB hastaneleri için pek çok hizmetin karşılığı SGK tarafından ödenirken aynı işlemler için SGK, üniversite hastanelerine ödeme yapmamaktadır (kemoterapi hizmetlerinin hemen hepsi).


SGK fatura kesintileri de üniversite hastaneleri için içinden çıkılamayacak kadar komplike hale getirilmiştir. Her hafta, her memurun kafasına göre geri dönen, ödenmeyen faturalar, sürekli değişen, bıktıran ve standardı olmayan geri ödeme kuralları, medya önünde uç örneklerle (180 kez yapılan idrar tetkikleri, 10 kez çekilen MR’lar vs) topluma yutturulan bu üniversite karşıtı söylemler, özel hastaneler için hiç konuşulmamaktadır.

Mecburi hizmet uygulaması
Yan dala mecburi hizmet uygulaması için henüz erkendi. Bu haliyle uygulama iyi planlanmış değildir. Yandalını bitiren yardımcı doçent onkolog bulunmayan üniversitesine ve şehrine geri gönderilmemektedir. Her uzmanlığa ayrı mecburi hizmet, akademisyene mecburi hizmet adil değildir. Bu ülkede hiç mecburi hizmet yapmamış hekimlerle, 3 kez mecburi hizmet yapmış benzer yaşlarda hekimler vardır.

Kanserin devlet nezdindeki eksik algılanması
Ülkemizde adeta yaklaşan fırtınayı görememe ve kansere gripal enfeksiyon muamelesi sözkonusudur. Artan yüksek maliyetlere karşı köklü ve kalıcı tedbirlerden önce kanser ilaçları için günübirlik ekonomik tedbirler alınmaktadır. Açık dile getirilmese de Üniversitelerle adil olmayan Bakanlık hastanesi yarışı (Eğitim Hastaneleri dışındaki) sürdürülmektedir. Aynı şehirdeki üniversite hastanesinde bulunmayan teknoloji devlet hastanesine kurulmaktadır. Devlet hastanelerine hızlı ve alt yapısı olmadan yapılan atıl yatırımlar, kullanılamayan teknoloji ve olmayan tecrübeli hekim ve sonuçta yanlış raporlar her gün denk geldiğimiz rutin hatalar haline gelmiştir.

Kanser hastası hizmetlerinin ücretlendirilmesinde haksızlık had safhadadır. Tüm kemoterapi hizmetleri planlama, toksisite ve etkinlik takibi, kanser bakım ve destek hizmetlerinin 2 saatlik cerrahi operasyon kadar değeri yoktur. Oysa kanser hastasına ayda bir bakılmaz. Kanser hastasının işi hiç bitmez. Kanser hastası her an hizmet bekler. Acile gelerek, telefonla, faksla, yakınıyla hep doktorla temas halindedir.

Doktorun öne sürüldüğü sağlık sistemi
Doktor sistem tarafından sadece hastaya teşhis koyan ve tedaviyi planlayan kişi olmaktan öteye itilmiştir. Yetkisiz ve etkisiz olmasına rağmen devleti temsil noktasına taşınmıştır. Hasta her türlü sorununu doktorla çözmek zorundadır. Doktor bozuk sistemin kendine bulduğu şamar oğlanıdır. Bu anlayış en tepede bile hakimdir. (Başhekim azarlamak, doktor tokatlamak vs). Tababeti zerre kadar ilgilendirmeyen her şeyin muhatabı doktordur (işletme sorunları, geri ödeme, fatura, arşiv, istatistik, hastane alt yapısı, güvenliği, personeli, konforu, ilaç ve medikal malzemesi vs)


Dünyanın hiç bir ülkesinde bu uygulamanın eşi ve benzeri yoktur. Hastalıkla ilgili herşey doktorla ilişkilendirildiğinden “onkoloji hastalarında bir müddet sonra iyileşmeyen hastalığın müsebbibi de doktor haline getirilmekte ve bu doktora şiddete dönüşebilmektedir” Bunda toplumun genel ahlaki çöküşü ve medya da olumsuz rol oynamaktadır. Profesyonel hastane yöneticiliği eğitimi büyük üniversitelerin çatısı altına sokulmalı ve zeki başarılı öğrencilerin tercih edeceği cazip bir işletme branşı haline getirilmelidir. Kuralları ve yetki karmaşası çözülerek bir an önce hekimler bu haksız yükten kurtarılmalıdır.

Yetersiz ve uygunsuz hastaneler
Gerek üniversiteler ve gerekse SB hastanelerinde kanser hastasına bakış peşin hükümlüdür. Hasta bir kez kanser tanısı aldı mı bu hastanın sağkalımı her zaman sorgulanır. Kanser hastasına normal her insana yapılması gereken basit girişimler bile yapılırken sağkalımı buna değer mi? Diye konsulte edilir. Acil hekimlerinin ve onkologların en çok korktuğu şey olmayan yataktır. Hala her hastanede en çok ihtiyacı olduğu halde en az yatağı olan klinikler Onkoloji Klinikleridir. Kanseri yaşamadan veya en azından onkolog olmadan anlamak mümkün değildir. Bir gün herkes kanser hastasının ve doktorunun çektiklerini daha iyi anlayacaktır.
Bugün hala Tıbbi Onkoloji İç Hastalıkları Anabilim Dalının küçük bir Bilim Dalı olarak görülmektedir. Oysa pratikte 4 ana branştan bile daha fazla hasta potansiyeline, tıbbi gelişmeye sahiptir.


Hastanelerimizin büyük çoğunluğunda koğuş sistemi ve ortak tuvalet sistemi henüz devam etmektedir. Klimasız odalar standarttır. Zaten ülkemizde hasta ziyaret adabının gelişmemiş olmasından kalabalık hastaneler ve koğuş sistemi sorumludur.
Bilindiği gibi ülkemizdeki en pahalı ve gösterişli binalar hastaneler yada okullar değildir. Tüm geri kalmış ve kapitalizmin oyuncağı olmuş ülkelerde olduğu gibi Banka binaları, Bakanlık binaları ve askeri binalardır.
Ülkemizde hastaları tetkike götürmek, getirmek, tuvalete götürüp getirmek, yemeğini yedirmek ve temizliğini yapmak, kan vs gibi numuneleri taşımak, sonuçlarını toplamak, hasta için donör bulmak hasta yakınının görevleri arasındadır. Kültürümüzde bile vardır. Hepimiz hastane günleri için hayırlı evlat isteriz

Yetersiz kayıt ve istatistikler
Doktora dayanmış yetersiz sağlık sisteminin bir sonucudur. Doktorun istatistik ve sistem için kayıt formları doldurmak gibi bir görevi olamaz. Bu tıbbi sekreteryanın işidir ve ülkemizde yok gibidir.

Yardımcı eleman eksikliği
Kamu hastanelerinde temizliği, yemeği ve güvenliği özelleştirmemize rağmen doktorluğu, hemşireliği, hasta bakıcılığı ve sekreteryayı özelleştiremedik. Zaten bunlarda özelleşse özel hastane olacaklar ve maliyetler katlanarak artarken yaptıkları işlerin zorluk derecesi azalacak. Demek ki asıl olan bunlar ve bunlar da yetersiz.
Bugün hemen her bürokratın kapısında sekreteri, çaycısı, temizlikçisi, hatta şoförü ve makam aracı var ve bunların hemen hepsi sadece mevzuat üretiyorlar. Hangi uzman hekimin hatta profesörün, işlerini düzene koyan kendine ait bir sekreteri, masasını her gün temizleyen bir temizlikçisi mevcuttur.

Klinik araştırmaların önündeki engeller
Aslında ilaç çalışmalarında yegâne sponsorun ilaç firmaları olması en büyük etik sorundur. Sponsor bulunamayacak çalışmalar için SGK’nın sponsor olmasının önündeki yasal engellerin kaldırılamayışı ulusal ilaç çalışmalarımızın önündeki en önemli problemdir. İlaç endüstrisi sonuçları aleyhlerine olabilecek ilaç çalışmalarına doğal olarak katkıda bulunmaz. Bunun çözümü zaten her masrafı SGK tarafından ödenen ilaçların etik sınırlar içinde çalışma amaçlı kullanılmasına resmen izin verilmesi olacaktır. Böylece etik kurallar içerisinde sponsorsuz olarak daha düşük doz, daha ucuz kombinasyon, daha seyrek ilaç kullanımı gibi kafamızı kurcalayan denenmemiş protokoller denenebilir. Ayrıca faz 3 çalışmalarda standart kolun sigortalanması, tetkik ve ilaç bedellerinin de sponsor tarafından karşılanması adil değildir.

Etik kurullarda bilimsel yetersizlikten doğan gecikmeler
Çalışma honorariumlarının mevzuat yetersizliği nedeniyle alınamayışı veya %80’e ulaşan yasal kesintiler araştırmacılarda uluslar arası çalışmalara hasta katma isteğini azaltmaktadır. Oysa uluslar arası çalışmalardan alabileceğimiz 400 milyon USD gibi bir pay ziyan olmaktadır. Uluslar arası çalışmalara hasta katmakla yeni ve pahalı ürünlere ücretsiz ulaşmak ve ücretsiz tetkik mümkün olacak ve SGK da biraz rahatlayacaktır

Ulusal veri eksikliği
Dünya ilaç pazarında 11. sırada olmamıza ve 75 milyon nüfusa rağmen kayıt yetersizliği, araştırma sekreteri veya hemşiresi kavramının yerleştirilememiş olması, yetersiz personel, medulla verileri veya SGK verilerinin analizindeki eksiklikler nedeniyle kanserde ulusal bilgi birikimimizi ifade edemiyoruz.
Aslında en eğitimli klinisyenlere ve en sosyal devlete sahip bir ülkeyiz ancak ortak çalışabilme ve üretebilme olgunluğuna henüz erişilememiş olması diğer önemli sorunumuz. Biz Onkoloji olarak ATOD sayesinde bu sorunu minimize etmeyi başarmış durumdayız.


Sağlık harcamaları
Kapitalizmin yeni sömürü aracı sağlıktır. Yüksek ARGE paylı biyolojik ürünler, sağlık teknolojisi ve kit endüstrisi şu anda dünya ekonomisinin en verimli alanlarıdır. Sosyal devlet söylemi, medya, hekim triosu kullanılarak devletler kaldıramayacağı ağır yüklerin altına zorla itilmektedir. Dünyada sağlık kapitalizmi eliyle kirli bir dezenformasyon ağı kurulmuş sanki. Kuş gribi, domuz gribi vs pandemi ve toplu ölüm hikâyeleri, ilaç ve aşı tröstlerinin kendi elleriyle oluşturup, besleyip, büyüttüğü komplo projeleri kara medyanın da körüğüyle siyasetçinin elini kolunu bağlamaktadır.

Hatırlarsanız 7,5 vakalık kuş gribi hengâmesinde milyon dolarlar uçup gitti. Kit firmaları, PCR ürünleri pazarlayan firmalar ihya olurken yüzbinlerce masum kanatlı hayvan itlaf edildi. Belli bir sektör çöktü. Grip yüzyıllardır zaten her yıl doğal bir seleksiyon yapar. Bu yılda domuz gribi aşısı bakalım neye mal olacak. Kısa zamanda sadece para kaybedeceğiz ama uzun vadede çocuklarımız hangi ensefalit tablolarıyla karşılaşacak belli değil.
Sağlık harcamaları hakikaten içinden çıkılamayacak boyuta doğru gidiyor. Bunun nedeni şimdilik kanser ilaçları olamayacak kadar küçük bir paya sahip. Daha önemli harcama kalemleri ise halen muallakta. Mesela bir türlü çıkarılamayan OTC düzenlemesi ilaç harcamalarını %30 oranında azaltabilecek potansiyele sahip. Ancak 24 saat açık marketler mi, eczaneler mi satacak bu konu siyasi iradeyi zorlayacak büyüklükte.
Sayıları 40 bini bulmuş eczanelerin sistemden çektiği kolay para diğer bir problem.

Tarımda tarladan halka kampanyaları yapılırken ilaçta üretici veya ithalatçıdan depoya, oradan eczaneye, oradan hastaneye zinciri devam ediyor. Bu otomatik olarak ilacın fiyatını en azından %20 artırıyor. Ayrıca yapılan bin türlü yolsuzlukta (küpür, sahte ilaç vs) bu uzamış zincirin yan ürünü. Madem %98’ini devlet ödüyor niye kendi satmıyor ki sorusunun cevabı organizasyon eksikliği ve siyasi zorunluluk olabilir.
Sağlıkta özelleşme olmaz, bu kapitalizmin global bir oyunudur. Almanya’da ve Danimarka’da halka rağmen %30 özelleştirme zorla yaptırıldı. Ülkemizde de halen yapılan budur.

Sağlık sistemi tam olarak özelleşmiş olan ABD’de sağlık sistemi aslında geçen yıl resmen çökmüştür. ABD 300 milyon nüfusuna karşın dünya sağlık harcamasının tek başına %40’ını yapmaktadır ve üstelik nüfusunun %18’inin bir sağlık güvencesi de yoktur. Ancak ABD’nin karşılıksız dolar basarak sürdürdüğü ve zaten kendi ürettiği ilaç, kit vs’i kullanarak sadece paranın ülke içinde yer değiştirmesiyle sonuçlanan bu oyununun bizim için sürdürülebilirliği yoktur. Kendisi de sürdürememiştir. Obama bu yıl bununla ilgili büyük tartışmalar yaratan bizdeki yeşil kart benzeri bir uygulamayı devreye sokmaya çalışmaktadır. Biz sağlıkta tümüyle dışa bağımlı bir ülkeyiz.

Bir diğer önemli sağlık harcaması kaçağı özel hastaneler aldatmacasıdır. Son 5 yılda sağlık harcamalarının 9 kat artışı özel hastanelerden ve bu zihniyetten kaynaklanmıştır. Özel hastanenin primer ve tek amacı kolay paradır. Amacı para olan bir teşekkülden kaliteli sağlık hizmeti beklenemez. Medulla verileri bunu net olarak göstermektedir. Elektif cerrahiler; prostat, katarakt, böbrek taşı, kolesistektomi, tiroidektomi özel hastanelerde, kanser cerrahisi, yanık, yoğun bakım hizmetleri üniversitelerde yapılmaktadır.

 Mevcut hastaneler vergi kaçırmanın bir yoludur. Vergi ödemek istemeyen yatırıma yönelmektedir (Hızla artan görüntüleme merkezleri, hastaneler, özel radyoterapi merkezleri) Yükte hafif pahada ağır sağlık hizmetleri devlete katlanarak yüklenmektedir. Bugün özel hastane servis araçlarıyla ihtiyarlar aylık kontroller için evlerinden alınıp uyduruk 3-5 muayene ve tetkik ile evine geri bırakılmaktadır. Bursadan Kütahyanın ilçelerine guatr, fıtık, katarakt taramasıyla hasta avına gidildiği hatta bir çok ilçenin tamamen bu hastalıklardan kür edildiği malumdur. Özel hastanelerin bugün için tek problemi kaliteli doktoru ucuza temin edemeyişidir.

Tam gün yasası, performans sınırlaması, üniversitelerde özel muayene uygulamasının kaldırılması vs gibi yeni atılımlar ile bu sorunda çözülecektir. Sağlıkta özelleştirme sonu hüsranla bitecek bir maceradır ve batık bankalar gibi belli bir maliyeti olacaktır. Bu hastanelerden bazıları, iyi disiplinize olanlar eskiden olduğu gibi yine marjinal zengin kesimlere ve bürokratlara hizmetle ayakta kalacaktır.

Hesabı sorulmayan tetkik ve kit harcamaları diğer önemli harcama kalemini oluşturmaktadır. Hemen her basamak sağlık kurumunda hekimler istediği sıklıkta tetkik yaptırabilmektedir. Amaçsız istenen tetkikler için ciddi bir kısıtlama yoktur. Tetkiklerin kimler tarafından hangi hastalıkta ne sıklıkta yapılabileceğine ilişkin bir algoritmaya tabi olunması üzerinde çalışılması gereken bir konudur

İlaçlar için eksik ve kararsız ekonomik tedbirler
Kanser ilaçlarının kullanımını sınırlama da tutarsızlıklar mevcuttur, Bazı çok pahalı ilaçlar çok kolay reçete edilebilirken bazı ucuz ilaçların önünde İEGM-SGK uyuşmazlıkları engel oluşturmaktadır. SGK neredeyse 2 haftada bir yeni bir tebliğ yayınlamaktadır. Sık değişen kuralları hekimler olarak takip etmekte güçlük çekmekteyiz.


Komisyonların subjektifliği (özellikle endikasyon dışı kullanım başvurularında) diğer önemli sorunlardan biridir.
Türk ilaç endüstrisine yatırım yapılmayışı, globale teslimiyet
Bence en önemli sorunlarımızdan biridir. Tamamı yerli büyük ilaç firması 1-2 tane kalmıştır. Bunlarında yoğun bir baskı altında olduğu ve çok yüksek paralarla devralınmak istenildikleri bilinmektedir. Dünyada ilaç firmaları birbirini yutarken bizim yerli firmaların tamamen ortadan kaldırılması stratejik olarak büyük bir hatadır. Sık kullanılan ilaçlarda milli ilaç sanayi desteklenmeli sayısı ve ürün portföyleri artırılmalıdır.

Son Sözler
Günümüz dünyasında kimse dert dinlemek istemiyor.
Kanser hastasıyla uğraşmak çok yıpratıcı ve fedakarlık istiyor
Paranın ve maddenin gücü arttıkça hekime, bir anlamda eğitim almış insana saygı ve sevgi azalıyor.
Aslında hekimin dostu yok.
Bugün siyesetçinin bürokratın en kolay ezdiği kesim hekimlerdir.
Bu hayatı hiç tatmayanlar kuralları belirliyor.
Sporcu ok atıyor, güreş yapıyor, top kovalıyor ve uluslararası bir başarı kazanırsa yüzlerce Cumhuriyet altını ile ödüllendiriliyor.
TUBİTAK’ın A grubu dergide yayınlanmış bazan bir ömür almış uluslararası bilimsel makaleye verdiği ödül 600 TL.
Gala gecesinde şarkı söyleyecek şahıs 2 saat için 25 bin TL istiyor.
Onkoloji hemşiresinin 12 saatlık gece nöbeti 30 TL
Uzman doktorun normal bir memurun 2-3 katına ancak ulaşabilen maddi geliri herkesin gözüne batıyor.
Ancak yine de...
Herşey madde değildir.
Mesleğimizi seviyoruz. Aslında hep kazançtayız
Ancak birlik ve beraberliğimizi koruyarak itibarımızı da korumak zorundayız.
ATOD gibi dernekler, birliktelikler, yasal sınırlar içerisinde sonuna kadar bu haksızlıkları düzeltmek için bir fırsattır ve bunu yapmaya çalışıyoruz.



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim