• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul : 17 °C
  • Ankara : 16 °C
  • İzmir : 21 °C

TIBBIN ASKERİ DEYİMLERLE İSTİLASI

Faik Çelik

...bu sinsi düşmana karşı tıp dünyası verdiği savaşta,yeni stratejiler ve silahlar kullanmaktadır.Vücudun savunma sistemlerinin yanısıra kanser hücrelerinin istilasına radyoaktif bombardımanla cevap verilmektedir.Tedavinin başarısında tıbba önemli mevziler kazandıran kemoterapi, kanser hücrelerini imha etmektedir, ama yakın bir gelecekte zafer tıbbın olacaktır.

Yukarıdaki cümleler bir askeri strateji dergisinden değil bir tıp dergisinden alınmıştır.Neden tıp alanında bu kadar yoğun askeri deyimler kullanılmaktadır ? Savaş sanayisinin o büyük ekonomik gücünün bir yansımasından mı... ya da şiddet öğeleri yoluyla yoğun bir motivasyon sağlama gayretinden mi ???

Tıpta askeri deyimlerin yaygın olarak kullanımı 19.yy. sonlarında bakterilerin bulunmasıyla başlar ,çünkü mikrorganizmaların vücudu bir savaş alanı olarak seçtiği kabul edilir. Ancak daha yoğun olarak askeri deyimler kanser hastalığı ile birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Aslında daha eskilere gidilirse, Roma?da Martialis?in (MS. 40-103) yazdığı epigramların birinde hekimliğin güç kullanımı ile birlikte anılması ilginçtir:

Bir zamanlar göz hekimiydin,
Şimdi gladyatör olmuşsun;
Demek hekimlikte yaptığını
Artık arenada yapıyorsun.


Prado Müzesi ?Madrid?te bulunan ,1556 yılında Pieter Bruegel tarafından yapılan ?Ölümün Zaferi? adlı tabloda, milyonlarca kişinin öldüğü bir salgının ,veba hastalığı felaketinin askeri bir deyimle ?zafer? olarak nitelenmesi ilginçtir.O zamanlar vebaya ?kara bela? (black plague) denmekteydi.Aynı düşünceyle günümüzde tüberküloza ?beyaz veba ? (white plague) ,AIDS?e ise ?çağın vebası? denmektedir.

Cumhuriyet döneminde yaygın işlev gören sıtma savaş, trahom savaş, verem savaş dispanserlerinin yerini günümüzde kanserle savaş dernekleri almıştır.

Tıp bir sanattır,savaş bir sanat mıdır ? Kimilerine göre savaşmak bir sanattır,böyle kabul edilse dahi,tıpta bilimsel kaygı yanında estetik kaygı da vardır, ya savaşta ?

Askerlik ve tıbbın buluştuğu tek nokta insanların yaşamlarını tehdit eden "hastalık ve savaş" kavramlarıdır.Bu kavramlardan "hastalıkla savaş" yaygın kabul görürken, "savaş hastalıktır" düşüncesi hemen büyüteç altına alınır ve yetkililerce sorgulanır.

Savaşın bir hastalık olduğunu düşünerek savaşa karşı önlem alınması yani koruyucu hekimlik yapılması gereğine inananlar,barış yanlıları,savaş karşıtları,savaşın yıkımına karşı duranlar bu düşüncelerinden dolayı siyasi otoriteye karşı olmaktan öteye devlet karşıtı olmakla da suçlanabilmektedirler.

Friedrich Nietzche 1878?de ?İnsanca, Pek İnsanca?da hekimler için ne diyor: ?bir hekimin zihinsel güçlerinin en yüksek noktasında olmasının sebebi, sadece en son ve yeni yöntemleri beceriyle uygulaması ya da teşhis koyan hekimlerin ünlü yöntemleriyle, belirtilerden yola çıkarak sebeplere kolayca ulaşması değildir artık. Buna ilaveten herkesle kolayca uyum sağlayabilecek ve gerekirse karşısındakinin yüreğini kolayca söküp alabilecek türden bir hitap yeteneğine, melankoliyi yok edecek kadar cana yakınlığa, bir diplomatın arabuluculuk yeteneğine, insan ruhunun sırlarını öğrenebilmek için bir polisin beceri ancak bu sırlara ihanet etmemek için de bir avukatın anlayış yeteneğine, özetle bütün profesyonel mesleklerin beceri ve haklarına gereksinimi vardır.? Burada Nietzsche bir üstün insanı değil bir doktoru yani sanatçıyı tanımlamaktadır.Bu niteliklere sahip bir insan,bir hekim neden savaş terminolojisine,askeri deyimlere gereksinim duysun ki ?
Bu sorunun yanıtı, bu seçimin hekimlerin seçimi olmadığıdır, sistemin insanlar üzerine başta medya olmak üzere bu yönde bir baskı kurmasıyla sınırlı bir seçim vardır ortada.
Bilinçli olarak "bağışıklık sistemi" yerine "savunma sistemi", "lokal olarak çevreyi tutan kanser" yerine "çevre dokuları istila eden düşman hücreleri","radyoaktif tedavi" yerine "ışın bombardımanı", "kemoterapi ile uzak odaklara yerleşen kanser hücrelerini işlevsiz kılmak" yerine "uzak organları istila eden kanserli hücrelerin imha edilmesi" kullanılmaktadır.

Edebiyatta tıp ve hastalıklar "aşk,kıskançlık,yoksulluk,yaşanılan çevre" ile anlatılmaktadır. Örneğin tüberküloz fakir,tutkulu insanların hastalığı olarak tanımlanmakta, genelde bu hastalara başka yerlere seyahat öngörülmekte,asla savaşmaktan bahsedilmemektedir. Frengi, kolera gibi hastalıklar kişiye verilen bir ceza olarak yorumlanmakta ancak askeri deyimler hiç kullanılmamaktadır. Buna karşın 1910 da Paul Herling? in,frenginin tedavisinde kullandığı salvarsan için ilaç firması "sihirli mermi" tanımını yapmıştır.

Toplumsal olayların tıbbi terimlerle anlatılması yaygındır ve yadırganmaz,örneğin uzun süren bir sorun kanser olarak nitelendirilir, El Kaide islam dünyasında bir kanserken,mülteci kamplarındaki katliamları yapan İsrail Hükümeti Ortadoğu? nun bir kanseridir. Büyük şehirlerde çözülemeyen bir sorun olan kapkaç çeteleri kangren olmuş bir sorundur ve kökünden kesip atılmalıdır. Papa II.J.Paul doğumu sonlandırma (kürtaj) için soykırım-genosid ifadesini kullanırken, Lenin tezlerini anlattığı bir kitaba "çocukluk hastalığı" adını vermiştir.

Bütün bu örneklerde olduğu gibi tıp terimleri savaş terimlerinin önüne geçmiştir.Ancak tıpta bunun tam tersini yaşamaktayız.

Wirginia Woolf "Hasta Olmak Üzerine" isimli denemesinde; hastalığın "aşk, savaş ve kıskançlık" gibi başlıca edebi temalar arasında bulunmamasını tuhaf bulmakta, insanın grip için ciltlerce roman, tifo için sayfalarca şiir, apandisit, kanser ve verem için methiyeler, diş ağrısına şarkılar yazması gerektiğini savunmaktadır.

Ancak hastalığı edebiyat konularından biri haline getirmemize engel olan en önemli nedenin dilin fakirliği olduğunu, Hamlet?in düşüncelerini veya Kral Lear?in trajedisini kelimelere dökebilen İngilizce?nin bir baş ağrısı veya üşütmeyi tanımlamada yetersiz kaldığını, dilin bir anda kuruyuverdiğini ileri sürmektedir.

Tutkuların önem sıralamasının da yeniden yapılmasının şart olduğunu, insanın ateşinin kırk dereceye çıkınca aşkın tahtından inmesinin kaçınılmaz olduğuna, kıskançlığın ise yerini siyatik ağrısının acımasız pençelerine bırakması gerektiğine, uykusuzluğun kötü adam karakteriyle yer değiştirmesinin uygun olacağını savunmaktadır 1926?da W.Woolf.

Buna karşın günümüzde savaş çığlıkları dünyanın dört bir yanında duyulurken, silah sanayisindeki tröstler bu savaşları ve uluslararası terörü el altından desteklerken tıp kitapları, dergileri, medyadaki tıp yazıları ve programları bu ideolojik bombardıman altında kalmakta, barışcı deyimler ve terimler gittikçe azalmaktadır.

Susan Sontag ünlü kitabı "Metafor Olarak Hastalık" ta "kanserin tarifi ve tedavisi için her akla geldiğinde ortaya atılan askeri jargondaki abartmalar kullanılmaya devam edildiği sürece, kanserin barışseverlerin bilinçli bir tavırla uzak durmayı tercih edecekleri bir metafor olarak kalacağı gerçektir" demektedir.

Hocam Prof.Dr.Tarık Minkari "ameliyatta hastanın midesinin,barsaklarının sıcaklığını, yumuşaklığını, nemini hissederseniz başarılı olursunuz" derdi, Ord.Prof.Dr.Tevfik Sağlam ise "bir hekim tanıya varırken elinin, gözünün, kulağının gücünü bilmelidir, öyleki stetoskopu hohlayın nefesinizin sıcaklığını hastanız hisseder" demişti.

Hümanizma,savaş ve şiddeti yendiği zaman tıp daha özgür olacaktır.

Kanımca savaş ve silah sanayi tatlı karlarına kar eklediği sürece ,barışcıl ve insancıl amaçlarla hekimlik görevini yapan tüm dünya hekimleri de "askeri terimlerle" daha çok uğraşacaktır.


Bu yazı toplam 2294 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim