• BIST 98.943
  • Altın 228,427
  • Dolar 5,7809
  • Euro 6,6888
  • İstanbul : 21 °C
  • Ankara : 22 °C
  • İzmir : 23 °C

Tıp Eğitimi Bu Ülkenin Geleceğidir!

Özdemir Aktan



Türkiye?de aktif olarak görev yapan hekim sayısının yaklaşık 103 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Bu giriş cümlesi bile sağlık sistemimizdeki olumsuzlukları vurgular diye düşünüyorum. Zira bir ülke, çalışan hekim sayısını tahmin etmez, bilir. Yürürlükte olan 1982 darbe anayasası örgütlenmeyi engelleme amaçlı olarak tabip odalarına üyeliği sadece serbest çalışan hekimlere zorunlu kılmaktadır.

Birçok ülkede olduğu gibi çalışan hekimlerin tabip odalarına kayıt olma zorunluluğu getirildiğinde bu sorunun ortadan kalkacağı açıktır. Ancak resmi ağızlardan ekonomimizin yarısının kayıt dışı olduğu söylenen ülkemizde bu yakın tahmini de takdirle karşılamak gerekir.

OECD ülkeleri ortalaması ile karşılaştırıldığında hekim sayımız ortalamanın altında kaldığından Sağlık Bakanlığı yetkilileri, başta sağlık bakanı olmak üzere, her fırsatta hekim sayısının arttırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Bunu vurgularken sağlık harcamalarımızın ortalamanın altıda biri ve hemşire sayımızın da aynı şekilde OECD ortalamasının altıda biri olduğu gündeme getirilmemektedir. En büyük yanıltma ise hekim sayısını arttırarak sağlık sorununun çözüleceği söylemidir.

Sağlık verileri sağlığa en çok para harcayan değil sosyal adaletin en fazla olduğu, gelir dağılımının eşit olduğu ülkelerde daha iyi olmaktadır.
Altyapı, barınma, beslenme, aşılama sorunlarının aşılamadığı, toplumsal huzurun sağlanamadığı ülkelerde tek başına hekim sayısının arttırılması sağlık sorununa yardımcı olmaz. Bu durum şu anda Yunanistan, İtalya ve Almanya gibi ülkelerde olduğu gibi işsiz ve düşük nitelikli hekim kitlelerinin ortaya çıkmasına neden olur.

Hekim sayısını arttırmak için neredeyse her ile bir tıp fakültesi açılmakta ve şu anda Türkiye sahip olduğu 66 tıp fakültesi ile Avrupa?da en fazla tıp fakültesine sahip ülkedir. Yeni kurulan tıp fakültelerinin birçoğu sadece tabeladan ibaret olduğu halde öğrenci alımına başlamışlardır.

Geçen yıl tıp fakültelerine 4500 öğrenci alınırken, bu yıl hiç bir alt yapı yatırımı yapılmadan alınan öğrenci sayısı 6500? e çıkarıldı.
YÖK halen de tıp fakültelerine alınacak öğrenci sayılarını arttırmaları yönünde baskı uygulamaktadır.

İstanbul?daki köklü tıp fakültelerimizden biri sabahçı ve öğlenci olarak ikili eğitime geçmeyi ciddi olarak planlamaktadır.

YÖK, öğrencisi olan fakat hastanesi, laboratuarları, kütüphanesi ve öğretim üyesi olmayan tıp fakültelerindeki eğitim sorununu öğretim üyelerine çıkarılan yeni bir zorunlu hizmet ile çözmeye çalışarak herkesi gene şaşırtmayı başarmıştır.

Tıp fakültesini bitirdiklerinde, uzman olduklarında ve yan dal uzmanlığı yaptıklarında her biri için ayrı ayrı zorunlu hizmet yapan hekimler, doçent veya profesör olduklarında bu işin bittiğini zannedip yanıldıklarını görmüşlerdir. YÖK başka hiç bir meslekte olmayan uygulamayı hekimlerin meslek hayatlarının sonuna dek sürdürmeye kararlı gözükmektedir.

Daha önce 1985-1987 yılları arasında uygulanan ve hiç bir işe yaramayan bu uygulamada ısrar edilmesi ancak çaresizliğin göstergesi olarak yorumlanabilir. Geçmiş dönemde bu uygulama istenmeyen öğretim üyelerini sürgüne gönderme amaçlı olarak kullanılmıştı.

Anadolu ve üç büyük ildeki bir çok sağlık bakanlığı hastanesi bir gecede ?eğitim ve araştırma hastanesi? ne çevrilerek bu hastanelerde uzmanlık eğitiminin verilmesinin önü açıldı. Bu hastanelerde hiç bir eğitim ve araştırma alt yapısı olmadığı gibi eğitici kadrolar da bulunmamaktadır.

Sağlıkta Dönüşüm Projesi?nin bir parçası olan tamgün uygulaması da hekimleri huzursuz etmeye devam etmektedir.
Hekimleri özel sektörde veya kamuda hapsederek ücretleri konusunda çaresiz bırakma amacı güdülmekte ve gelecekte hekimlerin kazançları emekliliklerine yansımayacak şekilde sadece yapmış oldukları tıbbi hizmete bağlı bırakılmaktadır.

Eğitim ve araştırma hekimlere para kazandırır bir çalışma şekli olmaktan çıkarılmaktadır. Bu sistemde üniversitelere, sağlık bakanlığı hastanelerine, özel sektöre ve birinci basamakta hizmet veren aile hekimleri ve sağlık ocağı hekimlerine para sağlayacak tek kurum Sosyal Güvenlik Kurumu olmaktadır ki, bu havuzun tüm sisteme yetmeyeceği ortadadır. SGK? nın sağlıktaki açığı her yıl artmaktadır. Bu sistemde sağlık çalışanlarına ödenecek ücretlerin azaltılması planlanmaktadır.

Halen tıp eğitiminde yapılanlar sadece mevcut hekim sayısını arttırmayı amaçlamakta ve yetişecek hekimleri niteliği neredeyse hiç göz önüne alınmamaktadır.
Hekimlere uygulanan zorunlu hizmet ve meslekteki olumsuz gelişmeler gençlerin meslek seçimlerini elbette etkilemekte ve bu uzun, yorucu yolu almaya niyetli nitelikli öğrenci sayısı azalmaktadır. Bu uygulamalarla hekimlik mesleğini seçenlerin bundan sonra daha az nitelikli gençler olma olasılığı da artmaktadır.

Tıp fakülteleri ülkenin sağlığını koruyacak genç hekimleri yetiştirmektedir.
Alınacak kararların aceleye getirilmesi yıllar içinde zor düzeltilebilecek hasarlar oluşturabilir. Öncelikle tabeladan oluşan tıp fakülteleri kapatılmalı ve tıp fakültesine alınacak öğrenci sayısı uygun bir düzeye çekilmelidir.

(BU YAZI SAĞLIĞINSESİ GAZETESİ'NİN MAYIS 2009 SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR)


Bu yazı toplam 2669 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim