• BIST 97.454
  • Altın 221,376
  • Dolar 5,5966
  • Euro 6,4117
  • İstanbul : 19 °C
  • Ankara : 14 °C
  • İzmir : 17 °C

Bir Yoksul Olarak Hemşire…

Saadet Ülker


Sağlık Hizmetinin özelleştirilmesi kapsamında hemşireler işsiz kalmıştır ya da ucuz emek gücüne dönüşmüştür:
Kurban bayramı arifesine rastlayan günlerde yoğun bir biçimde yaşananları biliyoruz. İhale ile bir kuruma giren ve ihale süresi bittikten sonra, yeniden sözleşme yapılamadığı için işlerine son verilen hemşireler!

Bakımsız kalan hastalar! Sözleşme ile işe başladıkları kurumda sözde 40 saatten fazla çalıştırılmayan, döner sermaye ve nöbet ücretlerinden yaralandırılmayan hemşireler! Buna rağmen işsiz kalmamak için Vakıf işçisi olarak 400?500 YTL? ye çalışmayı kabul eden hemşireler!

Bunu kabul etmeyip işsiz kalmayı göze alan hemşireler! İşsiz kalmak korkusuyla, çalıştığı kurumda hiçbir şeye sesini çıkartamayan hemşireler! Bu durumu sorgulamaktan uzaklaştırılmış, ekmek parası için, düşünmeye fırsat yaratılmadan çalışmaya koşullandırılmış hemşire! Devlet memuru statüsünde olanların aldıkları maaşın yoksulluk sınırında olduğu hemşirelik.

Hiçbir sağlık mesleğinde yaşanmayan, sosyal yaşamı adeta felç eden nöbet ya da vardiya sisteminin tek adayı hemşiredir:
Ömür boyu nöbet ya da vardiya sistemi ile çalışmaya mahkûmdur hemşire. Hizmetin özelliğinden kaynaklanan nedenlerle 24 saat hastane hizmetinde olmak zorundadır hemşire! Bayram öncesi yoğun bir biçimde yaşanan hemşiresizlik krizi, yine hemşirelerin akıl almaz/kabullenilemez davranışlarıyla kısmen de olsa çözülmüştür. Bu çözümü üretmede ya da kabul etmede işini kaybetme ya da bir şekilde cezalandırılma korkusunun ne denli belirleyici olduğu ciddi anlamda tartışma götürür bir sorudur.

Yaptığı ya da yapması gereken hizmet görmezlikten gelinen tek sağlık mesleği hemşireliktir:

Bunun en önemli kanıtı mevcut sistem içerisinde, sistemden kendisine ayrılması uygun bulunan paydır.

Mesleğinde ilerleme şansı tanınmayan, tanınsa da mevcut koşullar nedeniyle bu imkânı kullanma şansı hemen hiç olmayan, şansını kullananların da değerlendirilmediği tek sağlık mesleği hemşireliktir:
Diplomasını aldığı ve çalışmaya başladığı andan itibaren, yüksek lisans ya da doktora çalışması da yapmış olsa bu çalışmaları iş pozisyonlarında dikkate alınmayan, çalıştığı birimlerde etkin ve güvenilir hizmet vermesini sağlamanın yanı sıra farklı çalışma koşulları içine girmesine imkân verecek, geçerli güvenilir sertifika programlarından geçme imkânından geniş ölçüde yoksun bir sağlık insan gücüdür hemşire.

Diğer sağlık mesleklerinde olduğu gibi, mesleğinde gelişmeye ya da ilerlemeye yönelik hedef koyması için sistem içinde bir gerekçe oluşturulmayınca, tüm mesleki yaşamını, diplomasını alıp işe başladığında ne yapıyor idiyse yıllar yılı aynı işleri aynı şekilde yapmaktan bezgin düşüp zorunlu olarak daha az ya da hiç nöbet gerektirmeyen ve daha az çalışmayı gerektiren işlere bir an önce yönelmeyi kendisine hedef koyan bir mesleğin mensubudur hemşire.

Temel eğitiminde mevcut yasası nedeniyle derin bir kargaşa yaşayan, mesleki sınırlarını belirleyemeyen ve bu nedenle sömürülmeye aday tek sağlık mesleği hemşireliktir:
Yıllara dayalı yasa değişikliği istemi, hazırlanmış hükümet tasarılarına rağmen kabul görmeyerek, gündeme alınmayarak, meslekte ilerleme dahil diğer çok önemli sorunların varlığını korumasına ve sürdürmesine yol açmaktadır.

Giderek hemşiresizleştirilen sistemde, ağır nöbet koşulları ve çok sayıda hastaya az sayıda meslektaşıyla bakmakla yükümlü olan ve bu nedenle oluşan ölümcül ya da ölümle sonuçlanan olaylarda yargıya verilen ve çoğunlukla hapis ya da para cezasıyla cezalandırılan bir mesleğin mensubudur hemşire.

Türk Hemşireler Derneği?nin 29 Aralık 2005?den itibaren takip ederek bir meslektaşına destek verdiği ve vermeye devam edeceği dava bunun en yakın ve en somut örneğidir. Tek başına bu dava, hemşirenin olağanüstü başı bozuk bir sistem içerisinde kendi hizmetinden sorumlu olan hemşirelik hizmetleri yönetimleri dahil hastane yönetimleri tarafından nasıl yalnızlaştırıldığının apaçık bir örneğini oluşturmaktadır. Bu dava aynı zamanda, hemşirelik uygulamalarının hemşirelik dışından kişi ya da kurumlar tarafından değerlendiriliyor olmasıyla da ibret verici bir örnek oluşturmaktadır.

Çünkü hemşirelik, onlara göre öylesine basit bir iştir ki, bu basit işin değerlendirilmesi için bilirkişi olarak bir hemşireye gerek yoktur. İşin bir başka çok önemli boyutu ise,2000 yılında başlayan bu beş yıllık davada meslektaşımızın 20/ Aralık/ 2005 ?e kadar kendi meslek örgütüne ulaşmayı akıl etmemesi, son anda bir doktor tarafından meslek örgütüne yönlendirilmesi ve telekomdan aldığı bilgi ile Genel Merkeze ulaşmış olmasıdır.

Örgütsel anlamda çok yoksul bir meslektir hemşirelik.

Bunun en somut kanıtı, 80 bin hemşireden yalnızca Genel Merkez dahil 11 Şubesiyle toplam üye sayısının 5?6 bin civarında olmasıdır. Bu üyelerin de yarıdan belki de fazlası aktif üye değildir.

Özellikle 1990?lı yılların ortalarından sonra gerek kendi dışından gerekse kendi içinden belirli çevreler tarafından belirli amaçlarla bölünüp parçalanarak, birbirine adeta düşman edilerek çok zayıf düşürülmüş ve böylece çok yalnızlaştırılmış bir meslektir hemşirelik.

Yönetime geldiğimizden bu yana, bu ayrımcılığın özellikle içimizden olmak üzere hala bazı çevreler tarafından sürdürüldüğüne içimiz kanayarak tanık oluyoruz.
?Yüksekler Derneği aldılar. Sadece akademisyenlerle çalışıyorlar. Açık Öğretim yoluyla Lisan hakkımızın takipçisi olmayacaklar. Sadece lisans mezunu hemşirelerin hakları için çalışacaklar. 2008?e kadar da gitmeyecekler. İsteyen illerde Şube açtırmayacaklar... Onlara ulaşamıyoruz... Onlarla diyalog kuramıyoruz... Onlardan kurtulmak için, onları Olağan üstü Genel Kurul yapmaya zorlayalım. Bu söylediklerimizi illerinizde ki Hemşirelik Yüksekokulu çalışanları ya da lisans mezunu olan hemşirelerle sakın paylaşmayın... vb?.

Bu söylentileri yayanlar tarafımızca malumdur.
Yaşamlarını kulaktan dolma yalan yanlış bilgilerle sürdürmeyi tehlikeli bir alışkanlık haline getiren ve bu nedenle geçerli güvenilir bir zihinsel sistematiğe sahip olamadıklarından ne okudukları ne de dinledikleri içeriği gereği gibi değerlendirmekten uzak olan bu kişiler, meslektaşlarımızı bilebildikleri en iyi yol ile etkilemeyi şerefli bir görev olarak addetmektedirler. Burada asıl sorun, bu nitelikte ki kişilerin şerefle ?yalan söyleme? gücünü nereden aldıklarıdır.

ÖRGÜTSEL ANLAMDA NEDEN YOKSUL KALDIK?


Yoksa bu güç, biz hemşirelerin genellikle hiç sorgulamadan söylenenlere inanma eğilimi içinde olmamıza güvenmelerinden mi kaynaklanmaktadır? Eğer öyle ise, sormadan, sorgulamadan her söylenene inanma, sürüklenip gitme eğilimi genelde yoksul ya da yoksun bıraktırılmış, bu nedenle kendisini güvensiz hisseden kişi ya da toplulukların sergiledikleri davranışlar mıdır? Örgütsel anlamda yoksul kalışımızın ardında bu yaklaşımların payı ne kadardır? Bu soruların cevabını biz hemşireler bulmak zorundayız..

Hemşireler hem bir birey hem de bir sağlık çalışanı olarak hayata geçirilen politikaların yaşamlarında nerelere denk geldiğini yaşadıkça kavramaya ve şikâyet etmeye başlamaktadırlar.

Ancak bu kavrayış ve şikâyet, politikanın özünden çok, sonuçlarına yöneliktir ve bu nedenle talep sistemin değil ortaya çıkan mağduriyetin kaldırılmasına yönelik olmaktadır. Bunun nedeni, biz hemşirelerin de pek çok yurttaşımız gibi, Genel Sağlık Sigortası; Döner Sermaye, Performansa Dayalı Döner Sermaye, Aile Hekimliği gibi Sağlıkta özerkleştirmenin/özelleştirmenin bir gereği olan uygulamaların köklerinin özellikle 1980 sonrasına dayandığının ve 1992?de belirlenen Ulusal Sağlık Politikasının bir gereği olarak hayata geçirilmekte olduğunun, şimdiki hükümetin ise bu politikanın içeriği aynı kalmak kaydıyla yalnızca adını Sağlıkta Dönüşüm Programına çevirdiğinin gerektiği kadar farkında olmamamızdır.
Bu düşünceye sahip olunmasının nedeni, bizlerin, hayata geçirilen bu politikaları toplum sağlığı adına yarar yönünden incelemek ve bir görüş oluşturmak yerine, uygulamada ortaya çıkan mağduriyetlerden yakınıyor olmamız ve sadece bu mağduriyetin ortadan kaldırılmasına yönelik istekte bulunuyor olmamızdır.

NEDİR AİLE HEKİMLİĞİ MODELİ?


Aile Hekimliği modeli, Temel Sağlık Hizmetinin yürütüldüğü önemli birimlerden birisi olan Sağlık Ocağı modelinden bütünüyle farklı bir modeldir. Aile Hekimliği modeli içerisinde hemşireye Sağlık ocağı hemşiresinin görev yetki ve sorumlulukları verilemez. Çünkü bu model bu görevleri yerine getirmeye elverecek bir model değildir. Bu durumda 3 seçenekle karşı karşıya kalıyoruz.

1- Ya Aile Hekimliği modelini ve bu model içinde hemşire, ebe ya da sağlık memuruna biçilen rolü benimseyeceğiz
2- Ya Aile Hekimliği Modelini benimseyip, bu modelde hemşire istihdam edilmesine gerek yoktur, çünkü yönetmelikte tanımlanan görevler halk sağlığı hemşireliği değildir diyeceğiz ve sonuna kadar direneceğiz ya da
3- Aile Hekimliği modelini halkın sağlığının korunması ve yükseltilmesi için bildiğimiz Temel Sağlık Hizmeti modeline alternatif olacak bir model olmadığı gerekçesiyle toptan ve ısrarla ret edeceğiz.

Benzer durum döner sermaye, performans, sözleşmeli çalışma gibi, sağlık sisteminin özerkleştirilmesinin/özelleştirilmesinin gereği olan uygulamalar için de söz konusudur. Bu durumda da iki seçenekle karşı karşıyayız. Herhangi birisine karar verebilmek için sistemi çok iyi tanımak gerekmektedir.

1- Ya sağlıkta özelleştirme politikasını ve onun sonuçlarını kabul edeceğiz ve sistemden istediğimiz payı almak için mücadele vereceğiz.
2- Ya da sağlığı özelleştirmeyi bir sistem olarak toptan ret edeceğiz. Ancak bu ret, yaşamın bir gereği olarak çelişkili de olsa ürettiğimiz ya da üretimine katkı vermekten vazgeçmediğimiz sistemden pay arayışımıza engel oluşturmayacak. Kabul ya da ret biz hemşirelerin vereceği bir karardır.

Mesleği ile ilgili olumlu gelişmelerde, tepkisiz kalan belki de tek sağlık mesleği hemşireliktir.

Örneğin, Mayıs ve Aralık 2005 de Genel Merkez iki çok önemli alanda yargıya gitmiş ve başarı sağlamıştır. Bunlardan birisi Milli Eğitim Bakanlığı ile diğeri ise bir meslektaşımızla ilgilidir. Bu başarı, durumdan bir şekilde haberi olan diğer sağlık meslekleri tarafından heyecanla karşılanırken, meslektaşlarımız konuya hemen hiç ilgi göstermemişler, adeta kayıtsız kalmışlardır. Oysa diğer mesleklerde bırakınız bu ölçekte bir başarıyı, en ufak olumlu bir hareket bile sevinçle karşılanmakta ve bu heyecan diğer hareketler için potansiyel bir güç oluşturmaktadır.

YOKSULLUĞUN VE YOKSUNLUĞUN SEMPTOMLARI


Az maaş/ücret; yaşam boyu dayanılmaz çalışma koşulları; mesleki kimlik sorunu; kendi hizmetini yönetme/ geliştirme/ denetleme mekanizmalarından yoksunluk; mesleki parçalanmışlık; örgütlenme bilincinde zafiyet; çalışma koşullarının neden olduğu toplumsal yalıtım; bir politika olarak kazandırılan, yalnızca bireysel sorunlarıyla ilgilenmeye yönelme davranışı; kayıtsızlık ve tükenmişlik duygusunda ki yaygınlık! Yoksulluk ve yoksunluğun değişmeyen semptomlarıdır bunlar.

THD? nin 20 Şubat 2005- Kasım 2006 için eylem planının en önemli ayağı dürüst ve apaçık bir ilişki modeliyle meslek mensupları arasında karşılıklı güven ve saygıya dayalı bir bütünleşme sağlamak, öbür ayağı meslektaşlarını içinde yaşadığı sistem hakkında sorgulamaya yönlendirmektir. Bu yönetimin seçtiği bu yol, zor ve sancılı bir yoldur.

Genel Merkez olarak yapmaya çalıştıklarımız karşısında gelecek ya da gelen bir övgü ya da taktir bizleri kuşkusuz mutlu eder. Ancak bilinmesini isteriz ki, yapılan hiçbir iş, övgü ya da taktir için değil, mesleğin gelişmesi ve toplumun sağlığı için yapılmaktadır.


Bu yazı toplam 6854 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim