• BIST 93.469
  • Altın 228,909
  • Dolar 5,7332
  • Euro 6,5830
  • İstanbul : 16 °C
  • Ankara : 10 °C
  • İzmir : 16 °C

Ünlü Gazeteci Neden Cağaloğlu’ ndan Maçka’ ya Kadar Yürüdü?

Dilek Süzen

1990 lı yılların başıydı. Haftalık Ayna gazetesinde çalışırken dışardan Gölge Adam gazetesine de telifle 2-3 haber gönderdim.

O zamanlar gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Akbay? dı. Haberlerimi çok beğenmiş beni çağırttı. Gidip konuştum. Ayna gazetesinde kadrosuz çalışıyordum. Daha doğrusu kadro yapacaklarını söyleyerek beni , Son Havadis gazetesinden çağırmışlardı ama yapmamışlardı. 3 ay öyle çalıştım. Kadro yapmayacaklarını da öğrenince buradan kurtulmak için yollar aramaya başladım. Gölge Adam gazetesine dışardan haber yapmamın nedeni de buydu.

"ALDIĞININ İKİ MİSLİNİ VEREYİM"

Ertuğrul Beyle görüşmeye gittiğimde bana ilk sözü, "Gel burada çalış. Kadronu hemen yapayım, aldığının iki mislini vereyim."
Kabul ettim . Ayna gazetesinde sorumluluğumda olan sayfanın haberlerini yazıp sayfa sekreterine verdim ve genel yayın yönetmenine verdikleri sözü tutmadıkları için ayrılmak istediğimi söyledim.

2 gün sonra ay başıydı. Gölge Adam gazetesindeki ilk günümdü. Cağaloğlu? ndaki Günaydın gazetesinin yanındaki binada, üçüncü katta iç içe geçmiş iki odaydı Gölge Adam gazetesi. Yan yana üç masa, arkalarında 5 sandalye , o küçük odada ancak bir kişinin dolaşabileceği kadar alan bırakmıştı. Diğer odada Ertuğrul Akbay sekreteri Arzu ile birlikte otururdu.

Geldiğim ilk gün, sonradan samimi olduğumuz Cengiz Çambel, Abdullah Şen ve İsmail, bana sanki düşmanmış gibi bakıyorlardı. Sonraki günlerde bunun nedenini anladım. Ertuğrul bey onlara hep,
"Siz çalışmıyorsunuz, bak birini alıyorum, hepinizi cebinden çıkaracak" deyip haberlerimin güzelliğinden bahsedermiş. Tabi onlarda beni tanımadan nefret etmeğe başlamışlar. Sonraki günlerde onlarla çok iyi arkadaş olduk.

MASRAF KAĞITLARINI BEN İMZALATIRDIM

Hatta Ertuğrul bey beni sendika haberlerinden sorumlu tutunca gazetede sendika başkanı olarak görülmeye başlandım. Arkadaşlar masraf kağıtlarını imzalatmak için bana verirlerdi. Ertuğrul bey yapılan masrafları çok bulduğunda,
"O zaman bu kadar çok haber gelmez. Yeri geldiğinde tabi ki taksiye bineceğiz" deyip masraf kağıtlarını onun masasının üzerine bırakır odadan çıkardım. Aradan 5 dakika geçmezdi ki beni odasına çağırır,
"Bak senin için imzalıyorum. Söyle arkadaşlarına, daha çok çalışsınlar, ses getiren haberler yapsınlar" derdi.

BİZ TAKSİYE ÇOK ENDER BİNERİZ

Cuma günü masraf yazma günüydü ve hep bu şekilde konuşma olurdu. Bir gün yine imzalamak istemedi.
"Sizler de otobüse binin. Bak ben otobüsle buraya geliyorum. En iyi haberler o otobüs yolculuğu sırasında konuşmalardan ortaya çıkıyor" dedi. Bizim odada, hepimiz bir aradayken yaptığı bu konuşmaya dayanamadım.
" Ertuğrul Bey, siz yukarıda Sancak Air ( o zamanlar kiralanabilen,özel bir şirkete ait helikopterdi) aşağıda da Mercedec? ten başka araca binmezsiniz ki! Bizim binebileceğimiz araçlar ise, otobüs, dolmuş ve arada bir taksi olabilir. Taksiye de işimiz çok acele olduğunda binde bir binebiliriz" deyince Ertuğrul Akbay yüzüne şamar yemiş gibi irkildi ve kızardı.

Bir şey demeden salondan çıkıp odasına geçti. Bu olayın olduğu zaman biz binanın üst katına taşınmıştık. Ara salon muhabirlere ayrılmıştı. Aşağı kattaki yerimize göre daha rahattık. Bir odayı reklam müdürü ve sırdaşı yaptığı Arzu? ya vermişti. Genişçe bir odayı da kendine ayırmıştı. Bir odayı mutfak haline getirmişti. Tuvaletler ise bizim bir kat altımızdaydı.

Her gün önce yukarı çıkar masamın üzerine çantamı koyardım. Sonra da alt kata iner tuvalete gidip, üstümü- başımı düzeltirdim.

MUHABİR DEDİĞİN ERKEN GELİR

O konuşmanın ertesi günü de aynı hareketleri yaptım. Çantamı masamın üzerine koyup aşağı indim, üstümü başımı düzeltip yukarı çıktığımda Ertuğrul Beyi saçları dağınık, yüzü kıpkırmızı bir şekilde, elleri belinde , bizim odanın kapısının önünde beni beklerken buldum.
"Bak gördün mü, ben senden erken geldim. Hem de evimden buraya kadar yürüyerek geldim, gördün mü . Sen ise şimdi geliyorsun. Hepiniz böylesiniz, hep geç geliyorsunuz. Muhabir dediğin erken gelir, gazeteleri okur, haberlere bakar, haber üretir. Telefonlarını eder."
Savaşı kazanmış komutan edasıyla, başı dik, elleri ise belindeydi. Gülümseyerek,
" Ertuğrul Bey lütfen saatinize bakın, daha 9? u 10 geçiyor. Beşiktaş?taki evimden Cağaloğlu? na kadar yürüyemem. Dolmuşla geldim. Ve sizden önce geldim" deyip kapıyı ittim, masamın üzerindeki çantamı gösterdim.

O ÖNDE YÜRÜRKEN BEN ARKADA ARABADAYDIM

Bir anda ne diyeceğini şaşırdı, hışımla yanımdan ayrıldı. Odasına geçti. Ertuğrul Beyi o vaziyette hiç görmemiştim. Gazeteye genelde sabah 10.00 civarında, saçları düzenli taranmış, dinlenmiş ve enerjik bir yüz ifadesi ile gelirdi. Ama o gün farklıydı? Bir şeyler olduğu belliydi. Hemen en alt kata inip şoförünü buldum.
"Ertuğrul Bey gerçekten evinden buraya yürüyerek mi geldi?" dedim. Şoför gülerek,
"İlk defa bugün Ertuğrul Bey arabaya binmeden buraya geldi. Hem de yürüyerek, o önde yaya, ben arkada arabayla, onu takip ederek geldim. Adam çıldırmış gibiydi. Hiç Maçka?dan Cağaloğlu? na kadar yürünülür mü?" Nedenini anlatınca da,
"Aman abla, Babıali seni, Ertuğrul Akbay? ı evinden işine yürüten gazeteci olarak tanıyacak " dedi. O gün Ertuğrul Beyin Maçka?dan Cağaloğlu? na kadar yürüdüğünü ve buna bir kadın muhabirin neden olduğunu binada duymayan kalmamıştı.


Bu yazı toplam 2187 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim