• BIST 99.547
  • Altın 235,110
  • Dolar 6,0884
  • Euro 7,1578
  • İstanbul : 21 °C
  • Ankara : 17 °C
  • İzmir : 21 °C

ÜREME TIBBI MASAYA YATIRILDI

ÜREME TIBBI MASAYA YATIRILDI
Üreme Tıbbı Derneği tarafından 5-9 Ekim 2011 tarihlerinde Antalya’da Cornelia Diamond Otel'de düzenlenen '3. Üreme Tıbbı Derneği Kongresi' ni konularında önde gelen Türk ve yabancı konuşmacıların yer aldığı 750'ye yakın katılımcı takip etti.

 

 

155 Türk, 40 yabancı bilim adamının konuşmacı olduğu kongrede,  üreme endokrinolojisi, kronik pelvi ile mücadele, IVM'de hasta seçimi ve sonuçlar, üreme tıbbında kök hücre, embriyo gelişiminde  kokültürün yeri, HRT meme kanseri güncel durum, embriyo seçimi için yeni teknolojiler, tek embriyo transferi, güncel durum, yardımcı üreme tekniklerinde başarıyı etkileyen faktörler, osteoporoz tanı ve tedavi prensipleri, fertilite ve obezite, 2011'de erkek infertilitesinde tanı ve tedavi, PCOS'da cerrrahi yaklaşım' konu başlıkları ele alındı.

 

Basın toplantısında konuşan Üreme Tıbbı Derneği Başkanı Prof. Dr. Recai Pabuçcu İnvitro fertilizasyon (tüp bebek uygulaması) sırasında rahim içine transfer edilen embriyoların yaklaşık yüzde 30-40 'ının canlı olarak doğduğunu ifade etti . Pabuçcu, “Bundan dolayı transfer edilecek embriyo sayısının kanunlar ile sınırlandırıldığı ülkemizde hangi embriyonun transferi ile daha yüksek gebelik şansı olduğunun belirlenmesi kritik bir konudur. Standart uygulamalarda transfer edilecek olan embriyo  seçilirken embriyo morfolojisi yani embriyonun mikroskopta tanımlanan iyi kalite kriterlerine dayanarak seçim yapılmaktadır. Ancak bu güne kadar yapılan çalışmalar göstermiştir ki mikroskop ile embriyo morfolojisine göre yapılan seçimde her zaman normal genetik yapıya sahip olan embriyo seçimi mümkün olmamaktadır. İyi kalite olduğunu düşündüğünüz bu embriyo genetik olarak normal değil ise hastanın gebelik şansı da azalmaktadır. Morfolojik olarak normal olan embriyoların yaklaşık yüzde 30-40'ında kromozomal anomali yani düşüğe neden olabilecek genetik problemler olduğunu bilmekteyiz. Bu embriyoların transferi rahime tutunmama ve tutunma olur ise de düşük ile sonuçlanmaktadır. Daha düşük bir ihtimal ise anomalili bebeklerin doğması şeklinde sonuçlanmaktadır" dedi.

 

KGH yöntemi ile embriyoların taranması günümüzde tekrarlayan başarısız tüp bebek hastalarında, tekrarlayan düşükleri olan ve 40 yaş üzeri tüp bebek tedavisi gören çiftlerde tüp bebek tedavisi sonrası başarı oranının artmasını sağladığını belirten Pabuçcu, “Tekrarlayan başarısız tüp bebek uygulaması olan ve ileri yaştaki kadınlarda (40 yaş üzeri) KGH yöntemi ile embriyo seçimi ve tranferinin bu gruptaki başarı oranını ikiye katlayarak embriyo transferi başına yüzde 32'lik devam eden gebelik oranı ile sonuçlandığı gözlemlenmiştir" şeklinde konuştu.

 

ÜLKEMİZDE KÖK HÜCRE KULLANIMI SINIRLI

Kök hücre tedavisi hakkında da bilgiler veren Pabuçcu konuşmasına şöyle devam etti:

" Vücudumuzdaki tüm hücrelerin temel kaynağı olarak bilinen kök hücrenin farklı hücre tiplerine dönüşebilme ve kendisini yenileyebilme özelliklerine sahiptir. Kök hücre embriyodan elde edilebileceği gibi insan vücudundan da elde edilebilir. Şu anda özellikle bazı kan hastalıkları ve kanserlerde erişkin kök hücre yöntemi ülkemizde de kullanılmaktadır. Embriyonik kök hücreler ile defa tüp bebek yöntemi ile oluşturulan embriyodan elde edildiler. Ancak göbek kordonundan alınan kandan bebeğin plasenta ve amnion sıvısından da kök hücre elde edilebilir. Yumurta veya sperm olmaması nedeni ile bebek sahibi olamayan çiftlerde gelecekte kök hücreler sperm ve oosit üretiminde kaynak olabilir. Ancak etik konulardan ve pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de mevcut yasal düzenlemelerden dolayı bu konuda şu anda bu konuda mevcut çalışma yoktur. Tüp bebek merkezlerine kısırlık ile başvuran hastalara yapılan incelemelerde sperm ve yumurta olmaması tüp bebek işlemini uygulanamaz kılmaktadır. Kişinin kendi sperm ve yumurtası ile gebelik elde edilebilmesi için kök hücrenin kullanımı günümüzde mümkün değildir. Bu konuda hastalarımızı doğru bilgilendirmeli ve bu işlemin şuan için mümkün olmadığı  vurgulanmalıdır."

 

 

KLİNİK ÇALIŞMALARINDA GEBELİK YÜZDE 60'LARDA

Ege Üniversitesi  Aile Planlaması-İnfertilite Uygulama ve Araştırma Merkezi Üreme Tıbbı Derneği Genel Sekreteri  Prof. Dr. Erol Tavmergen ise kısırlığın 1-2 yıllık düzenli cinsel birlikteliğe rağmen gebe kalamama hali olarak tanımladı. Kısırlığın ülkemizde yüzde 10-15 oranında karşılaşılan bir durum olduğunu ifade eden Tavmergen,  “Düzenli cinsel birliktelik halinde herhangi bir problemi olmayan bir çiftin yüzde 85 oranında gebe kalması beklenmektedir.  Ancak bu bekleme süresi yaşı 35'i aşan kadınlarda ilave bir avantaj sağlanmamakta, dezavantaja neden olabilmektedir. Kısırlığa neden olan faktörlerin yüzde 40'ı kadına, yüzde 40'ı erkeğe,  yüzde 20'si ise her iki çifti birlikte ilgilendiren problemlere bağlı ortaya çıkmaktadır. Kısırlık tedavileri arasında yumurtlatma tedavileri, rahim içi aşılamalar, tüp bebek uygulamalarını sayabiliriz. Son yıllarda özellikle laboratuvar ve klinik uygulamalardaki gelişmelere rağmen başarı yüzde 60'lar civarını geçememektedir. Başarıyı etkileyen faktörlerin analizini yaparak bu konuda ilerlemeler sağlanmaya çalışılmaktadır" dedi.

 

 

SİGARA KULLANIMI TÜP BEBEĞİ OLUMSUZ ETKİLİYOR

Tavmergen özetle şunları söyledi:

"Başarıyı etkileyen en önemli faktör kadın yaşıdır. 35 yaş üzerinde giderek hızlanan over kapasitesinde azalmadan söz edilebilir. Sigara içiminin günde 10 tane olması durumunda belli bir süre içerisinde menopoza girme süresinin 3-4 yıl erkene çekildiği bilinmektedir. Üreme fonksiyonlarının menopozdan yaklaşık 8 sene önce bozulmaya başladığı göz önüne alınacak olursa yaklaşık 33-35 yaşından itibaren sorun yaşayacaklarını ifade etmek gerekmektedir. Ayrıca sigara içimi gerek erkek gerekse de kadın eşey hücrelerinin genetik şifresini de olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Sadece pasif içici olanların bile gebe kalabilme sürelerini 5-6 ay ertelediklerini bilmeleri gerekmektedir.

Çevresel faktörler insan sağlığını olumsuz etkilediği gibi üreme potansiyelini de olumsuz etkilemektedir. Sigara tüketiminin tüp bebek uygulamalarında gebelik oranlarını yüzde 50 oranında azalttığı son yıllarda çeşitli çalışmalarda ortaya konmuştur. Erkeğin sigara içicisi olması durumunda bile gebelik beklentisinin yüzde 40 oranında geciktiği hesaplanmıştır."

 

9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof.Dr. Bülent Gülekli de  kongrede ilaçsız tüp bebek yönteminin tartışıldığını söyledi.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim