• BIST 97.334
  • Altın 221,825
  • Dolar 5,6202
  • Euro 6,4302
  • İstanbul : 20 °C
  • Ankara : 12 °C
  • İzmir : 18 °C

Yaşlanan Cerrahın Sonu

Dilek Süzen

Sayısız hastaya ücretsiz ameliyat yapan ve onun deyimi ile “evde ölümü beklemektense ameliyat yaparak zaman geçiren “Halit Ziya Konuralp Hocayı üzen çok şey vardı.

Yıllardır Beyazıt’taki Esnaf Hastanesi’nde yaptığı ameliyatlardan para almıyordu. 0 hastanenin kurucusuydu çünkü. Bu fedakarlığına rağmen ameliyat günlerinde gidiş- geliş taksi parasını bile kendi cebinden veriyordu. "Hasta, yaptığım ameliyatı beğenip 10 milyon lira verse, taksi param çıkıyordu ama vermeyen de oluyordu. Yalnız yaşadığımdan emekli maaşım bana yetiyor. Ben paradan vazgeçtim. Bunca yıllık hizmetime karşılık yaşlılığımda olsun, ameliyat günlerimde araba gönderip aldırsalar sonra geri getirseler, başka bir şey istemem" diye sitemini de dile getirmişti.

"MESLEKDAŞIMIN KURBANI OLDUM"

Bunları anlatırken kah gözleri doluyor, kah sesi titriyordu. Sohbet sırasında o kadar samimi olduk ki kızlarını, damatlarını ve özel bazı sorunlarını da anlattı. Nasıl evlendiğini, ilk karısının kıskançlığını, ikincisiyle nasıl evlendiğini, onu ne kadar sevdiğini, onun eksikliğini hep içinde hissettiğini filan.
Halit Ziya Hoca konuşmasında meslekdaşlarının nasıl “kurbanı” olduğunu da anlattı: "Esnaf Hastanesi’nde ameliyatım vardı. Hastanenin kapısında taksiden indim, yağmur yağıyordu. Bir vatandaş elimden tutup kaldırıma çıkmama yardımcı olmak istedi. Ama sertçe elime dokunduğundan dengemi kaybedip kaldırıma kapaklandım. Elim çok ağrıdı. Hastanede röntgen çekildi, kırık vardı. Hemen orada bir doktor alçıya aldı. Ama iyi alçı dökülmediğinden alçı söküldükten sonra elimde rahatsızlık hissettim. Kırık yanlış yerden kaynadı ve bilekte hafif şişlik kaldı. Yani bir doktor olarak meslekdaşımın kurbanı oldum."


GİTMEMİ İSTEMİYORDU

Röportaj bitmişti, kalktım ,izin isteyip gidiyordum ki yandaki komidinin üzerinde duran bir marketin satış fişini gösterdi ve başladı alışverişe gönderdiği kızdan yakınmaya, "Haftada 3 gün geliyor, hem etrafı topluyor, hem alışveriş işlerime bakıyor." Elindeki pusulayı göstererek, "Bak kola, deterjan , ? marka salça diyor. Mutfakta böyle bir salça yok. Geçen seferde böyle bir şey oldu. Ses çıkartmadım ama yine yaptı. Ben şimdi ne yapayım Dilek kızım."

Biranda ne diyeceğimi şaşırdım.

 "Madem iki defa yaptı, pusulayı da göstererek kendisiyle konuşun" dedim. Her hareketinden gitmemi istemediği belliydi.
Çeşitli bahaneler bulup beni orada tutmaya çalışıyordu. Ama bende dayanacak güç kalmamıştı, yüksek sesle  konuşmaktan, uzun süren röportajdan başım ağrımaya başlamıştı.

"Sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim. Zaten epey vaktinizi aldım. Röportaj için teşekkürler" deyip elimi uzattım. "Aman Dilek ciğim iyi ki geldin, hiç olmazsa konuşacak insan bulabildim, bir gün de böyle geçti."


AYDIN' I AZARLA

Yine gözleri dolmuştu. Öyle bir ağlamaklı ses tonuyla konuştu ki, benim de gözlerim doldu, göstermemek için başımı çevirdim. Komidinin üzerindeki kağıtların arasından birini seçip bana uzattı. "Gitmeden önce senden bir ricada bulunayım. Şurayı arar mısın? Dün aradım. Bugün evden çıkmamamı ve bir paket geleceğini söylediler. Bak saat kaç oldu, kimse bir şey getirmedi."
Onu kıramadım , kargonun kağıdında yazan telefonu aradım. Çıkan kıza durumu anlattım. Kız teslimatın Aydın beye yapıldığını söyledi. Kulağım telefonda, her söylenileni yüksek sesle bir kez de ben tekrarlıyordum ki Halit Ziya Hoca duysun . Aydın adını duyunca, işaretle tamam dedi. Telefonu kapattım.

" Bizim kapıcının adı Aydın, o almış olmalı"

Bu işi de hallettiğime göre artık gidebilirim diye düşündüm ama nafile? " Aydın ‘a bir soralım" dedi. Ve kapının yanındaki diyafondan kapıcı ile konuşmaya başladı. Adam herhangi bir paketin gelmediğini söylüyordu. Halit Ziya Hoca diyafonun düğmesinden elini çekip bana, "Ne olur, sen konuş Aydınla. Biraz da azarla " demez mi?
Tanımadığım adamı hangi nedenle azarlayacaktım! Başını yana yatırıp yalvaran bir ses tonuyla isteğini tekrarlayınca başladım kapıcı Aydın’ı haşlamaya.

DÜŞTÜK PAKETİN PEŞİNE

Kargo şirketiyle konuştuğumu , kendisinin imza vererek emaneti aldığını söyledim. Adam kekelemeye başlayınca yüklendim, "Nereden bulursan, bul " dedim.

Artık söylenecek bir şey kalmamıştı, yavaşça oradan uzaklaşmaya çalıştım ama, onun beni bırakacağı yoktu.
Elini omzuma koyarak, "Hadi birlikte aşağı inelim" demez mi, bir şey diyemedim. Aşağı indik, kapıcıya gelmesini söyledim. Bir süre sonra kapıcının oğlu olduğunu öğrendiğim bir çocuk yanımıza geldi. "Babam hatırladı, kargodan gelen mektupmuş,posta kutusuna koymuş."

Kutuyu açtı , ama içinden bir şey çıkmadı. Halit Ziya Hocaya dönerek, "Siz almışsınız" dedi. Hoca, "Ben bir şey almadım" dedi .

 Baktım olacak gibi değil, babasını çağırmasını söyledim.
3-5 dakika sonra kapıcı yanımıza geldi. O da aynı şeyleri söyledi ama Halit Ziya Hoca’nın beklediği şey paketti. Öyle ya koskoca Köyceğiz’den mektup mu gelir? Orada tedavi ettiği bir hastası varmış. Paketi o göndermiş olmalı. Hoca olmayan pakette hediye bekliyordu açıkcası?

Kapıcıyla Halit Ziya Hoca, yok mektuptu, yok paketti derken ben arada kalmıştım. Ne yapacağımı şaşırdım. O sırada apartmana iri yarı, orta yaşlı bir erkek girdi. Bir posta kutusunun önünde durup açtı, bir şey bulamayınca kapattı.

Yanımızdan geçerken hocaya selam verdi. Adam asansöre binmişti ki, Halit Ziya Hoca, "Bak o almış olabilir. O da doktor. Bana gelen dergileri hep o alıyor."

Ne diyeyim artık. Zaman ilerliyor, röportaj yaptığım bir kişinin çok yakınıymış gibi hareket etmeye başlamıştım. Kapıcıya döndüm.

"Hoca paket diyor, lütfen bulun o paketi"

Kapıcı çıldıracak hale gelmişti, ellerini iki yana açarak, "Hanımefendi paket filan değil. Hoca yoktu, imza karşılığı bir davetiye bıraktılar, bende zarfı onun posta kutusuna koydum, almış olmalı. O bunu çok yapıyor."

Hocaya dönerek,

" Hocam yukarıya baktınız mı? Sakını orada olmasın. Şöyle dar uzun beyaz bir zarftı." Hoca,

 "Yok canım her tarafı aradık."

Bana dönerek, "Öyle değil mi, hiç öyle bir zarf gördük mü?"

Ne diyeyim, nereye bakacaktık ki? Sustum .

 "Hocam kapıcıyı dinleyin, bir kere daha yukarıya bakın. Yarın hastanede görüşürüz " dedim ve onun bir şey söylemesine fırsat vermeden yanından uzaklaştım.

O KADAR ÇOK KONUŞTUK Kİ

Ertesi günü ameliyat sırasında fotoğrafını çekecektim. Hastanedeki odasına gittiğimde uzaktan bana şöyle bir baktı, "Kimsin" dedi.

 Biraz yaklaştığımda da, "Aaa Dilek sen misin, gel otur" dedi.

Yanındaki 20 yıllık yardımcısı Gönül Hanıma dönerek, "Dün sana anlattım ya, işte o gazeteci." Meğer her akşam yardımcısı onu telefonla arıyor, hatır soruyor birlikte dertleşiyorlarmış. Bana dönerek, " Dün nasıl rahat yatabildin mi, ben uyuyamadım. O kadar çok konuştuk ki, yoruldum. Sen gittikten sonra gece 24.00’e kadar uyuyamadım."

Uzun süre yüksek sesle konuşmaktan başımın çatlayacak gibi ağrıdığını,eve gider gitmez üstümdekileri çıkartıp ağrı kesici ilaç alıp kendimi yatağa zor attığımı nasıl söylerdim.

86 YAŞINDAKİ CERRAH İŞ BAŞINDA MUTLUYDU

Ameliyathaneye üzerlerimizi değiştirip gereken kıyafetleri giyerek girdik. 86 yaşındaki bu cerrah, gerçekten ameliyatı kendisi mi yapacaktı, merak ediyordum. Bir ara hocanın yanına yanaşarak, "Sizi dün çok yordum" deyince, elimi tutup sıktı ve bir süre bırakmadı.

 " Ne demek, hiç olmazsa konuşacak birini buldum. Saatler daha çabuk geçti. Kardeşim, ablam, anam, babam, kimsem kalmadı bu dünyada. Benim gitmem gerekirken geçen ay kardeşim gitti. (ölümden bahsediyordu.) Sen canın sıkıldıkça bana gel, konuşur, dertleşiriz."


Hastaya narkoz verildi. Eline bistüriyi alan hoca, başladı işe koyulmaya. Neşeliydi ama hemşirelere ve yardımcısına emirler yağdırmayı ihmal etmiyordu.

"Boyacı gel, boya şurayı."

Hemen yanında, elinde küçük bir şişe tutan bir kişi, hocanın gösterdiği yeri küçük bir fırça darbesi ile işaretledi. İşe koyuldular.

 Hoca beni çoktan unutmuştu. Fotoğrafları çekip " Ben çıkıyorum, size kolay gelsin" dediğimde duymadı bile. İşine kendini öyle vermişti ki?

 86 yaşındaki bu cerrahın, burun ameliyatı yaparken elleri bile titremiyordu.

Zaten onun yaşında dünyada ameliyat yapan başka cerrah yoktu o tarihte…

 

Bu yazı toplam 12601 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
gurgucali
28 Mayıs 2013 Salı 16:32
İhtiyar hekim
Çalıştığım fakültenin dev isimlerinden birini hastane bahçesinde gözleri yaşlı buldu.Hayrola hocam,diyip odama götürdüm.Oğlum yazılacak bir reçetem var.Yardım için kliniğe gittim,herkes odasının kapısını kitleyip,gitmemi bekledi,üzüldüm,dedi.Ben gerekeni yaptırdım.Ayrılırken,bir gün gelecek, sanada bunu yapacaklar,hiç birine güvenme,dedi.Gençtim ve o sözlere gülüp geçmiştim.Ne yazık ki hoca haklıymış.
85.97.227.105
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Sağlığın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 259 58 09 | Haber Yazılımı: CM Bilişim